1. 27.
    0
    vay dıbına koyuum, ne çok konuşmuşum lan.
    valla hayret ettim kendime.
    ···
  2. 26.
    0
    aşk şiirleri yazıp duruyordum bir dergiye,
    yayınlamıyorlardı hiçbirini.

    Abim sırf benimle taşak geçmek için oturup
    iki eşeğin aşkına şiir yazdı.

    Sinirimden gönderdim, yayınladılar;

    sen ve ben dereboyunda yük taşırdık
    çünkü ikimiz de katırdık
    sedef kakmalı bir semerdi tek hayalimiz
    kıçımızdan ekgib olmazdı sineklerimiz

    yemimiz azaldıkça yükümüz arttı
    sonunda sahibimiz bizi sattı
    yeni sahibim bir bostancı oğlu
    seninse markan şimdi apikoğlu

    nasıl unuturum sanki varlığımız birdi
    seninse etine şimdi baharat girdi
    kıyıda otururum semaya bakarak
    geçmişi yadederim anırarak
    aaaiiii aaaaiiiiii
    ···
  3. 25.
    0
    insanın aklı almaz panpa.
    harbi brezilya dizisi gibi a.k
    ···
  4. 24.
    0
    babam annemi, anneannemi ve beni bir günlüğüne büyükanneme bırakmıştı.
    halam ve halalalırımın hepsi ordaydı. bir köşede oturuyorduk, onlar yemek yiyorlardı.
    bizi çağırmadılar. bütün gün açtık.

    oçler ,nsanlığınızın amk bu nedir ya
    ···
  5. 23.
    0
    Yine geçmişteki bir sayfanın tozları silindi hatırlarken...
    Beş yaşında falan olmalıyım...
    Babam annemi, anneannemi ve beni bir günlüğüne büyükanneme bırakmıştı.
    Halam ve halalalırımın hepsi ordaydı. Bir köşede oturuyorduk, onlar yemek yiyorlardı.
    Bizi çağırmadılar. Bütün gün açtık.

    Lan ben bugün bu sahneyi bir dizide görsem 'gibtirin gidin' derim.
    Hiçbir insan bu kadar kötü olamaz derim. inanmam yani.

    Ama evet. Biz bütün gün aç otururken, onlar orda yemişlerdi.
    Bir ara ananem, bir bardak su istedi. Annem mutfağa giderken, ben de peşinden gittim.
    Halam pirzola kemiklerini sıyırırken, yarısı yenmiş bir tabağı gösterdi anneme;
    "isterseniz bunu yeyin" dedi.
    Annem teşekkür etti, suyu alıp çıktı mutfaktan.

    Şimdi düşünüyorum da, bunu niye yaptıklarını hala bulamıyorum.
    Halam dayımla bahçelerde koştururken annemi dikiş masasına oturtmuşlar aylarca
    hepsine giysiler dikmiş, daha babamla evlenmeden...

    Her işe koşturmuşlar. Ve bu kadın senin evine bırakılıyor, sadece bir gün için.
    Ben bu yaşıma geldim, nedenini bulamadım panpalar.
    Sadece şunu bulabildim;
    bazı insanlar gerçekten 'kötü' doğabiliyor. Onların kumaşı bu oluyor
    Onlardan nasıl bir elbise biçerseniz biçin, bu kumaş değişmiyor.
    ···
  6. 22.
    0
    rezerved
    ···
  7. 21.
    0
    işler babamın umduğu gibi yürümedi.
    O herşeyi kontrol etmek isteyen kötü yürekli annesinin yanında, istanbul'da boşuna bekledi kuklalarını.
    Herşeye rağmen ona katlanmaya devam edecek o kadını... Ve o manyak annesi için çalışacak çocukları...

    "Benim çocuklarım okuyacaklar" derken annem, o türkü söyleyip eğleniyordu.
    Ayağında naylon terliklerle gezen o çocukları hiç kimse ciddiye almamıştı.
    Ben tembelin teki, abim tembelin teki, ablam tembelin tekiydi.
    Ve annemiz de, yapayalnız bir kadındı.

    Oysa kimler istemişti annemi. O zamanın şimdiki yaşlı tanıkları anlatırlar annemi.
    Seka'nın sahibinin, koca fabrikatörün oğlu çok koşmuş peşinden...
    işçi gibi çalışmış fabrikada, anneme yakın olmak için.
    On altı yaşında çalışmaya başladığı o yerde "efsane olmuştu annen" derler.
    "yürümezdi sanki süzülürdü", "ağzından tek bir kötü söz çıkmazdı", "asla dedikodu yapmazdı"
    "senin annen gerçekten başkaydı" derler.

    Annemin ağzından aldım ben, o da boş değilmiş çocuğa karşı...
    Gönlü kayar gibi olmuş yani... Ama biliyorsunuz hikayeyi...
    Ardından kuyu başında boynuna taş bağlayan bir abi...

    Ve sonra sevmeye hazır olduğu halde buna izin vermeye bir koca...
    On iki yıl cehennem hayatı...

    Ve sonra o küçük tuhafiye. O dükkan bizim cehennemden çıkışımızdı.
    ···
  8. 20.
    0
    Tabi ben bütün bunları çok sonradan öğrendim.
    Çocukluğumda annemden hiçbir kötü söz duymadım babama dair.
    Tam tersi, babamın sözde yazdığı mektupları okuyarak, onun bizi sevdiği bir dünya kurmaya çalışırdı.

    Babamı evimizde bir tek o gün görmüştüm. Onu ve astragan yakasını.
    Sonra yoktu.
    Ondan sonra eve halalarımız gelmişti.

    "Bunu ben alırım" diyordu biri ablamı göstererek. On yedi yaşındaydı ablam, eli iş tutardı tabi.
    Bir başkası abime göz dikmişti. Bizi paylaşmaya çalışıyorlardı.
    Yoksa annem tek başına nasıl bakacaktı ki çocuklarına?

    Herkes sırtını dönmüştü ona. Annemi okutmamışlardı, tahsili yoktu.
    Ne yapardı ki? Evet, onları evden kovabilirdi. ilk işi de bu oldu.

    Sonra bir gün eve bir sürü kutuyla geldi annem. Boş güzel kutular.
    Ve bir de hepsi ancak bir vitrini süsleyebilecek kadar düğme ve tokalar...
    Çiçek yapmak için demir topuzlar ve kumaşlar da almıştı.

    izmit'in caddesinde pek çoklarının bildiği o küçük tuhafiye dükkanı böyle kuruldu.
    Annem herşeyi vitrine koydu ve içeriye de boş kutuları dizdi.
    Vitrinden sattıkça, kutuları doldurdu...

    Panpalar, geçen yıl bir kadınla tanıştım ben, izmit'li. Sohbet ettik biraz.
    Sonra dedi ki;
    "Biz sinemadan dönerdik geç saatlerde... Sizin dükkanın ışığı yanardı bir tek koca caddede.
    Annenizi görürdüm, küçük ocağın ateşinde çiçek yapardı. Onun ince siyah siluetini hiç unutmam.
    Biz eğlenceden dönerken, orda bir melek gibi, bir heykel gibi zarif elleriyle çalışırdı anneniz."

    Bir yabancı kadındı bu. Sadece izmit'liydi. O kadar.
    ···
  9. 19.
    0
    Gözü kara daldığınız zaman böyle, dağılıyor geçmişin sisleri yavaş yavaş...
    Aşağıda yazdığım şey, bir filmden alıntı değil panpalar.
    Bunlar gerçek. Birileri yazıp da çekse kimse inanmaz.
    Alın size bilimkurgu gibi, fantastik öyküler gibi bir manyaklık;

    iki asker arkadaşı oturuyorlar bir tepeye...
    ikisi de birbirine kızkardeşlerinin fotoğrafını gösteriyorlar.
    ikisi de birbirinin kızkardeşine fotoğrafı görüp aşık oluyorlar.
    Ve söz veriyorlar; birbirlerine kız kardeşlerini verecekler.

    O kız kardeşlerden biri benim annem panpalar.
    O askerlerden biri babam, öbürü de dayım.

    Yani dayımın karısı, aynı zamanda babamın kızkardeşi.
    Dizi film gibi a.k.

    Şimdi gelin Sındırella'nın hikayesini dinleyin.
    Dayım halamı çok seviyor, illa ki evlenecekler.
    Ama annem babama güvenmiyor, başından beri aklı kesmemiş. Evlenmeyecek.
    "Yoksa yakışıklıydı" diyor... Babama Valentino derlermiş.
    Lakin annem bu... Kara kaşa kara göze hiç prim vermemiş ki...
    Kararı kesinmiş.

    Ta ki dayımı boynuna bağladığı taşla bir kuyunun başında bulana kadar...
    Ben hiç yemedim bunu panpalar.
    Dayım anasının gözü bir başkomiserdi.
    Kimse tutamazdı onu, bu dünyanın zütüne tekmeyi gerçekten koymak isteseydi.

    Annem abisini çok severmiş. Onun hatırına kabul etmiş.
    benim annem, böyle girmiş cehennemine.
    ···
  10. 18.
    0
    eyvallah panpalar. benden de size şukular...

    siz okursunuz da ben yazmam mı?
    en eski görüntülerden bugüne doğru gelmeye devam ediyorum.

    izmit'teydik. ilkokula başladığım zamanı hatırlıyorum.
    okulun ilk günüydü. siyahtı önlüğüm. beyaz yakası vardı.
    o yaka, sadece o gün öyle beyazdı.
    bir daha ne kadar yıkansa da, öyle beyaz olmadı.

    hep pistim ben. kız çocuklarına imrenirdim. bazıları biblo gibiydi.
    ama itişip kakışmadan, birilerine çelme takmadan bir tenefüs geçirmek
    hiç göze alamadığım kadar sıkıcı geliyordu. deniyordum ama olmuyordu.

    Basri bana 'sidikli' diyordu, ben de mecburen onu kovalıyordum.

    bu yüzden hiç diğer küçük kızlar gibi dantel yakalarım
    ve örgülerimin ucunda eve dönene kadar fiyongu durabilen kurdelelerim olmadı.

    ama ben asıl neyimin olmadığını
    bir gün okula giderken Dilek'e uğradığım zaman anladım.

    onu da alacaktım, birlikte yürüyecektik o gün.
    çünkü Dilek bana okulda 'yarın ben de senin gibi yürümek istiyorum' demişti.
    apartmanları çok güzeldi. Çıktım. Kapıyı çaldım.
    Bir evin kapısı açılmadı o gün bana...
    Sanki hiç görmediğim bir dünyanın kapısı açıldı.

    Dilek giyinmişti. Arkada güzel bir kahvaltı masası duruyordu.
    Yeni kalkmışlardı belli ki sofradan.
    Babası ona montunu giydirirken, annesi beslenme sepetine kurabiye ve meyve koyuyordu.
    Herkes onun için pervaneydi...

    Tertemizdi yakası... Sarılır öptüler onu ikisi de.
    Gözlerinde endişe vardı.
    Çünkü kızları benim gibi pis bir kızla okula kadar yürümek gibi
    büyük bir maceraya atılıyordu.
    Sanki survivara gidiyorduk a.k.

    Öyle kaldım orda. Çok güzel bir rüya görmüş gibiydim.
    Ama Dilek neye sahip olduğunun farkında değildi.
    Kıskançlık değildi içimdeki... Kızgınlık da değildi.

    hatırlıyorum... bu güzel şeye sahip olamadığıma göre
    tıpkı Dilek gibi, farkında olmadan sahip olduğum bir şeyler olmalıydı.
    bunu bulacaktım...

    okula giden uzun yol boyunca, sadece bunu düşündüm.
    ···
  11. 17.
    +1
    ben geldim panpa devamı yokmu hikayenin
    ···
  12. 16.
    +1
    amlı bulduk ohhhhhh
    taşşak bi yana duygulandım şuku
    ···
  13. 15.
    +1
    seni seviyom panpa
    ···
  14. 14.
    +1
    @10 başlığı görünce taşşak geçersin sanmıştım ama öyle değilmiş seri şukuladım seni ardından
    ···
  15. 13.
    0
    değil türk kızı megan fox yazsa bunu gene okumam amk
    ···
  16. 12.
    +1
    rezerv alalım
    ···
  17. 11.
    +1
    okumayın beyler banyodan yazıyorum.
    ···
  18. 10.
    0
    @8 @9
    eyvallah panpalar. benim okur kitlemin ilklerisiniz panpalar *
    ilkler unutulmaz.
    ···
  19. 9.
    +1
    aynen yazmışın kız al yala şukuyu
    ···
  20. 8.
    +1
    @7 gece gece düşüncelere gark ettin beni bugun zaten bi sessizlik vardı sözlükte aklının tavanına kürekle vurasım geldi bi an ama

    o eski hatıraların beynimde karıncalanması yordu beni yatıyorum artık belki biraz hüzün iyidir ama

    not : ağzıma sıçtın resmen ya gece gece
    ···