/i/Tarih

''Tarih bir meslektir, bir hobi, gevezelik, anekdot ya da asparagas değildir.'' (Pierre Goubert)
  1. 1.
    +2 -1
    Milattan sonra VI. yüzyıl ortalarından başlayarak, önceleri siyasi ve daha sonraları etnik bir mana olan Türk adının ilk defa ne zaman ve nerede kullanılmağa başlandığı kat’iyetle tespit edilemiyor. Kaynakların kıtlığı, ve mevcut kayıtların da karışık olması – bu meselenin hallinde en mühim engeli teşkil ediyor. Türkler kendileri en eski tarihlerine dair yazılı kaynaklar bırakmadıkları için Türk tarihinin eski devirlerini ancak Türklerin komşuları ve çok eski yazılı kaynaklara sahib olan Çinliler vasıtasiyle öğrenmek mecburiyetinde kalıyoruz.

    M.Ö. XVIII. yüzyıla kadar çıkan Çin kayıtlarında Çin’in kuzeyine düşen Tik1 adıyla bir kavim zikrediliyor. Buradaki “Tik” ile“Türk” arasında bir münasebet bulmak istiyenler olmuşsa da – bunun ciddi telakki edilmesi imkansız gibi görülüyor. iran efsanelerindeki “turan” ile “Türk”ü aynı köke bağlamanın da ne dereceye kadar doğru olduğu kat’iyetle tespit edilemiyor; maamafih “tur” kökünün “Türk” ile herhangi bir şekilde ilgili olması muhtemeldir. Avesta’nın Sanskritçe tercümesinde“Tura” ve “Truşkah” olarak gösterilen kavim adının Türklere ait olduğu zannediliyor. Avesta’nın bir kısmını teşkil eden Bahman Yaşt’ta birçok kavmin adı zikredilirken, “Xuon Turk” adı da geçiyor; şayet bu söz doğru okunmuşsa Hindistan’a geçen Hunlara “Türk” adı verilmiş olduğu anlaşılıyor; fakat Avesta’nın tercümesi daha sonraki zbir zamana ait olduğundan, buradaki etnik kayıt ve izahların daha evvelki devirler için fazla kıymetli olmadığı aşikardır. Herodot’un eserindeki “Jurkae” ve Pomponius Mella’daki “Turkai” (Mil. sonra I. yüzyılda kaleme alınmıştır) sözlerinde “Türk” adını görmek isteyenler olmuşsa da, bu hususta kat’i bir şey söylemek imkansızdır.

    “Türk” adı -telaffuz ettiğimiz şekilde ve anladığımız manada- ilk defa olarak M.S. VI. yüzyıl ortalarında yazılına Çince kaynaklarda görülmektedir. Tungci, Soei-chou (suy-şu), Kieou-T’ang Chou (Hin T’ang şu) T’an şu adlı mahazlerde, Çin’in kuzey ve batısındaki kavimler anlatılırken, Türklerden Çince telaffuzla, Tu-kü-e (Turyu)lerden uzun uzadıya bahsediliyor. Çinlilerden az sonra (30 yıl kadar) Bizans kaynaklarında da ilk defa olmak üzere “Türk” adı zikredilmeğe başlıyor Bizanslılarda “Türk” adı ile idil nehrinin doğusunda yaşayan kavimler kastediyorlardı.

    “Türk” adı VI. yüzyıl ortalarında doğru tanınmakla beraber, bu isim altında ancak mahdut bir iki zümre veya siyasi birliğin kasdedildiği muhakkak gibi görülüyor. Muhtelif yerlerde ve ayrı “kavimler” halinde yaşayan ve “Türk” ırkından gelen uruğların kendilerine has adları olduğu biliniyor; “Türk” adının umumileşmesi, etnik mana alması ise daha sonraki bir devire aittir; belki de Araplarla, yani islamiyet’le temasın neticesidir. VIII. yüzyıl başlarında Araplar Mavera-ün-nehr’e gelince Türklerle temas etmişler ve Türkçe konuşan bütün Türk kavimlerine ayrı adlarına bakmaksızın umumi olarak “Türk” adını vermişlerdi. islamiyeti kabulden Türkler de kendilerini bundan böyle “Türk” diye adlamışlar ve bu suretle “Türk” adı gittikçe geniş bir mana, yani Türk ırkından gelen bütün kavimlerin adını ifade eder olmuştur.

    “Türk” adının manasına gelince, bunun izahı yolunda öteden beri tecrübeler yapılmışsa da hâlâ kat’i bir neticeye bağlanmış sayılamaz. Bilindiği veçhile tanınmış kavimlerin adlarını izah meselesi de aynı durumdadır: Grek, Frank, Rus vs. kavimlerin adları gibi -bu kadar incelemelere rağmen- ne mana ifade ettikleri ve etimolojileri kat’iyetle tespit edilemiyor.

    Türklerle çok eskidenberi temas halinde bulunan ve bu adı çok erkenden duyan Çinliler bunu izah etmek teşebbüsünde bulunmuşlardı. Bu hususta “Şuy-şu” adlı eserde şu izahat verilyor:6 “Türklerin (T’u-kü-e), eteğinde kamp kurdukları dağ bir miğfer şeklinde olduğu veçhile bu kavmin dilinde“miğfer”e “t’u-kü-e” denildiğinden, onlar kendilerini T’u-kü-e diye adladılar”. “Türk” sözünün en eski izah şekli bu suretle Çinliler tarafından yapılmış ve halk etimolojisine dayandırılmıştır; bu izah, galiba, bir Türk-moğol sözü olan ve“miğfer” manasına gelen “tugulga” ile ilgilidir. Çin müverrihinin bu izahı, tabiatiyle, ilmi herhangi bir kıymetli haiz değildir; bahusus ki Çinlilerin yabancı kavimlerden bazılarının adlarını“dağ ismiyle” izah etmek isteyişleri biliniyor. “Türk” adını Çinlilerin yaptıkları gibi “miğfer”le ilgili görmek isteyen bazı alimler de olmuştur. Farisideki “terg”in de “miğfer” manasına geldiğine işaret edilerek “Türk” ile “terg” arasında bir münasebet olduğuna ihtimal verilmişti. Moğolca “miğfer”e“tgulga” denildiğine, J. Schmidt, daha 1824’te işaret etmiş ve bunun “Türk” sözünü ifade için Çinliler tarafından “T’u-kü-e” şeklinde kaydedildiğini zannetmişti.

    islam müelliflerinden bazıları “Türk” adını, arapçadaki“bırakmak, terketmek” manasına gelen “terk – vK0” ile izah etmek istemişlerdir. Arap coğrafyacılarından ibn al-Fakih al-Hamdani böyle bir izahı ileri sunmuştur. Mu katil bin Süleyman’a göre: Türkler seddin (yani Ye’cuc Me’cuc Seddi) arkasında “terkedildikleri” için “Türk” adını almışlardır. Gerdizinin eserinde (M.S. 1050-1052’lerde yazılmıştır)“Türkistan’ın abadan memleketlerden uzak düştüğü için, Türklere böyle bir ad verildiği” kaydedilmiştir.

    Reşidüddin’in Cami’ üt-Tevarihi’nde olduğu gibi, Ebülgazi Bahadur Han’ın Şecere-i Türk’ünde “Türk” adının izahına girişilmiyor. Mahmud Kaşgari’nin Divan-ı Lugat it-Türkü’nde de bu hususta izahatta bulunulmuyor. Türk veya Moğol tarihiyle meşgul olan modern bilginlerin bu mesele üzerindeki görüşlerine gelince: Deguignes, Yafes’in sekiz oğlundan birinin“Türk” olduğu hikayesini tekrarlamakla yetinmiştir. Osmanlı-Türk tarihinde derin vukufu olan ve Türk tarihinin diğer sahalarını da inceleyen Joseph von Hammer ise “…şecerenin ilki olan Türk… her halde Herodot’un eserindeki “Targi-taos” ve Mukaddes Kitab’taki “Toghrama”dır” diyor.11 Franz von Erdmann, Sarsılmaz Temuçin adlı eserinde (1862) “Türk” sözünü, eski kaynaklarda adları geçen “Tür”lar, “Taur”lar,“Trit”ler, “Toret”ler, “Turak”lar ve hatta “Trak”larla ilgili olduğunu ileri sürmüştü. Buna benzer iddialara başka yazılarda ve hatta zamanımızda bile tesadüf edilmektedir; bu adın (yani“Türk”ün), iskit’e olduğu iddia edilen, “turku”nun (deniz yakınındaki adam) ta kendisi olduğu dahi ileri sürülmüştü. Bu ve buna benzer izahların hiç bir ilmi kıymeti yoktur, ne tarihi ve ne de filolojik esaslara dayanmaktadır.

    “Türk” adının ilmi olarak izah edilmesi ilk önce macar alimlerinden H. Vambery ile başlar. Mezkur alim bu sözün kökü“töre, törü, türemek”le izah edilebileceğini ileri sürmüştü. Vambery, bu köklerden gelen “Türk” adının “yaradılmış olmak “ manasına gelen bir sözle ilgili olduğunu belirtmişti. Bu izaha göre: “Türk”-”mahluk” yani “adam” demek oluyordu. Vambery’nin bu tefsiri B. Munkacsi12 ve Fuat Köprülü13 tarafından kabul edilmişse de, tanınmış Turkologlardan J. Nemeth bu görüşü şu dört sebepten ötürü doğru bulmuyor:

    1. “Türk” adı ancak M.S. VI. yüzyılda bilindiğine göre, bu ad Türklerin ilk isimleri olamazdı; dolayısiyle “adam, mahluk” manasına alınması da mümkün değildir.
    2. Türk dillerinde “mahluk”, adam manasına gelen ve “Türk”ü andıran herhangi bir söz mevcut değildir.
    3. “Töre-türe” ancak Osmanlı Türkçesinde “ü” iledir, ve eski şekli “ö” olması icabeder.
    4. “Türk” adı başka türlü de izah edilebilir.

    (bkz: xitxi)
    ···
  1. 2.
    0
    yaani ??
    ···
  2. 3.
    0
    Okumayın kör oldum
    ···
  3. 4.
    0
    yani kardes kendime ne dicem simdi
    ···