/i/Hikaye

Herkesin bir hikayesi var, ya senin hikayen nedir?
    başlık yok! burası bom boş!
  1. 26.
    +3
    gunun en sevdigi saati, ruhen kendiyle basbasa kaldigi uyku saatleriydi. dusunmeden uyumazdi hic, uyuyamazdi. o gunun muhasebesini yapar, yarinin planini cizer belki biraz hayalle susler dusuncelerini ve oylece uyurdu. bugunu dusunuyordu. zorlama hareketlerini sahte gulumsemesini dusunuyordu. sevdigi erkegi tanimaya basladiktan sonra bitmisti bu iliski belli ki ... onun dokunuslarina tahammul edemiyordu, bu ne demekti .. ? bu gece sevisirken harun'u cezalandirmak icin, harun'un deli gibi kiskandigi ozan'i duslemisti. hayvani bir durtuydu, intikamin bu denli sinsice sessiz ve acimasizi esen'in masum suratiyla tezat olusturuyordu. sirti bacaklari ve beli gibi beyni de agrimaya baslamisti... yorgundu. 20 yasinda gibi hissettigini soyleyemezdi dogrusu. harun'un gidisiyle yeni bir baslangic yapmaya, ozgurlugunun, guzelliginin ve zekasinin tadini cikarmaya karar vermisti.
    ···
  2. 27.
    +4
    esen, istanbul'da toplu tasima cilesinin hukum surdugu mevkiilerdeki ogrencilik hayati boyunca ilk defa bu kadar mesafeyi taksiyle gitmisti. harun ilk defa hosuma gidecek birseye sebep oldu diye gecirdi icinden, gulumseyemedi kendi kendine yaptigi bu sakaya. cunku birazdan ataturk hava limani'na varmis olacaklardi ve 5 aylik ayrilik baslayacakti. ilk kez birlikte gecirdikleri bunca zamandan sonra araya girecek bu ayriligin onlara nasil gelecegini cok merak ediyordu esen. dusunceler hizla birbirini kovalarken taksi hava limaninin giris kapilarindan birinin onunde durdu. tam 3 tane devasa valiz arabadan indirildiginde, arabanin yerden gozle gorulur sekilde yukselisini izledi esen. x-ray seremonisinden sonra boarding saatini beklemek uzere harun, harunun annesi meral hanim ve harunun babasi talha bey, esen'in karsisinda sismanlik sirasina dizilmiscesine oturuyorlardi. annesinin ogutleri ve uyarilari bitmek tukenmek bilmiyordu.. bu kadin susarsa olecegini falan mi zannediyordu? allah'im ne sevimsiz bir aile diye dusundu. sonra kizdi kendine, boyle bir gunde bile giderek ne kadar acimasizlasabiliyordu. kendindeki bu degisimden memnun olmaya calisiyordu esen. harun'un ucagi kalktiginda ve esen havalimanindan ciktiginda, yeni bir donem baslayacakti esen icin. istanbul'a harun'un yanina geldiginden beri, aylardir iliskilerini gozden gecirmis, empati yapip durmustu. kinanma korkusu, onu bu durumu baskalarina anlatmaktan alikoymustu. ama hakliydi elbette. bunca fedakarlik, yillardir suphesiz sadakat, bir suru emek, maddi manevi hasar ... degmemisti bunlara. harun, esen'i koluna takip gezdirmeyi misyon edinmis, ondan daha iyisini bulamayacagi icin bir sekilde kendine mecbur etmis ve esen'i kucuk yaslarindan beri kendi lehine degerlerle doldurmus bir gosteris budalasindan baska birsey degildi.
    ···
  3. 28.
    +1
    duygusal hallerinden nefret ediyordu esen. basina ne gelsiyse duygusalliktan gelmisti zaten... duygularini operasyonla aldirabilme sansi olsaydi keske.. harun'a veda ederken mesafeli davranmaya soz vermisti kendi kendine. ama bogazi dugumleniyordu iste. kendine hakim olamadigi en ufak surede gozyaslari oluk oluk akacakti biliyordu. kotu anilarini dusundu kendini acimasiz hissetmek icin. ha gayret, oluyor gibiydi... check-in isini hallettikten sonra, harun pasaport kontrol kuyruguna girecekti artik ve bu da ayrilma zamani demek oluyordu... biletsiz olanlar pasaporttan sonrasina devam edemezlerdi. harun'dan sonra ailesi de memleketlerine geri doneceklerdi. vedalasma fasli bitmek bilmiyordu. annesi harun'a yolluk bir suru yiyecek hazirlamisti... dolmalar, borekler. esen, meral hanima bunlari ucaktan iceri sokmanin imkansiz oldugunu anlatmaya calisirken, harun'dan yemeye aliskin oldugu fircalarin bir benzerini meral hanimdan da nispeten yemisti. yipranmis sabrini zorlamadi esen, 'birak rezil olsun, akli basina gelsin' dedi icinden, oyle de oldu. arama esnasinda yemeklerinin bir bir cope gitmesi meral hanimi kahretmisti. veda sirasi esen'e geldiginde, harun'un yorgunluktan ve stresten kizaran ve iyice sisen terli yuzu, esen'in yuzune son kez temas etti. esen babasinin taksidini hala odemekte oldugu fotograf makinesini harun'a vermisti. harun, ardinda biraktigi ailesinin fotografini cekti, el salladi ve gozden kayboldu.
    ···
  4. 29.
    +1
    ataturk hava limanindan sonra ikinci durak bayrampasa buyuk istanbul otogariydi. Yavrularini gonderdikten sonra, anne ve babasini da yolcu etme gorevi hayirli gelin esen'e dusmustu. Istanbul trafiginden nasibini alan otobus, gara gec giris yapmisti ve esen artik uykusuzluktan ve yorgunluktan bayilmak uzereydi. Daha cok isi vardi, harun'un evindeki tum esyalarini yurda tasiyacak guzelce yerlesekti yurduna. Esyalarinin bir kisminin harun'da bir kisminin yurtta olmasi o kadar zordu ki... Aradigi hic birseyi bulamiyordu. Ama simdi sadece tek bir yeri vardi, yurdu. Oh be! Bayrampasa'dan metroya atlayip eve gitti, esyalarini toplarken artik dizleri tutmaz olmustu, ve son gucuyle esyalarini yurda goturdu...
    ···
  5. 30.
    +1
    oda arkadaslarini gorunce ici acildi esen'in. degigib yuzler gormek iyi gelmisti, ozellikle harun'un anne ve babasinin misafirlik triplerini cektikten sonra. arkadaslariyla el birligiyle dolabini yeniden duzenlediler. temizlik ve duzen esen'e inanilmaz bi haz veriyodu. tum yorgunlugu gecmisti sanki. yatagina uzandi biraz, gozlerini dinlendirdi. allah ucakta harun'un yanina oturan her kimse sabir versin, simdi dogdugu gun ve saatten baslayarak tum meziyetlerini anlatir dedi, guldu icten ice. tam ici gecmisti ki tanidik bir melodiyle irkildi. telefonuydu calan. ozandi. 'nasilsin prenses?' esen; 'iyiyim be ya.' ikisi de egeli oldugu icin bu siveli konusmalar aralarinda espri konusuydu. ozan; 'bu gece bara geliver gari o zaman.'. esen;' seninle nasil yorgun oldugum konusunda bi beyin firtinasi yasamak isterdim ama o kadar yorgunum ki ozan... biliyosun uzerimden baskul ailesi gecti.' gulduler. esen kahkaha atarken karin kaslarinin acidigini hissetti. gundelik temizlik isine falan mi girseydi? bu performansla paraya para demezdi. telefonun diger ucundaki ozan'la konusmaya geri dondu; 'yurdun bahcesine helikopter indirirsen belki gelirim adim atacak halim yok be ozancim.' bu cumleden sonra utandi esen, bu sevimli cocuga boyle simarik davranmamaliydi. esen'i ilgisiyle simartiyordu ozan. ozan'a davrandigi gibi harun'a boyle simarik davransa, harun'dan allahin tribini ve fircasini yerdi suphesiz. neyse, simdi harun'u dusunecek enerjisi yoktu. ozan konusmaya devam etti; ' neselenirsin bak iyi gelir, bikac parca calariz sana, bi bardak bisey icersin. tam kavustuk derken ayrilik derdi geldi catti yine..' esen son birkac ayda yasadiklarinin intikamini almak istermiscesine sordu; ' kactaydi sizin sahneniz?'
    ···
  6. 31.
    +2
    guzelce bir dus aldi. kim ne derse desin insan hangi ruh halinde olursa olsun kisa bir dus mukkemmel bir histi. dustan cikip aynaya bakinca uzun suredir kendisiyle ilgilenmedigini farketti. kaslarini sekillendirdi, vucudunu nemlendirdi, tirnaklarini torpuledi oje surdu, saclarini taradi ve gece cikana kadar hafif dalgali durmalari icin guzelce ordu. tazelenmis ve degerli hissetmeye baslamisti. yurtta oldugu icin ailesine karsi herhangi bir sucluluk duygusu da hissetmemekteydi su an. yaptiklarinin sizisi hala icindeydi ama su an en azindan kendinden memnundu. en cici ses tonuyla babasiyla telefonlasti, daha da iyi hissediyordu. yalniz degildi, ailesi uzakta da olsa akillari her an esen'in yanindaydi, oda arkadaslari cevresinde neseyle muhabbet ediyorlardi. insan yasina gore yasamaliydi, tabi ya.. harun sayesinde almak durumunda kaldigi sorumluluklar esen'e yasli hissettirmisti. aklina bi sarki sozu geldi, cok severdi ; 'bugun kendimi tonlarca yuk tasiyan gemilerin denizi gibi hissediyorum, kaldirma kuvvetim var ama sehrin atiklari icime akiyor... ' yok yok dram istemiyordu su an. hersey yolundaydi iste. derslerine yogunlasacakti, hayatindaki tek arkadasi harun'du, ama artik oyle olmayacakti. bu civil civil odayi birakmak istemedi hic ama artik giyinip cikmaliydi. butun kiyafetlerini ayni dolapta bulabilmenin verdigi hazla giyebilecegi en guzel kiyafetleri giymisti esen. kendine zar zor yetebilen orta halli bir anne babanin evladi olmasina karsin, muslugun suyu esen icin sonuna kadar acikti. ne cok kiyafeti vardi. babasi, 'kaliteli yasa kizim' derdi hep. ' kaliteli ortamlarda ye ic, kaliteli insanlarla tanis.. az ye, en guzelini ye. bir tane al ama en pahalisini en kalitelisini al, ki omrunun sonuna kadar giyebilesin..'
    iyi bir ailenin kizi olabilmek ne agirdi. hele ki biraz duygusal ve vicdanliysaniz. 'sana layik olmaya calisicam baba. elimden geldigince.. ama once bazi yaralarimi sarmam gerek..' dedi icinden. yemekhanede bir kase corba icti ve tramvaya dogru yurumek uzere yurttan cikti.
    ···
  7. 32.
    +1
    binbir cesit insanin ve binbir cesit kalabaligin bir arada bulundugu bu sehirde yasamak akil kari olamazdi. aksamin 10'u olmasina ragmen tramvay tika basa doluydu, bu kadar insan nereden geliyor nereye gidiyor diye sitem etti icinden esen. kotu kokuyordu insanlar. yikanmak kolay bir eylemdi aslinda, su ve sabun. offf 15 dakikalik taksim yolu bitmek bilmemisti. herkes hayatinin bir kismini bu sehri tecrube ederek gecirebilirdi, ozellikle ogrencilik zamaninda istanbul'un sonsuz imkanlarindan faydalanmak akillicaydi, ama koca bi omur bu sehirde heba edilmemeliydi. kararliydi, istanbul'a kendini kurban ettirmeyecekti. kucuk kafasinin ici yine olumsuz dusuncelerle calkalanirken, tramvaydan indi funikulere aktarma yapti ve 3 dakika sonra istiklaldeydi. taksim'de gece yavas yavas basliyordu. soguk havaya en cok yakisan koku suphesiz kestane kebap ve kozlenmis misir kokusuydu. her adimda istiklal caddesi'nden baska bir muzik sesi yukseliyordu. esen'in gidecegi bar bir heavy metal club'di, imam adnan sokak'a girdi ve birazdan karanlik ortamda ozan'i aramaya baslayacakti.
    ···
  8. 33.
    +3
    daha once buraya harun'la beraber bircok kez gelmisti esen fakat bu barin bu kadar eglenceli oldugunu farkedememis olacak ki kafasini nereye cevirse gorduklerinden zevk aliyordu. insanlar egleniyordu, ozgurce.. ozgurlugu sapkinlikla karistirmayan olgun insanlarla dolu bir ortamda olmaktan hosnuttu. yuksek muzikli ortamda sesini duyuramamis olacak ki, ozan kendini esen'e sacini cekerek farkettirdi. bunu ilk yapisi degildi. hemen her gorusmelerinde esen'e saclariyla ilgili methiyeler duzerdi. her defasinda esen de ozan'in bal renginden daha acik renkteki isil isil gozlerine ovguler yagdirmak isterdi ama bunu yapmak icin once bu dusuncesini kendine acikca itiraf etmeliydi. harun'un onurunu kiracak en ufak bir hareketten kacinirdi, eskiden... ama deyim yerindeyse harun'dan yedigi bunca kaziktan sonra vurdumduymazlik genleri hucrelerine yerlesmeye baslamisti. 20 yasindaydi, menepoza girmeye daha cok var diye dusundu, icinden kendine gulumsedi ve ozan'in koluna girdi, bos bir masaya gectiler. esen'in baslangic olarak tekila ismarlamasi ozan'i ziyadesiyle sasirtmis olacak ki suratina o sevimli sapsal ifadesini coktan takinmisti bile. 'icmezdin sen prenses?'
    'uzerimden tir gecmis gibi yorgunum ozan, enerjiye ihtiyacim var, daha sen sahneye cikacaksin, bunun headbang'i var, pogo'su var.. isimiz cok.. beni buraya getirdin, enerji masraflarim da sana ait.' masum yuzu gulumsedi.. birinin kendisine birsey ismarlama yukumlulugu olmasindan nefret ederdi esen. ne yani, esen kiz da ozan erkek diye esen'in yiyip ictigini ozan mi karsilayacakti? 'igrenc' diye gecirdi icinden. esen'in de kolu bacagi beyni ve cebinde kendine yetecek parasi vardi. 'yine filozof tarafim tuttu' diye soylendi icinden ve tekilasinin bir an once gelmesini diledi. gevsemek istiyordu.
    ···
  9. 34.
    +2
    ozan'in muzik grubu ile sahneye cikma saati gelmisti, zaten bu gurultude muhabbet edemiyorlardi. bugun yurtta zaten kizlarla cene calmaktan agzi agrimisti esen'in, simdi biraz muzik dinleyecek ve abartmadan tadina vararak ickisini icmeye devam edecekti. ve esen'in sapsal suratli iyi kalpli arkadasi sahnedeydi, elinde gitari ile sanki kimlik degistirmisti. boyu ne kadar da uzunmus diye dusundu. tamam kendine itiraf ediyordu, hos cocuktu bu ozan. ve bircok bayan hayrani vardi, bunu anlamak icin etrafina soyle bir bakis atmasi yeterli oldu esen'in. ozan ile samimiyetlerini dusununce koltuklari kabariverdi birden. bir tekila daha ismarlamak icin guzel bir bahane diye dusundu. ama bu muzigin ickisi de ancak tekila olabilir dusuncesiyle tuz ve limon esliginde shotlari yuvarladi esen. icki meraklisi degildi ama sarhoslugun bu evresi de tadindan yenmiyordu. bir kac saat icinde kusacagindan suphesi yoktu.. kusma korkusuyla sarhos olmamayi tercih etmek, hayatini kaybetmek korkusuyla yasamamayi tercih etmektir dedi ve kahkahalara boguldu. ve kafasini kaldirdiginda ozan'in bal rengi gozlerinin icinde buldu kendini. ne kadar suredir boyle bakiyordu o'na ?
    ···
  10. 35.
    +2
    esen tabulari olan bir kizdi. rahat vermezdi kendine oyle kolay kolay. yanlis anlasilmaktan odu kopardi ve kimsenin yaninda basitlesmek istemezdi. duygusal olup duygularini her daim gizli tutmaya calismak zordu, ama onun isi buydu. sinirlari vardi, mesafeler dolusu hem de. ama bu gozu kor olasica alkol kafana vura vura aklindakini aciga cikartiyordu iste. mesela simdi cani ozan'in gozlerine bakmaya devam etmek istiyordu. alkolsuz olsaydi ozan'la gozgoze gelisini muziplige vurur, dil cikartir, siritir ve konuyu kapatirdi.ama simdi gozlerini kaciramiyordu. transa gecmis gibi izliyordu onu gitarini calarken. yeni bir shot daha getiren kirmizi sakalli cocuk esen'in dikkatini dagitmisti ve bir anda irkilmesi sonucu az once yaptigi seyin utanciyla hic vakit kaybetmeden shot'ini kafaya dikti. ayni anda ozan, 'yeter artik icme' isareti yapti, iste simdi esen icin dil cikarma zamaniydi. ama evet biraz yavaslasa iyi olacakti, hafif biseylerle devam edecekti, sirasiyla birer tane sex on the beach ve martini icti, kapanis olarak da (bu sefer kadeh olarak) margarita soyledi. bu hafif yaz ickisi bu bogucu ortamda hararetini almisti. 3 saatlik program sonunda bitmisti, bu sure zarfinda calmaya ara verdikleri olmustu ama o kalabalikta ozan esen'e ulasamayacagini bilip, bu arayi cis molasi olarak degerlendirmisti. sonunda yan yanaydilar. canli muzigin ardindan, barda esen'in sansina scorpions, megadeth, opeth ve marduk parcalari caliyordu. ne uzun gundu, cok erken baslamisti bugun ve hala devam ediyordu, keske hic bitmeseydi. mekanin bahcesindelerdi, ozan kendine bir bira soylemisti, esen de istedi ama ozan engel oldu, hakliydi. oksijeni de alinca gozleri bulanik gorecek kadar sarhos olmustu. neyse ki ozan gibi cok guvendigi bir arkadasinin yanindaydi.
    ···
  11. 36.
    +4
    'bu saatte ve bu halde devlet yurduna gidip uyuyacagim diyecek olursan seni bir yumrukla ayiltirim' dedi ozan. hakliydi, alkollu olarak yurda girmek disiplin cezasi demek oluyordu ve 2 defa ceza alirsa yurttan atilirdi. bu da maddi manevi problem demekti. ozan hakliydi, zaten yurttan cikarken bu gece oraya geri donmeyecegini biliyordu. 'bana gelirsin' dedi. 'iyi fikir, o zaman kira bedeli olarak sana bikac tane islak hamburger ismarlayayim.' dedi esen kocaman gozlerini acarak. 'hadi o zaman, sahnede gaz yapmasin diye oglenden beri ac geziyorum..'
    yurudukce oksijenin beynine gitmesiyle esen'in zihni acilmaya basladi. midesi burkuluyordu ve basi donuyordu. acliktandir diye dusundu, yurttan cikarken de bi kase corba icmisti sadece. nefes almadan islak hamburgerlerini mideye indirdiler, ozan konuyu harun'dan acti sonunda. 'cokran varmistir. aradi mi yerlesmis mi?' harun esen'i degil ailesini armisti, ve annesi meral hanim da esen'e haber vermisti sagolsun. konuyu fazla uzatmak istemediginden artik eve gitmeyi rica etti esen. zaten midesi pek iyi degildi, uyumak iyi gelebilirdi. bos taksi bulabilmek icin meydana yurumeye basladilar, esen midesinden agzina aci bir tat gelmesiyle tedirgin oldu, kusmaktan korktu, sarhos ta olsa bunun utanc verici olacagini kestirebiliyordu, hem de ozan'in yaninda. bu geceyi ozan'la gecirebilmek icin sahne onunde yirtinan kizlari dusundu, esen'in yerinde olabilmek icin neler vermezlerdi. ama esen bu rock star'in uzerine kusmak uzereydi. kusmak kelimesini bir kez daha telaffuz etmesiyle siddetli bir basinc hissetti midesinden yutak borusuna dogru. yere kapanmis, agiz dolusu kusuyordu. islak hamburgerleri cignemeden mi yurmustu ? butun butun cikmislardi sanki, aman allah'im ne utanc verici, acilen ölmem lazim diye dusundu bu kisa sure zarfi icinde. ayni anda ozan etraftaki bufelerden kaptigi mendil ve suyu yetistirdi, esen'in saclarini topladi ve hava almasini sagladi, mendille yuzunu silmeye calisti ki esen yapacagini yapti, tekilaya bulanmis islak hamburgerlerin geri kalani ozan'in kollarina yayilmis durumdaydi. esen turkiye'yi terketmeye o an karar verdi.
    ···
  12. 37.
    +2
    midesinin rahatlamasiyla rehavet cökmustu esene, simdi yari uyur yari uyanik vaziyette basini ozan'in omzuna koymus takside gidiyordu. Ne ara taksiye binmislerdi? Neyse ki ozan taksiciye arabanin tum camlarini actirmisti. Istanbul'un egzozlu ruzgari yuzune carpa carpa uyukluyordu esen, ömrunun sonuna kadar burada bu sekilde uyusa ne olurdu ki ..? Sonra birden gözlerinin yandigini hissetti, bu igib ta neydi böyle, cok zordu ama yine de bir gözunu acti ve gunes isigi beynine doldu. 'gunaydin seni pis alkolik gececi kusmuklu kiz !' bu neseli ses ozan'dan baskasina ait olamazdi. Dun geceki halleri esen'in gözlerinin onunden bir film seridi gibi gecti, o an camdan atlamak istedi. Sonra kiyafetlerine bakti, uzerindeki kurumus kusmuklarin aci kokusu ile birlikte utanci on kat artti. 'hakkindi prenses, biraz dagitmak hakkindi... Hadi guzelce yikan, kiyafetlerini degistir kahvalti hazir..' kahvalti kelimesini isitince ister istemez esen'in midesinde siddetli bi yanma olmustu. Ama yikanmak icin sabirsizlaniyordu..
    ···
  13. 38.
    +2
    ozan'in evine ilk kez geliyordu. Bekar ve genc bir erkege gore ne kadar temiz ve duzenli bir evdi. Yalniz yasiyordu, mutfagin icinde oldugu kucucuk bir oturma odasi ve yatak ve dolabin anca sigdigi bir yatak odasi vardi. Esen'in ayyasligi sayesinde yatagindan olmustu, hem de saatlerce gitar caldiktan sonra yorgun argin... Alkolun rahatlatici etkileri gectikten sonra, esen eski kuruntulu, tetikte ve evhamli haline geri dönuvermisti. Oysa ki kendine söz vermisti, biraz gevseyecek ve artik 20 yasinda bir genc gibi neseli olacakti. Ilik dus sahiden iyi gelmisti, ozan kendisi icin kiyafetlerinden hazirlamisti esen'e giymesi icin. Bu kiyafetlerin icinde buyumus de kuculmus kiz cocugu gibi durdugunun farkindaydi ama ozan'a daha ne kadar rezil olabilirdi ki? En iyisi moral bozmayi birakip zavalli midesini biraz beslemekti. Ilk lokmasini yuttuktan sonra ne kadar aciktigini hissetti esen, ve sicak cayin efsanevi huzuruna kendini birakti. O anda televizyonda herhangi bir kadin programina denk gelmislerdi ve ozan programdaki herhangi bir dertten muzdarip olmus teyzelerin taklidini yaparak esen'i gulmekten ölduruyordu. Sonra birden esen'in telefonu caldi, arayan numarayi tanimiyordu hatta cozumleyemiyordu bile, yabanci ulke kodu olmaliydi. Tabi ya.. Harun. Ama.. Simdi ne diyecekti peki ? Gidisinin ilk gecesinde, geceyi harun'un en yakin arkadaslarindan biriyle gecirdigi yetmemis gibi, evinde uyumustu. Siddetli bi pismanlik ve korku karisimi his ile bogusuyordu o birkac saniye icerisinde. Ozan durumu anlamis olacakti ki telefonu esen'in elinden aldi ve cevapladi. 'vay dostum, demek hatirladin bizi. Evet evet yanimda. Sana soz verdigim gibi, yalniz kalip oturup aglamayacak oyle, yurda kapanmak yok. Sen naptin, umdugun gibi miymis? Vay kardesim, hadi kizlara selam soyle heheh. Tamam veriyorum haydi.' harun esen'i istemisti telefona. Esen o esnada kacip dunyayi terk etmek istedi. Ama baska care yoktu, konusmayacak degildi ya.. 'alo. Nasilsin canim, hersey yolunda mi?' sesine sucluluk duygusu olmayan bi renk vermeye calismisti, becerebilmis miydi? Harun; 'yurda git ve aramami bekle.' ve telefon kapanmisti.. Esen ozan'a belli etmemek icin yuzune kapanan telefonun ardindan birkac veda cumlesi kurdu ve o da kapatti telefonu..
    ···
  14. 39.
    +1
    telasini gizleyemediginin farkindaydi, apar topar cikmisti ozan'in evinden, ozan birseylerin ters gittigini kesin anlamistir diye dusundu. Cunku ozan'in da yuzu dusmustu bu telefon konusmasindan sonra. Yurda varmak uzereydi, bunu yapmaktan nefret ediyordu ama dayanamadi ve bir paket sigara aldi yurda giderken. beni bu zikkima para verecek hale getirenlere yaziklar olsun dedi icinden. Zaten guzel birgun gecirirsem, ardindan bir ay mutsuz olmam sarttir benim diye dusundu. Pesimist damari tutmustu yine. Ama napsin, insanda yasama sevinci birakmiyordu harun. Okyanuslar kadar uzaginda olsa bile yine yetmisti esen'e. Yurda gitti sicacik bir cay aldi ve balkondan alabildigine uzanan marmara denizini izleyerek ilk sigarasini icti. Daha sonra aklina kendini daha iyi hissettirebilecegi birinin sesini duyma fikri geldi, babasi. Ne olurdu simdi evinde olsa... Sicacik evinde. Kopegiyle oynardi ne guzel, deniz kiyisinda kosarlardi. Koca kiz olmasina ragmen zeytin agaclarina tirmanirdi yine. Isinlanmak istedi. Neden daha icat edememislerdi su isinlanma isini?! Simdi hazirlansa ve yola ciksa yarin sabah evinde uyuyor olabilirdi. Ama derslerin bu kritik zamaninda gitmek olmazdi. Hazir harun da yokken rahat rahat derslerine adapte olmaya soz vermisti kendine. Devam zorunlulugu yok diye yaymanin alemi yoktu. Sinav zamani milletten not dilenirken ezilip buzuluyordu sonra. Esen birilerinden kendisine yardim etmesini istemekten nefret ederdi, dunyanin sonu gelmedikce yardim dilenmezdi de zaten. Kendi ayaklari uzerinde durmak gibisi var miydi. Yurdun balkonunda saatler gecirdikten sonra harun'un artik aramayacagina, ona eziyet etmek icin bunu yaptigina kanaat getirdi. Henuz kizlar da odaya gelmemisti cani gibiliyordu, yurdun internet kafesine inmeye karar verdi. Bi cay daha alip indi. Cagimizin en iyi zaman öldürgeci facebook'un ismini tusladi. Bunu daha cok karikatur okumak icin kullaniyordu, simdi de oyle yapacakti ama once nedense harun'un ismini aratacagi tuttu. Harun bey daha ilk gunden yurtdisinda oldugunu yuz kere ilan etmisti. Memleket seceneginde bile amerika yaziyordu. Ne cabuk amerikan oldun sen dedi icinden esen. Yeni fotograflar da yuklemisti. Pansiyonvari bir yurda yazilmisti harun, apart odasinin fotograflarini koymustu. Belli ki arkadas da edinmisti hemen, bunun esen icin hic bir sakincasi yoktu fakat sadece kiz arkadaslariyla olan sarmas dolas fotograflarini yayinlamasi ne kadar bencilceydi. Boyle birseyi esen yapsa, neyse. Yillar boyu yaptigi bunca haksizlikta oldugu gibi, bunu da harun'un karakterine verdi esen.. Canin sagolsun dedi ve kizlarla olana tum fotograflarini 'like'ladi. Bu kadarcik trip yapmak onun da hakkiydi..
    Tümünü Göster
    ···
  15. 40.
    0
    sonra birden telefonu caldi, huzuru kacivermisti harun'un ariyor olmasindan korktu, problem istemiyordu, huzur istiyordu. ama neyse ki arayan ozan'di. 'ac misin?'dedi. esen;'huzurdan veya sabirdan bahsediyorsan evet cok acim..' ozan; 'dirildanmaya basladigina gore kendine gelmissin alkolik prenses, hazirlan yarim saate yurdun onundeyim. biseyler yeriz, ben de ordan bara gecicem zaten prova var.' esen kabul edip telefonu kapatti. keske bara beni de cagirsaydi yine dusunmekten kendini alikoyamadi. utandi sonra dun gece aklina gelince, ozan belki de bu gece kimsenin uzerine kusmasini istemiyordu. neyse hazirlanmak icin az zamani vardi. gerci esen 5 dakikada hazirlanip cikabilme kabiliyetine sahipti ama istemsiz olarak ozan'a hos gorunmeye calismaktan kendini alamiyordu. tam saatinde ozan yurdun onundeydi. yurume mesafesinde ev yemekleri yapan salas bi lokanta vardi. ikisi de ozlemisti ev yemegi yemeyi ve iki egeli olarak ismarladiklari fava, borulce, cicek dolmasi ve papalinanin tadina variyorlardi. esen'in karni coktan doymustu ama bu lezzet hic bitmesin istiyordu, gozlerini kapayip kendini evinde hissetti.. annesinin cicek dolmasi buna bin basardi, babasinin kizarttigi papalinalar bu kadar yagli ve agir olmazdi.. su sinavlar hayirlisiyla bi gelip gecsin, kosarak gidecekti memleketine. huzur icinde yemeklerini yerken esen o tanidik melodiyi tekrar duydu, telefonu caliyordu. yok artik.. arayan harun'du.
    ···
  16. 41.
    +1
    esen'in dehsete kapilmis yuz ifadesinden anlamis olsa gerek, ozan, harun'un aradiginin farkindaydi. esen'e 'ben yokum' isareti yapti. yine de yalan soylemek esen'i zorlayacakti, belli etmem umarim diye diledi. acti telefonu; 'selam harun naber.'
    'haberler sende esen hanim. nerde kaldin sen dun gece?'
    'iyiyim harun sen nasilsin?'
    'ukalalik etme, hesap ver. ben gider gitmez en yakin arkadasimin koynuna mi girecektin?'
    'terbiyesizlesme benle boyle konusamazsin sen. once kendi haline bi bak. ilk gunden dagitmissin, iki koluna birer kiz takmis kime neyi ispatliyosun sen. herkes goruyo o fotograflari, beni kucuk dusuruyosun.'
    'anlasildi senin derdin, bahane ariyomussun. tamam ya. ozan'la bir daha gorusmuyosun, hergun ariycam yurtta olup olmadigini kontrol edicem. ayagini denk al esen, mahvederim seni. sen benimsin.'
    bu arabesk konusma esen'in midesini bulandirmisti. yumrugunu oyle sert gibmisti ki tirnaklari etine gomulmustu. onun kuklasi degildi, o dogurmamisti esen'i, o buyutmemisti. yemini suyunu harun vermemisti esen'e. bu ne curret. yeter artik. fazla oluyordu bu harun. o'na cevap bile vermeyecekti. telefonu yuzune kapatti ve sonra tamamen kapatti telefonunu. haddini bilsin artik.
    ozan ne oldugunu sordugunda sadece 'hic' dedi esen. bu gece de geliyorum. ozan 'ama' diyecek oldu ki, 'geliyorum!' diye tekrarladi esen..
    ···
  17. 42.
    +1
    kalan son birkac parca papalinayi da midelerine indirdikten sonra ayrildilar lokantadan ve esen'in yurduna dogru seri adimlarla yurumeye basladilar. esen uzerini degistirirken ozan da yurdun bahcesinde bekleyecekti. esen bir hisimla odaya girdi, kizlarin merakli bakislari arasinda uzerini cikardi. heyecanli gibiydi, ya da ofkeli. ikisinin karisimi bir his olabilirdi. sade, kaliteli ve rahat bir kac parca kiyafet secti. esen eli cabuk bir kizdi. her isi cok hizli yapardi. aheste aheste is yapanlardan da nefret ederdi. saniyeler icinde uzerini giydi, pek makyaj yapmazdi, ama o an gozlerine kalem cekmek istedi ve yapti da, dogustan koyu pembe olan dudaklarini suni yollardan biraz daha renklendirdikten sonra hazirdi, beyaz yuzu icin herhangi bir makyaj malzemesine ihtiyac duymuyordu. sivilcesiz, temiz bir yuzu vardi. yalnizca ege'nin comert gunesinden hatira kalan az miktarda cil vardi yuzunde. 'birgun 50 yasina geldigimde bile beni sirin gostereceksiniz, sizi seviyorum.' derdi cillerine hep. Bu yuzden onlari kapatmak gibi bir derdi yoktu. hazirdi. 5 dakika olmamisti. balkona cikti. ozan asagida sigarasini tutturuyordu. derin bir nefes aldi esen. belki de derin bir ic cekti. daha once tanismis olsalardi, hayat daha yasanilabilir olmaz miydi ?
    ···
  18. 43.
    +1
    simdi harun'u, dersleri, istanbul'un zehirli havasini ve tum olumsuz dusunceleri kafasindan cikartacak ve bu aksamin tadini cikaracakti. bugune dek yaptigi aptalliklara karsilik kurnaz olacakti, bosa giden emeklerine karsilik acimasiz olacakti. yapabildigi kadarini yapacakti en azindan. 'herkesin hayati kendine, harun hayati harun'a, ama benim hayatim da o'na degil, bana!' diye sitem etti icinden. sitemleri esliginde 5 katli binanin son merdivenlerine gelmisti, o'nu goren ozan da ayaga kalkip sevimli gulumsemesini suratina yapistirinca, esen dayanamayip ozan'a sarildi ve basini omzuna gomdu gomebildigi kadar, ve fisildadi; 'iyi ki varsin.' daha once hic bu kadar yakinlasmamislardi. elbette her arkadas gibi selamlasip opusmuslerdi ama, bu icten kucaklamayi yapmaktan kendini alikoyamadi esen. ne tuhaf, ozan sanki esen'in ozledigi birsey kokuyordu. bu cocuk sicak kokuyordu. sicaklik. saliselerle hesaplanabilecek bu ani binlerce yillik hissetmisti esen. boyunun yettigi yer ozan'in omzuydu. ama o an o sicak kokunu kaynagina ilerlemek istedi. ve birden aklina hic de beklemedigi bir anda o sarki geldi, sebnem ferah'in huzurlu sesinden; 'boynunun omzunla bulustugu, hem serin hem ilik cukurdan, yavas yavas yudum yudum su ictim. sonra kayboldum ..' hissettigi tam olarak buydu. esen artik kendine durust olacakti. bu buldugu neydi, teselli mi? yoksa ?..
    ···
  19. 44.
    +1
    saat tam is cikis saatiydi ve insanlar tramvayin camina yapismis olarak yolculuk ediyorlardi. ozan, 'zaten el kadar seysin kaybederim simdi seni bu kalabalikta, bi taksi cevirelim.' dedi. taksi lafini duyunca esen'in yuregine su serpildi resmen. tamam belki istanbul'da her ogrenci ayni gibintilari cekerek bir yerden bir yere gidebiliyordu. ama esen kucucuk bir kasabada buyumustu ve universiteye kadar okula hep deniz kenarindan yuruyerek gitmisti. birak oturmayi, bu metrobuslerde tramvaylarda ayakta durabilmek icin bile insanin dogustan ozel bir yetenege sahip olmasi gerekiyordu, yada peygamberligini ilan edebilecek kadar sabir sahibi.. bi insan mazosist olmadikca nasil istanbul'da yasamayi kabul edebilirdi? neyse simdi bunlari dusunmeye gerek yoktu, mis gibi taksiye bineceklerdi iste, oturarak yapilacak bi yolculuk ne zaman bu kadar luks olmustu? yol boyunca tek kelime etmediler, esen'in gozbebekleri direk ozan'a bakmiyor olsa da, o'nu izliyorlardi. birseyler degismisti aralarinda, gozle gorunur sekilde farkediliyordu. normal bir anlarinda olsalar simdi kendi aralarinda ege sivesini taklit ediyor veya cocukca el sakalari yapiyor olmalari gerekirdi, ozan bugun esen'in sacini bir kere bile cekmemisti. 'hayra alamet degil' dedi icinden esen..
    ···
  20. 45.
    +1
    bugun program olmadigindan mutevellit barda isleri cok uzun surmeyecekti. ozan grubu ile prova yapacakti, bu sure zarfinda esen'e icki kotasi sinirlamasi uygulamisti. 3 shot ve bir kadeh hakki vardi. esen kendi sinirlarini biliyordu elbet, bu onu dun geceki gibi kusturmazdi, sadece mutlu ederdi. prova da olsa, ozan sahnede devlesmeyi bilmisti yine. hep boyle miydi yoksa esen'i mi etkilemeye calisiyordu. 'kezbanlasma be kizim' diye kizdi kendi kendine esen. 'kendini teselli ederken bu masum, iyi kalpli cocugu kullanma.' ickisini getiren kizil sakalli cocuga provanin ne zaman bitecegini sormak icin yuzune baktiginda tanidik bir simayla karsilasti. buraya belki yirmi kere gelip gitmisligi vardi, ama onun icin bu 'kizil sakalli cocuk' sifatindan oteye gitmeyen kisi, okuldan bir ust siniflardaki faruk'tu. ne utanc verici.. ama olmayinca olmuyordu iste, bu esen'de de gorsel hafiza sifirdi. dikkat etmezse asla hatirlayamazdi yuzleri, sokaklari, binalari.. defalarca not alisverisleri olmustu, ne kabalikti onu burada defalarca gorup bir selami esirgemek. boyle anilmaktan hic hoslanmazdi esen, hemen faruk'a dil dokmeye basladi, derdini anlatti, gorsel hafiza ozurlu oldugunu acikladi, ozur diledi. faruk ta, onu burada hep farkettigini fakat harun yanindayken selam vermeye yanasmak istemedigini soyledi. harun okulda nam salmisti cunku, esen'in kimseyle ikili gorusmesine tahammul edemezdi, her lafa karisir, esen'in yerine cevaplar verirdi. bazen direk yanina cagirirdi, cekip koparirdi onu arkadaslarindan. esen ve faruk bu sekilde muhabbet ederlerken, esen bir an icin sahneye bakti ve ozan'in kaslari catilmis yuzuyle karsilasti, fakat nedense sonra aniden yumusadi ozan'in ifadesi. esen'e gulumsedi ve bakislarini gitarina yoneltti. o andan sonra esen icin faruk'un konusmalari fon muziginden baska birsey degildi, dikkati dagilmisti, muhabbetten kopmus, sadece gulumseyerek karsilik verir hale gelmisti. ne yani, simdi ozan, esen'in bir baskasiyla samimi bir sekilde muhabbet etmesinden huzursuz mu olmustu. esen kendini begenmisin teki degildi, herkesin kendisine hayran oldugunu falan da asla dusunmezdi, tespitlerinden emindi artik. dogru anlamisti. ozan onu artik sadece sevimli kucuk arkadasi olarak goruyor olamazdi.
    ···