-
26.
+4diğerleri de kendilerine düşen payı aldıklarında ve yiyecek yada içecek başka bişe olmadığı gerçeğini sindirdiklerinde dışarı çıkmak için hazırlandılar tekrar. 'bay gordon nerde sizce' dedi horus. 'başına bişe gelmiş olmasın' diye sordu daxpha endişeyle. 'endişe etmeyin beyler' dedi mugibi, 'onun başına kolay kolay bişe geleceğini sanmıyorum. o kafayla bizden önce ölmez heralde.' diye bitirdi sözünü. bu arada kırık pencerenin perdesini aralayan bop kafasını temkinle dışarı çıkarıp etrafa kısaca bir göz attı. 'kimseyi görmüyorum beyler güvenli gibi' dedi ve perdeyi sonuna kadar açtı. ilk çıkan bop'dan sonra diğerleri de bir bir dışarı çıktı ve etraflarına bir göz attılar. 'bay gordon hayattaysa bizi bulur' dedi rakat, 'ne yöne gittiğimizi söyledik zaten.'. diğerleri de ona hak verdi ve geceyi geçirecek yer bulmadan önce yolculuk ettikleri ana sokağa çıkıp yürümeye başladılar
-
27.
+4bop'un gördüğü şey neredeyse her mezarın başında çömelmiş enfektelerdi. kimisi kazma işini çoktan bitirmiş, morarmış ve çürümüş ölüyü dışarı çıkarmıştı, kimisi ise kazmaya daha yeni başlamıştı. 'ellerine bak' dedi bop sağında duran daxpha'ya. daxpha şok içinde enfektelerin ellerine baktı. 'sadece kemikleri kalmış' dedi bop'a. 'kazmaktan heralde aga' diye cevap verdi bop. mugibi rakat'I aşşağı indirdiğinde diğerleri de bop ve daxpha'yı aşşağı indirdi. 'enfekteler mezarları boşaltıyor' diye açıkladı gördüklerini rakat mugibi, horus ve salavat'a. salavat daxpha'yı taşımaktan uyuşan ellerini sallıyordu. mugibi ise artık inanılmaza inanmalarını gerektiren bir çok olay gördükleri için kimsenin bu duruma pek şaşırmadığını görebiliyordu. evet iğrençti ve olağan dışıydı ama normal olan ne görmüşlerdi ki günlerdir?
-
28.
+4'yemek için mi sizce' diye sordu mugibi. bu soru bile aç karnına midesini bulandırmaya yetmişti. 'ben yediklerini görmedim ' dedi daxpha üstünü başını silkelerken. 'yakında çıkar kokusu' dedi bop. rakat ona katılır gibi başını salladı. 'neyse beyler yürümeye devam edelim. mümkün olduğunca sessiz olun da başımıza iş almadan geçelim şu mezarlığı' dedi mugibi ve tek sıra halinde mezarlığın kenarındaki taşlara sinerek tekrar yürümeye başladılar. içeriden gelen sesler ise her adımda daha çekilmez oluyordu. kimi zaman bir köpeğin toprağı kazmasına benzer sesler, kimi zaman da gırtlaktan boğuk bir öğürme gibi gelen hırıldamalar... mezarlık yolunun artık yarısını geçtiklerinde saat öğle vaktini çoktan geçmiş güneş en tepeden yavaş yavaş inmeye başlamıştı. en önde yürüyen rakat durduğunda diğerleri de ona bir bir tosladılar. 'burdaki duvar kırık' dedi rakat, 'böyle geçersek bizi kesin görürler.'. 'tek tek geçelim o zaman ' dedi mugibi, 'o kadar yürüdük, burdan geri dönemeyiz.'. diğerlerine 3 adam genişliğindeki yarığın önünden geçmek tehlikeli gelse de geri dönmeye ne halleri vardı ne de sabırları. böylece kafasını yarıktan içeri soktu rakat, tehlikenin olmadığı bir an koladı ve 2 büyük adımda yarığın diğer tarafına geçti
-
29.
+4 -1beyler arada up falan deyin de mutlu edin beni amk
-
30.
+3henüz hava aydınlanmadan dışardan gelen seslere uyandı mugibi. diğerlerini dürttü sonra. camı açtı. açmasıyla birlikte öğürmeye başladı. dışardan gelen bu yanık, çürük ve ağır koku hepsini çok rahatsız etmişti. camı kapattı sonra gözü karşı apartmanın arkasından gelen dumana takıldı. kokunun kaynağı o olmalıydı. sonra böyle bir ortamda buna kimin cesaret edeceğini düşündü. bunu yapsa yapsa karikaze ve kardeşi reyiscan yapardı. küçüklüklerinden beri kurallarla araları iyi olmamıştı zaten ikisinin. karşı apartmanda yaşarlardı ve mugibiyle rakatatamtatum yakın arkadaşlarıydı. mugibi onları içmeye çağırmadığına üzüldü ama sonra bu durumda böyle bişe düşünmenin ne kadar aptalca olduğunu fark etti. gözü hala dumandaydı. hem kokunun sebebini merak ediyordu hemde karikaze ve reyiscan ın başına bişe gelmesinden korkuyordu. riski göze almaya karar verdi ve konuyu diğerlerine açtı. onunla gelmeye hepsi razı olmuştu ama kalabalık demek yakalanma riski demekti. rakatatamtatum u aldı yanına sadece. merdivenlerden sessizce indiler sokağı kontrol edip caddenin karşısına geçtiler. tam köşede bekleyen devriyenin boş bir anından yararlanıp karşı apartmana ulaştılar. sonra sessizce duvarın kenarından kokunun kaynağına doğru usul usul süzüldüler. burunları yanmaya başlamıştı. apartmanın arkasına geldiklerinde mugibi arkasını kontrol etti. o arkasına bakarken rakatatamtatum öğürdüğünü duydu. sessiz olması için ağzını kapattı. rakatatamtatum baktığı yere baktı, ateşi gördü. sonra neyin yandığını görmek için gözlerini kısıp daha dikkatli baktı ve dizleri boşaldı. olduğu yere çöktü. rakatatamtatum onu toparladı arkalarına bakmadan koşmaya başladılar. artık çıkarttıkları ses önemli değildi. can havliyle kendi apartmanlarına koştular kapıdan girip merdivenlerden çıktılar.
-
31.
+3bopbopshubop üst katta ki dairesine çıkıp babasının 9mm lik barettasını kutusuyla beraber getirdi. aralarında daha önce silah kullanan yoktu. canlı bi şekilde silah gören ise -o da bopun babasının polis olmasından kaynaklanıyordu- sadece bop la mugibiydi. kutudan 7 tane mermi çıktı. dikkatle şarjöre yerleştirdiler ve masaya bıraktılar. artık toplanmaya başlamışlardı.Tümünü Göster
bop çıkıp mutfakta bulduğu bütün bıçakları ayrıca bi ara hevesle aldığı ve yatağının başından hiç ayırmadığı beyzbol sopasını getirdi. mugibi de kendi evinin mutfağında bulduğu bütün kesici aletleri masaya, tabancanın ve bopun bıçaklarının yanına yığdı. bopun söylediğine göre babasının arabasının torpido gözünde bi tabanca daha olabilirdi. hepsi ellerine birer bıçak alıp yavaş yavaş merdivenlerden inmeye başladılar. 'sizce bu ne ' dedi erkenbosalangarson. 'kimin kafasını koparıcaz. isyan falan mı çıktı yoksa? bize kim niye saldırsın?' 'görücez artık' dedi hallowen. apartman kapısına ulaştılar. bopun babasının arabası kapının hemen önündeydi. kimsede anahtar olmadığı akıllarına yeni gelmişti. rakatat yerden bi taş alıp şöför koltuğunun cdıbını bi vuruşta indirdi. 'ananı gibiyim rakat dıbına koydun arabanın' dedi bop rakata sinirle. 'sokiyim arabana yannan başka derdimiz mi yok' dedi rakat giblemez bir tavırla. bop elini camdan içeri soktu kapıyı açtı ve torpido gözünü yoklamaya başladı. 'boş beyler' dedi. bu arada arabanın içindeyken gözü onlara doğru gelen askere takıldı. diğerleri de o tarafa baktılar. tedirgin olmuşlardı çünkü askerlere artık güvenemiyceklerini görmüşlerdi. ama asker onları görünce silahına davranmadı. yavaş yavaş yürümeye devam etti. sağ bacağı aksıyordu ve gözleri anlamsızca boşluğa bakıyordu. sanki vücudu duruyor da ayakları yürüyormuşçasına hareket ediyordu. mugibi seslendi 20 metre kala 'abi kusura bakma bi emanet vardı onu alıp çıkıcaz hemen'. rakat mugibiyi desteklercesine 'aynen abi radyo yayını yüzünden yani. hemen çıkıyoruz'. asker tepki vermemişti. yürümeye devam ediyordu. aralarında çok kısa bi mesafe kala bop adamın gözlerinin renginin çok garip olduğunu düşündü. asker artık o kadar yaklaşmıştı ki mugibi yaka kartını okuyabiliyordu. cugarakonur du adı. aralarında 2-3 metre vardı ama asker istifini bozmadan onlara doğru gelmeye devam ediyordu. kendisine en yakın duran erkenbosalangarsona yöneldi sonra. kimse daha ne olduğunu anlamadan üzerine yıkıldı. ilk başta askeri düşerken erken i de yıktı sandılar ama erken yerde bağırmaya başladı. 'alın şunu üstümden ananı gibiyim ananı gibiyim ' diğerleri askerin koluna girip onu kaldırdılar ve erkenin bağırma sebebini gördüler. askerin ağzından avuç içi büyüklüğünde bi et parçası sarkıyordu. erkenbosalangarson ise asfaltın üzerinde, bi elini omzunda eskiden irice bir et parçası olan yere bastırarak kıvranıyordu. ilk şoku atlattıktan sonra rakat askerin karnına sağlam bi tekme sallayıp onu yere yıktı. ama işe yaramamıştı. asker kalktı ve üzerlerine gelmeye devam etti. onlara doğru bi adım daha attı ve birden durdu. arkasında erkenbosalangarson vardı. daha sonra mugibi askerin anlının ortasından evdeki ekmek bıçağını ucunun çıktığını gördü. erkenbosalangarson bıçağı geri çekti ve asker ayaklarının dibine yıkıldı. -
32.
+3beyler arada okudum falan diyin yorumlayın pm falan atın şuku verin ne biliyim yapın bişeler amk okuduğunuzu anlıyım en azından. boşa yazdığımı hissediyorum arada. sanki bu ekle diyenler ekle diyip daha da okumuyomuş gibi oluyo. ayıp oluyo
-
33.
+3up up up up
-
34.
+3@627 lan yeminle yazarken aklıma o sahne gelmişti. 'ye sana iyi gelir'
-
35.
+3@691 daha da yazmıyosun demessiniz artık panpa .d.d
-
36.
+4 -1diğerleri metal kapaktan çıkmak için merdivene yöneldiklerinde daxpha onlara sessizce o taraftan gitmeyeceklerini işaret etti. 'metronun içinde sessizce ilerleyebilirsek daha güvende oluruz' diye fısıldadı mugibi'ye doğru. horus onu onayladı 'aynen beyler. burdan stadın sonuna kadar 8 durak var. son durakta yukArı çıkıyoruz. burda görülme riskimiz daha az en azından.'. 'güneşte yok ' diye katıldı onlara bop. rakat ve salavat da onaylarcasına peşlerine takıldı. uzun ve karanlık tünelde tek ışık kaynakları horus'un elindeki, kenarındaki kolu çevirdikçe kendini şarj edebilen küçük bir el feneriydi. onun da pek yardımı olmadığından duvara ellerini dayayarak ve arada önlerindekini yoklayarak yürüyorlardı. en öndeki daxpha onları 15-20 metre de bir durduruyor ve etrafı dinliyordu. etrafın sessiz olduğuna kanaat getirince ilerlemeye devam ediyorlardı. yaklaşık bir saat kadar sessizce yürüdüklerinde -ki bu arada birbirine çok yakın 4 durak geçmişlerdi- kendi odalarına benzeyen bir personel odası kapısı gördüler. buranın dinlenmek için ideal bir yer olduğunu düşünen daxpha kapıya yanaştı, biraz aralayıp eliyle odanın yan duvarına iki kere vurdu. içerden tepki gelmeyince kapıyı sonuna kadar açtı ve daha yüksek bir sesle bu sefer kapıya vurdu. elindeki kazığı, karanlık odadan gelebilecek herhangi bir tehlikeye karşı hazır vaziyette iki eliyle tutuyordu. içerden çıt çıkmayınca diğerlerine gelmeleri için işaret yaptı ve gurup odaya girdi. horus hemen yere oturdu ve sırtını kapattığı kapıya dayadı. bu oda diğerine nazaran daha küçüktü ve bir kaç boş koli dışında bomboştu. rakat sırt çantalarından birer çikolata çıkardı ve hemen bitirmemelerini tembih ederek guruba dağıttı. yaklaşık beş dakika kadar dinlendikten sonra aynı şişeden birer yudum alıp yollarına devam etmek üzere odadan çıktılar. yarım saat kadar daha yürümüşlerdi ki horus konuşmaya başladı; 'bundan önce nerdeydiniz beyler? neciydiniz yani?' diye sordu diğerlerine doğru; 'siz sormadan söyliyim biz barlarda gitar çalardık. geçim kaynağımız oydu yani'. mugibi cevapladı onun sorusunu 'biz öğrenciydik. üniversite 3. sınıf. okulda tanıştık hatta, gerçi bop benim üst komşum olur. ama rakat ve bahsettiğimiz hallowen'la erken bize okulda katıldılar.'. 'şşşşt' dedi daxpha en önden, 'sesiniz metro boyunca yankılanıyor.'. horus tam daxpha'ya cevap verecekti dışardan girip bir kaç metre önlerine düşen ışık onlara bir sonraki durağa geldiklerini haber verdi. ilk olarak daxpha çıkardı kafasını ve peronu yokladı. diğerlerine eliyle iki kişi gördüğünü işaret etti. ama onları sessizce öldüremezlerse patırtıya daha fazla enfekte gelme ihtimali de vardı. daxpha da böyle düşünmüştü işte. karşıya peronun bittiği ve tekrar karanlık tünelin başladığı yere baktı. yirmi metre kadar uzaklarında olduğunu düşünüp eliyle diğerlerine eğilmeleri için işaret yaptı. 'sürünüyoruz' dedi zar zor duyulabilen bir fısıltıyla. böylece, normal zamanlarda yolcuların metro bekledikleri eşiğin önünde sırayla yatıp sürünmeye başladılar. ilk olarak en öndeki daxpha geçti peronu, onu mugibi, horus ve rakat izledi. mümkün olduğunca sessiz olmaya çalışıyorlardı ama en başta iki olan enfekte sayısı zaman geçtikçe çoğalmış, hatta sıra bop ve salavat'a gelmeden mugibi'nin görebildiği kadarıyla beş olmuştu. içgüdüsel olabilir diye düşündü mugibi, avının yakında olduğunu hisseden avcılar gibiler. o bunları düşünürken salavat sürünerek onların tarafına geçmişti bile. salavatın geçtiğini gören bop eğildi ve sürünmeye başladı. yolun yarısına geldiğinde mugibi enfektelerin sayısının sekize çıktığını gördü ama diğerlerini telaşlandırmak istemedi. enfekteler kalabalıklaştıkça hareketleri hızlanmıştı, en başta amaçsızca gezen ikisinden farklı davranıyorlardı şimdi. sanki bir yere odaklanmaları gerektiğini bilirmişcesine hareket ediyorlardı ve her hareketlerinde bop'un yanında süründüğü eşiğe daha çok yaklaşıyorlardı. metro beklerken geçilmemesi gereken sarı çizgiyi geçmek üzereydi hatta bi tanesi. neyse ki bop tam zamanında gurubun beklediği tarafa geçmişti de diğerleri rahat bir nefes aldı. o perondan olabildiğince çabuk uzaklaştılar böylece. sonraki durak yaklaşık yüz metre ötedeydi ve daxpha'nın dediğine göre bu durak da bakım onarım çalışması nedeniyle kapalıydı. 'iki durak daha geçicez' diye düşündü bop, 'üçüncü de burdan kurtuluyoruz.'. bu düşünce bile onu mutlu etmişti. bu karanlık metro tünelinde sessizce yürümek, enfektelerle karşı karşıya gelmekten bile beterdi çünkü. insanı asıl bitiren o belirsizlik hissiydiTümünü Göster
-
37.
+3bir süre daha yürüdüler. DAXPhA'nın bakım çalışması olduğunu söylediği durağa geldiler. bu durak çalışmalar yüzünden kapalı olduğu için geçerken zorlanmadılar. ama yine de tetiktelerdi ve elleri her an bir terslik olma ihtimaline karşı silahlarındaydı. geçmeleri gereken bir durak kalmıştı ve horus'un söylediğine göre bu, metro hattının en büyük durağıydı. diğerlerine sessiz olmaları gerektiğini söyleyip duran daxpha bu büyük durağa yaklaştıkça tedirgin olmuştu. bu, her hareketinden belliydi. durağın kıyısına gelmelerine elli metre kala daxpha konuştu; 'beyler bu durak tek tek sürünerek geçebilmemiz için fazla uzun. başka bişe denemeliyiz. bence... ', sözünü yarıda kesmişti. diğerleri ona ne olduğunu soracakken arkalarından gelen ve metronun duvarlarında yankılanarak büyüyen sesi onlar da duydu. bu ses çok tanıdık bir sesti. horus hemen eğildi ve elini yanındaki raylara koydu. diğerlerine baktı; 'metro geliyo beyler' dedi. şaşkınlığı yüzüne yansımıştı. kimse ne olduğunu anlamadan ses artık eskinin iki katına çıkmıştı. kendilerini diğer durağa atamazlardı çünkü orda ne olduğunu bilmiyorlardı. 'duvarlara dayanın beyler hemen ' diye bağırdı daxpha, 'geçerken arkasına tutunucaz.'. evet bu plan çılgıncaydı ve çok tehlikeliydi ama bir sonraki durağı geçmelerinin de yolunu böylece bulmuşlardı. daxpha'ya cesaret veren ise metronun yüz metre kadar gerideki makasta yavaşlayacağını düşünmesiydi.
-
38.
+3'bakın' diye bağırdı mugibi metronun sesi gittikçe artarken, diğerlerine az önce gitmeleri gereken yönü işaret etti. o tarafa baktıklarında, metronun sesine tepki veren enfektelerin kendilerini kum torbası gibi raylara attıklarını ve tekrar kalkabilenlerin üzerlerine doğru geldiklerini gördüler. metronun sesi artık aralarında çok az bir mesafe kaldığını anlatacak kadar yakındı. gurup duvara dayandı ve metronun geçerken onlara zarar vermemesini umarak beklemeye başladı. sağ taraflarında metronun ışıklarını gördüklerinde sollarındaki enfektelrle aralarında yirmi metre kadar bir mesafe kalmıştı. daxpha'nın umduğunun olduğunu düşündüren bir ses geldi sonra, demirin demire vurma sesi. bu sesi beklediği için bir tek o duymuştu. bu ses metronun gerideki makasa çarptığı ve yavaşlamaya başladığını anlatıyordu ona. saniyeler sonra metro yanlarından geçti. duvara mümkün olduğu kadar yapışan gurup metronun arkasını tutmak için hazırlanıyordu ki son vagon onları geçmeden metro yavaşladı ve durdu.
-
39.
+3arka kapısı açıldı ve metronun hoparlörlerinden 'atlayın' diye bir ses duyuldu. sesin sahibini göremiyorlardı ama metroya binmekten başka çareleri de yoktu. böylece gurup ite kaka en arka kapıdan girdi. aynı sert ve tok ses; 'iyi yolculuklar' diye bağırdı ve şen bir kahkaha atarak önlerindeki enfektelerin üstünden geçmeye başladı. diğerleri dışarı baktıklarında enfektelerin raylara yapıştığını, kanlarının camlara sıçradığını gördüler. geçmeyi planladıkları durağa geldiklerinde ise burayı yayan geçmek zorunda olmadıklarına şükrettiler çünkü yığınla enfekte bu durağı ağzına kadar doldurmuştu. son durağa gelmelerine ne kadar kaldığını bilmiyorlardı ama horus'Un söylediğine göre iki durak arası mesafenin en uzun olduğu yerdi burası. bop en arka camdan, peşlerinden gelen enfektelerin uzaklaşmasını ve kaybolmasını izledi. 'şöförle tanışsak mı artık?' diye sordu mugibi diğerlerine ve daha cevap alamadan 'şöför sizinle tanışsa nasıl olur' dediğini duydu vagonların bağlantı kapısından giren adamın.
-
40.
+3bop hala şaşkınlıkla bakıyordu ona. bay gordon şen bir kahkaha attı; 'artık yola devam edelim beyler ' dedi ve diğerlerini arkasına katarak yürümeye başladı. vakit öğleni geçiyordu. havanın kararmaya başlamasına bay gordon'un tahminine göre bir kaç saat kadar vardı. bay gordon'un yine önlerinde kaybolduğu bir vakit bop diğerlerine dönerek; 'aga bu adamı ikna edelim bizimle gelsin ya.' dedi yalvarır gibi bir ses tonuyla. 'kardeşim bana kalsa da gelsin ama..' dedi rakat ona. 'nere gideceğini söyledi mi?' diye sordu daxpha diğerlerine,'hayır. sadece yolunuzun üstünde dedi başka bişe söylemedi' dedi salavat ona. mugibi ise en önde düşünceli düşünceli yürüyordu. 'beyler' dedi mugibi sonunda düşüncelerinin arasından sıyrılıp, 'hava bi kaç saate kararcak. bence geceyi geçireceğimiz bi yer bulalım.'. 'bay gordon nolacak' dedi rakat, 'ne zamandır ortalarda yok. bizi nasıl bulcak?' 'bende onu düşünüyorum' dedi mugibi, 'eğer bir an önce bi yer bulmassak hava kararınca dışarda kalabiliriz. bulursak da bu sefer bay gordon'ı kaybedebiliriz.'. 'biz bi yer bulalım da' dedi horus arkadan; 'ona bizi bulması için işaret bırakırız' diye devam ettirdi daxpha kardeşinin cümlesini.
-
41.
+3böylece iki guruba ayrılıp birbirlerinden çok da uzaklaşmadan geceyi geçirebilecekleri bir yer aramaya başladılar. mugibi, rakat ve daxpha'nın gurubu bi ıslık duydu sonra, horus'un ıslığı. daxpha ona yine aynı tonda cevap verdi ve o yöne gitmeye başladılar. böylece horus, bop ve salavatın gurbunun bir apartmanın ilk katında derme çatma bir daire bulduğunu gördüler. 'camı kırmak için sizi bekledik' dedi horus, 'içerden ne çıkacağı belli olmaz.' diye devam etti ve mugibi'den sopasını istedi. sonra sopayı üzerindeki uzun çiviyi denk getirecek şekilde cama vurdu ve beklediklerinden daha sessiz olarak bütün cam aşşağı indi. horus mugibi'ye sopasını verdi ve kendi kazığına sıkıca sarıldı. diğerleri de silahlarını kavramış, evin içinden gelebilecek herhangi bir tehlikeye karşı hazır bekliyorlardı. bir kaç saniye hiç bir ses duymadılar kendi nefeslerinden başka. sonra horus; 'boş herhalde' dedi ve ayağını, yere haddinden fazla yakın olan pencereden içeri attı. böylece hepsi onu takip ettiler ve bakımsız, sıvaları dökülen ve küf kokan eve girdiler.
-
42.
+3yürüdükleri ana yola tekrar çıktıklarında eskisinden daha az tok ama daha çok susuzdular. mugibi haritayı tekrar çıkartıp rakat'la kafa kafaya vererek incelemeye başlamıştı. 'şu mezarlıktan sağa dönmemiz lazım ' dedi rakat'a, eliyle haritadaki mezarlığı işaret ederek, 'diğer türlü yol çok uzar' diye bitirdi sözünü düşünceli düşünceli. daxpha seslendi biraz arkadan ; 'buraya yakın mezarlık biliyorum ben aga bi kaç kilometre var en az' dedi ve horus girdi söze 'dedemizi oraya gömmüştük .'. daxpha gözlerini devirdi sinirle; 'zengin züt veren bütün parasını hayır kurumlarına bağışlamıştı. bizim açlıktan açzımız koksun adamın yaptığına bak. dede eğer beni duyuyosan umarım çok acı çekiyosundur' dedi gökyüzüne bakarak. horus güldü ve diğerlerine açıklama yapma gereği duydu; 'dedem beni kendisinden daha çok sevdiği için üzgün' dedi ve şen bir kahkaha attı.
-
43.
+3öğle vakti olduğunda yürüyüşlerine başlayalı birkaç saat çoktan geçmişti. konuşmayı bırakalı ise 1 saat kadar olmuştu çünkü kimse enerjisini boşa harcamak istemiyordu. yol yokuş yukarı uzadığında artık dayanacak güçleri kalmamıştı ve neredeyse birbirlerini çeke çeke tepeye çıkarmışlardı. daxpha diğerlerine yolun aşşağısını gösterdi, yokuşun tepesindelerken ; 'mezarlık işte orda beyler' dedi. mugibi haritayı çıkarıp çevrede, aradıkları mezarlığın o olduğuna dair işaret aradı ve mezarlığa bağlanmak için yürüdükleri ana yolla birleşen sokakları sayıp doğru mezarlıkta olduklarından emin oldu. gittikleri yöne göre mezarlık yolun sağ tarafında kalıyordu ve mugibi'nin kestirmeden gitme planına göre mezarlığı geçtiklerinde sağa dönmeleri gerekiyordu. yokuş aşşağı inmeye başladılar böylece. artık kelimenin tam anlamıyla tükenmiş ve bütün enerjilerini kaybetmişlerdi. bunun sebebi sıcakta susuz ve aç yürümekten daha öteydi, bunun sebebi umutsuzluktu.
-
44.
+3diğerleri de işlerini bitirince mugibi'nin kestirme planına uymak için mezarlığı çevreleyen bir adam boyundaki taşların yanına sinerek yürümeye başladılar. yapmaları gereken mezarlığı boylu boyunca geçip ilk sağa dönmekti ve bu mezarlığın diğer bir kenarını da boylu boyunca geçmeleri demekti. ama böyle yaparlarsa yollarının önemli bir miktarda kısalacağını hesap etmişti rakat ve mugibi. mezarlığın yanında henüz yürümeye başlamışlardı ki az önce çeşmenin başında fark ettikleri sesin gittikçe yükseldiğini fark ettiler. en öndeki rakat ve mugibi bir kaç adım daha attıklarında ses artık çok daha netti. göz göze geldiler ve mugibi ellerini birbirine kenetleyip rakat'In mezarlık duvarından içeri bakması için bir basamak oluşturdu. rakat güçlükle mugibi'nin de yardımıyla yüksek taş bloğunun ötesini görebilecek kadar yükselmişti. diğerleri durmuş pür dikkat rakat'a bakıyor, sesin kaynağını söylemesini bekliyorlardı. rakat kafasını taştan yukarı doğru temkinle kaldırdığında bop onun yüzünün iğrenmeyle ve korkuyla gerildiğini gördü. mugibi fısıldadı yukarı bakarak; 'iniyo musun aga hadi.'. bu arada horus bop'a, salavat da daxpha'ya, rakatın yanına tırmanabilmeleri için destek oldular. bop rakat'ın yüzündeki ifadenin sebebini o zaman anladı
-
45.
+3kötünün iyisi diye de düzeltebiliriz çünkü varış noktaları olan bu direk, enfekte denizinin ortasında kalmasa da bu denizle arasında yirmi metre ya var ya yoktu. bay gordon düşünceliydi. 'herkes eline sağlam bir bez parçası alsın' dedi sonra. 'bezi telin üstünden atıp, alttan iki elinizle destekleyerek diğer direğe varacaksınız. bu olduğunda sakın durmayın sakın arkanıza bakmayın. sadece koşun' dedi diğerlerine bakarak. gurup hareket etmemişti. 'varacaksınız derken?' dedi mugibi sinirle. 'bana bişe olmaz siz merak etmeyin. kendinizi koruyun yeter' dedi bay gordon, 'size biraz zaman kazandırıp bi şekilde peşinize düşerim merak etmeyin' diyerek bitirdi sözünü. diğerleri pek ikna olmamıştı. 'vaktimiz yok hadi' diye bağırdı bay gordon. rakat, bay gordon'a baktığında gözlerinde sadece şefkati gördüğünü söyleyecekti sonra, korkuyu değil...
-
çaycı hüseyinee ne olmuş lan böyle
-
istedigim gibi ozgurce
-
gene aklıma geldi kahpe
-
son entirilerime göz atanlar sözlüğün neden
-
lan zaten calistigin yok dümenden izin alıp duruyo
-
kimi sevdiysek ya öldü ya kayboldu
-
yolda 5 çocuğuyla gezen suriyeli bayan
-
kadın ağa erkek ağa
-
ucankedi bu havada 2 efes bira
-
z kuşağı gençliği şeyime sürdüm
-
beş yıl sonra buraya gelip
-
kons dayı ramo ufuk otuzbirspor kulubu
-
abi bu nedirrrrrrrrrrrtrrr
-
şimdi aramizdan bir kac erkek bunlarla konusup
-
ayaklarım zonkluyor amq
-
çiğköftelerin fiyatı ne olmuş la öyle
-
olm benim doğum günü iznim var la
-
beyaz baksır üzerine
-
gülen bir kadın görünce sinir oluyorum
-
telefonun da içerisinde bir tane whatsapp var
-
25 30 dan sonra nasıl evlencez la
-
bu memurlara habire zam geliyor
-
bakir olmak tercih meselesidir
- / 1