-
101.
+4Büşra pgibolojisinden birazcık daha sıyrılmış olup ikinci sınıftaki arkadaşlarımla daha da samimi olmayı hedeflemişken hem kızlara hem de erkeklerle aramı daha iyi tutmaya çalışıyordum. Sınıfa girdiğim andan beri etrafa pozitif enerji saçan hanımefendilerden oluşan dörtlü bir arkadaş grubu var ki en çok onlarla tanışmayı istiyordum. Fakat bir türlü cesaret edemedim nedense. Hele ki aralarında bir tanesi var ki gülüşü bile insanın içini sıcacık edebilecek şekilde. Zamanla onlarla da tanışırız elbet, daha vaktimiz çook.Tümünü Göster
Ödevlerin, projelerin, anlatılacak konuların temellerini oluşturup çalışmalara başlamışken yurttaki tayfayla da gelişen çeşitli olaylarımız var. Hepsinden önce bir azeri kriziyle karşı karşıyayız. Sebebide şu;
Ben izmir'den döndükten sonra ikinci gece yatarken oraya bir öneri attım. Bu arada odada çeşitli ritüellerimizde vardır. Mesela gece yatmadan önce yataklarımıza kurulduktan sonra Snapchat'lere oturup birbirimizde olan olmayan hesapları paslar snap'lerini seyrederek yorumlarız. Eee hesapların içeriği belli tabii kii. Başlangıçta Amanda Cerny'den başlayıp uzuun uzadıya tüm listeyi yorumlayıp ağzımızın suyu aka aka seyrederdik. Bitirdikten sonra günün basit bir kritiğini, yarının planlarını anlatıp konuştuktan sonra yarının yemekhane menüsünü inceleyip uykuya dalarız. Basit ama keyifli bir etkinlik be beyler, böyle böyle samimi olmaya başlıyoruz bizde. işte bu konular konuşulurken ertesi gün tüm kat ahalisi yurdun yemekhanesinde değil de dışarda bir yerlerde yiyelim diye bi öneri sundum ortaya. Furkan, Doğan, Kadir, Javid, Eşqin, Tamer bi de alt kattan Raul hepsi birlikte çıkalım bişeyler yiyelim dedim. Eee fikir güzel, özleştik, ben yokken doğru düzgün konuşup görüşemedikte. Hepimize uyar diye anlaştık. Ama Berkay oradan bir çıkıntılık yapmaya başladı.
"Abi Javid'le Eşqin tamam da Raul gelmesin ya, sevmiyorum ben o çocuğu. Bi de çok yüz verdiniz zaten, her gün buraya geliyor artık sizden çok onu görür oldum"
"Olm neden gelmesin, ne zararı var çocuğun. Her gün başına oturup oynadığın bu PlayStation 3 onun, ekgib kaldığın notları da ondan alıyosun. Çocuk ekgib neyin varsa yapabiliyo, ne zararı olabilir ?"
"Sevmiyorum abi gelmesin işte, diğerleri gelebilir sıkıntı yok"
"Raul onlardan daha masum, ufak yaşta babasını kaybetmiş. Annesiyle bir başına uysal çocuk. Çıkarlarını bitirince mi aklına geldi sevmediğin ?"
"Neyse abi yarın konuşuruz bunları, hadi iyi geceler"
Sinirlenmiştim. Ama tek sinirlenen ben değildim. Kadir patırtı gürültüyü sevmediği için yorum yapmamıştı, ama o da rahatsızdı farkedebiliyordum. Furkan da benim gibi tepki göstermişti, ama hem lafı atıp hem de arkasını dönüp yatan cephe Berkay olduğu için fazla sürdürmemiştik.
Eee bugünün yarını da var... -
-
1.
0devam devam
-
1.
-
102.
+4zütten gibilmeye yer arıyor olabilir miydim acaba ?Tümünü Göster
Önce izmir'de yaşadıklarımdan sonra buralara kaçtım, yeni bir başlangıç yeni bir kulvar olsun diye. Sonra okulun daha başında birisiyle tanıştım. Ulan ne hızlı adamım, ilişkiye başladım daha en başında derken kız nişanlı çıktı okulu bastılar. Ondan kurtuldum, birazcık durulmam gerekli diye düşünürken ilk haftadan görüp vurulduğum dolmuş aşkımla aynı sınıfta olduğumu farkedip ona yanlamaya başladım. Üstelik kız hiç alışık olmadığım bi şekilde tesettürlüydü. Daha önceden de söylediğim gibi, Sakarya beni şimdiden çok değiştirmişti.
Büşra gittikten sonra sınıfa daha kim gelir kim gider gibimde bile olmazdı. Ben haber vereceğim kişiye haberi vermiş, güzel bi konuşma yaşamış ve gidişte o bakışları almıştım. Bugünlük kotam dolmuş bana yetmişti. Mutlu mesut sınıftan çıkıp Mikail'in yanına gittim, oradan da yemekhaneye geçtik. Eee konuşulacak çok şey vardı ne de olsa. Ama benim konular belliydi zaten. Biraz da Mikail'in gönül meselelerinden konuşmak lazımdı. Bu herşeyi gırgıra alan, fakat içinde fırtınalar kopan bu "yarım" adamı da birazcık yakından tanımak gerekliydi. Bu sefer ondan bahsedecektik, benden daha önemliydi; en azından arkadaşlık bağlarımızın kuvvetlenebilmesi için.
bu arada Sakarya Üniversitesi'nde okuyan binler varsa banada bi yanıt versinler şu yemekhane zammı hakkında ne değişiklikler yaşandı diye. Bizim zamanımızda 1.75 falandı 4 çeşit yemek. Son zamanlarımızda 2.00 TL olmuştu ve yemekleri fazlasıyla da beğeniyodum ben. Şimdi catering şirketi ek değiştirdiğinden aşırı bi zamma gidilerek 2.75 yapılmış ki cidden tepki çekebilecek bi fiyat. Ben çok bol bi öğrencilik hayatı yaşadım. Yemekhaneye gitmemin yegane sebebi arkadaşlarımla birliktevakit geçirmekti, yemek yemek değil. Ama öğrenci haliyle durumu olan var olamayan var arkadaşlar, böylesine bi zaman kabul edilemez yani. Ulan işten güçten fırsatım olsa da ben de gidebilsem eylemlere falan katılabilsem amk, neyse devam edelim biz.
Yemeklerimizi alıp masalardan birine oturduktan sonra Mikail yine alaycı tavır ve tonlamalarıyla başladı konuşmaya
"N'oldu lan, konuştun mu Büşra'yla. El ele çıkmanızı bekledim ben ama göremedim ya ehe ehe ehe"
"Dur olm, ona da vakit gelecek elbet sen merak etme. Beni boşver de sen anlat bakalım biraz. Birileri var diye bahsediyodun. Anlatan hep ben oluyorum, biraz da sen bahset amk ne Güzin Abla gibi dinleye dinleye oturuyosun"
"Yok aga ya, olmayacak şeyleri dillendirmenin manası yok. içimde kalsın, devam ederim ben böyle kendi kendime"
Ben biraz daha ısrar ettikten sonra yelkenleri suya indirip anlatmaya başladı Bay Mikail;
"Ya kanka ben sınıfa ilk geldiğim zamandan beri dikkatimi fazlasıyla çeken bi kız var. Sen de görmüşündür muhakkak, sol köşede oturuyo hep. Adı Sevda. Kız çok sessiz, sakin, içine kapalı bi tip. Konuşmaya çalışsam ne konuşabilirim, nasıl konuşabilirim bilmiyorum. Zaten tipimden dolayı hiç özgüven drumumda yok böyle konulara karşı. Bi ders çıkışında gidip yemeğe davet etmeyi çok istiyorum birlikte gidelim, konuşalım, tanışalım diye. Ama olmuyo işte nihayetinde. Ben de böyle uzaktan uzağa bakmakla kalıyorum ne yazık ki"
Haklıydı. Az çok hatırlıyodum bu Sevda dediği kızı. Kız hoştu, içine de kapanıktı. Ve tıpkı Mikail'in de dediği gibi kafa dengi değillerdi. Mikail'in kafa dengi olacak kız köy yerine hamarat, becerikli, tatliş birisi olmalıydı. Mikail kardeşim gibiydi, çok severdim. Ama herkes konumunu bilmeliydi. Pırlanta gibi bi kalbi, müthiş bi mizahı ve mizacı vardı. Ama Sevda Mikail'le birlikte olabilecek bi kız değildi. Aslında Sevda kimseyle birlikte olabilecek bi kız değildi. Kız bi garipti, fazlasıyla garipti hatta. Ama bakalım ne olacaktı bu işin sonu.
"Deme öyle be olm, neden olmasın. Mesele konuşmaya bakar. Hem topluca bi yemek ayarlarsak Sevda'yı da çağırırız o sırada yürümeye bakarsın sen de bireysel olarak yapamazsan. Bi yolu bulunur elbet sıkma böyle şeylerden canını sen"
"Yok olm sıktığımdan değil de ne bileyim, öyle işte ya önemi yok" -
-
1.
0Aman reis gote mukayyet ol . Mikailede dikkat et
-
1.
-
103.
+3uzun uzun yazmayı düşünüyom diyor bi de amk. yazmayacaksan yazmıyorum de,biz de beklemeyelim salak gibi.
-
104.
+3Günaydın Panpalarım
Yılbaşında dıbına koymuş olmalıyız ki ortalığın iş günü olmasına rağmen anca kendime gelebiliyor gibiyim. Burayıda boşlamış gibi oldum biraz, kusuruma bakmayın. Mesaj ve entry’lerinizi görüyorum, gün içersinde hepsine detaylı olarak yanıt vericem. Hikayede de devam edilecek güzel bi bölüm var önümüzde.
Yeni yılınız güzel geçsin, mutlu olun... -
-
1.
0Beklemedeyiz panpa, hızlı yazarsan harika olur.
-
1.
-
105.
+3https://www.youtube.com/watch?v=HSBmy6hW-n4
Aradan bir kaç gün geçti. Bizimkiler odalarına döndü, Büşra'yla yaşananlar ilerlemeye devam ediyor, açıklanan vize notlarım pekte hoş görünmekte. Keyfim yerindeydi. Her şey tıkırında. Fakat Eylül'den gelmiş bir mesaj daha bu keyfi kaçırmaya yetebiliyor.
Yurtta Furkan'larla oturduğumuz bi akşam yine bi mesaj geldi Facebook'tan. Kim olduğunuz tahmin etmek elbette pek zor değil. Bu sefer atar yapmak yerine, savuşturmak yerine karşıma alıp doğru düzgün konuşma niyetindeydim. Ama mesajları daha kısaydı bu sefer, o da çok zorlayacak gibi değildi.
"Ben seni gördüğümde üzülüyorum artık. Ağlayacak duruma geliyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum (izmirli) ama sana bakmadan da edemiyorum."
"N'oldu, üzülecek ne durum var ki ? Söylesen kim olduğunu, nerede olduğunu çözücez belki"
"Çözülecek gibi değil, çözülmez. Bak mesela şu anda şu mesajı ağlayarak yazıyorum. Ama görmüyosun, bilmiyosun, bilemezsin... "
Haydaa, yine mi ağlamalar sızlamalar. Neden abi, ben kimseyi üzmek istemiyordum ki zaten. Ben mesajına cevap vermek için hazırlanırken bu sefer bi fotoğraf geldi. Bu olaylar olurken Furkan ve diğerleride yanımda, mesajları birlikte yazıyoruz tabii. Fotoğraf geldikten sonra hepimizin tepkisi aynı oldu;
"Oha fotoğraf geldi lan, neresini çekip attı acaba, bak bakalım ağlıyo muymuş ahahahah"
iğrenç herifler sizi.
Fotoğrafı açtığımda ön kameradan çekilmiş yaşlı bir göz gördüm. Ama sadece tek gözünü çekmişti. Kocaman, masmavi, parlak ve yaşlı olan gözleri gördükten sonra kim olduğunu tahmin etmek pekte zor olmadı. Evet evet, bu kesinlikle Büşra'nın gözüydü. Büşra ulan, tüm günümü birlikte geçirdiğim, sevgilim dediğim kadın. Neden böyle saçma bişey yapardı ki beyler... -
106.
+3Daha önce kendinizi doğru yerde, doğru zamanda hissettiğiniz olmuş muydu beyler ? Tam olmanız gereken, aidiyet hissettiğiniz yerde olduğunuzu fark ettiğiniz, geçen ya da geçecek her bir saniyenin bile değerlendirilmesi gerektiği bi yerde bulundunuz mu ? Pek çok örnek verilebilir bu konuda. Tıpkı benim örneğimde olduğu gibi; sevdiğiniz kadının yanıbaşında olabilmek için zaman kollarken o zaman gelip çatmış olabilir. Birisine yapmak istediğiniz bi iyilik ya da yardım varsa ve onu mahcup etmemek için bahane düşünürken doğru zaman gelmiş olabilir. Ya da acı bi örnektir belki, ama ölüm döşeğinde olan bi aile ferdinin son anlarında başka bi yerde değil de dizinin dibinde olup vakit geçirdiğiniz anlardaki gibi. işte ben de tam şu esnada, bulunduğum sınıfta, oturduğum sırada ve baktığım yerde doğru anı yaşıyor gibiydim. Bu anı daha önceden de hissetmiştim, hatırlıyorum. Ama tekrardan hissedebileceğimi hiç düşünmezdim. Ben bu düşüncelerle kafamı kalabalık etmeye devam ederken benden cevap bekleyen bi tatlılık abidesi vardı karşımda.Tümünü Göster
“Günaydın Büşra Hanımcım, eğer yerin burasıysa kalkabilirim diğer tarafta da otururum ben”
“Yok yok sorun değil, yanın boşmuş oraya da otururum ben”
Geldi yanıma oturdu. Çantasını yerleştirdi, kitabını defterini çıkarıp beklemeye koyuldu. Büşra çok telefonla uğraşan birisi de değildi zaten beyler. Belli ki konuştuğu, uğraştığı birisi yoktu hayatında. Gerçi daha önce de telefonla uğraşmayanını görmüştük, direk nişanlısı gelmişti yanıbaşımıza.
Elini çenesinin altına yerleştirip dirseğini sıraya koyduktan sonra sınıfa girip çıkanları seyretmeye başladı. Benim onu seyrettiğimden haberdardı, bu bilgisini tazelemek içinse ara ara tatlı kaçamak bakışlarla gözünü bana kaydırıyordu. Ulan iyice ergen liseli bebelerine döndük ya, otur konuş dimi ne bu kaçamak bakışlar heyecanlanmalar falan. Konuşmaya karar verdim, konuşacağım konuda hazırdı elbette; köydeki yanan ev...
“Ya köydeki eviniz yanmıştı en son görüştüğümüzde, n’aptınız siz onu halledebildiniz mi ?”
Sanki bu soruyu sormamı ya da herhangi bi konu açmamı beklermiş gibi duraksamadan anlatmaya girişti
“Yaa evet, hallettik halletmesine de hem yorucu hem de masraflı oldu. Diğer odalar kurtuldu yine, ama mutfak kullanılamaz hale gelmişti. is olmuştu her yer, duvarlar tavan falan. Temizledik ettik, bakalım boya badana yeni eşyaların alınması falan olacak bugün yarında. Halloldu yani genel olarak” -
107.
+3"Aaa çok geçmiş olsun ya, nasıl olmuş yangın ? çok büyük bi hasar var mı bari ?"Tümünü Göster
"Sağol sağol, mutfak kullanılamaz haldeydi işte en son. Orayı temizlemekle uğraşıyoduk bizde. Ocaktan çıktığını düşünüyolar, sabah çay koyarken açık bıraktı heralde bişeyler oldu yanmaya başladı bilemiyorum mutfak alev almış. Sonra annemleri bırakıp derse geldim işte ben de. Ama boşuna gelmiş oldum off."
Şu mimikler, şu yüz ifadesi, tatlı tatlı konuşmalar ve müthiş ses tonu. Tutup yanaklarını mıncırmamak için zor tutuyodum ulan kendimi. "çok geçmiş olsun ya üzüldüm şimdi, benim yapabileceğim bişey var mı peki ?" diye adettendir diye sordum. Ama bu öylesine sorulmuş bişey de değildi. Eğer bi ihtiyaç olsaydı Hendek'in henüz neresi olduğunu bilmiyor olsam da kalkar giderdim elimden geldiğince de çabalardım yardımcı olabilmek için. O masmavi gözler gülümsedi resmen, takiben yüzünde de oluşmuştu aynı gülümseme. "Şimdilik bi ihtiyaç yok, teşekkür ederim (izmirli) çok düşüncelisin" diye karşılık verdi. Aslında çok çekinilecek bişey sormuştum bilmeden de olsa. Çünkü köy yerinde yaşayan güzel bi kız, tesettürlü (ki ailesi de öyledir), Sakarya gibi bi yer ve aile içinde yaşanmış bi olay. Kızın yanında oralara kadar gidip kendimi aileye göstersem linç edilerek geri dönerim "kim bu dıbına kodumun çocuğu ulan" diye. Haklılarda. Ama yardımdır işte, sormuş bulundum.
uzun süre sessizlik ve göz göze kalma sekansının ardından sessizliği bozan taraf Büşra oldu "Ee ben gideyim o zaman geri, bizimkilere yardım edeyim vakit kaybım olmasın. Teşekkür ederim haber verdiğin için" diyerek. Sen konuş be Büşra'm, gerekirse eve de gitme. Ben dinlerim seni bi sonraki dersin başlayacağı saate kadar. Ama onun da zamanı gelecek elbet, daha ilk diyalogtan hemen coşmamak lazım tabii. "Ne demek, lafı bile olmaz. Çok geçmiş olsun tekrardan. Dediğim gibi, bi yardıma ihtiyaç olursa haberdar edersin hiç çekinme" diyerek devdıbını da ben getirdim. "Tamam merak etme, görüşürüz" diyip hafif bi el sallamayla çıktı sınıftan. Yavaş yavaş yürüyüşünü seyrederken arkasını dönüp son bi kez gülümseyerek sınıftan çıkmasıyla anlamaya başlamıştım.
Bu basit bi konuşma değildi beyler
Bu basit bi tanışma da değildi
Bu güzel şeylerin habercisi olan tatlı bi başlangıçtı
Bu yangının başlamasına vesile olan küçük kıvılcımlardan sadece biriydi
Ve ben şimdiden yanmaya başlamıştım bile... -
108.
+3Yemeklerimizi alıp oturduk. Ama bu süreçte hatasının farkında belli ki sürekli şebeklikler, sevimlilikler peşinde. Hayır fazlasıyla da sevimli zaten. Ama bu yaşanan durumu ben bir türlü kendime yediremediğimden dolayı tepki gösteriyorum kendimce. Oturduk masanın birine, kaşığı çatalı bi kenara bırakıp beni seyretmeye başladı. Öyle dikkatle, öyle güzel bakıyordu ki bişey diyemedim. Bi süre sonra dökülmeye başladım bende;Tümünü Göster
“Eee Büşra Hanım. Anlatın bakalım, nedir bu ‘Eylül’ saçmalığı. Merak ettim doğrusu”
“Yaa bu konuyu konuşmasak, lütfen. Daha sonra da konuşabiliriz. Çok özledim ben seni, güzel şeylerden bahsedelim, neşeli neşeli yemeğimizi yiyelim, el ele dersimize gidelim ne dersin ? Sonra konuşuruz istersen.”
“Büşra yaptıklarının farkındasın sen dimi. Konuşulmayacak şey değil bu anlat bana. Bana neden güvenmedin ? Güvenini kıracak, şüphe etmeni sağlayacak ya da bunları yapmana sebep olacak ne yaptım ? Varsa bi hatam, bi kusurum anlat bileyim. ama sanmıyorum ben bi hatam olduğunu. Anlat nereden çıktı bu Eylül.”
“iyi tamam anlatıyorum, öyle istiyosun madem. Benim senden önceki ilişkim karmaşıktı biraz. Köy yerinden tanıyorum onu, yalan yok seviyodumda. Adı Mustafa’ydı. Bi fabrikada çalışıyodu, tüm günü orada geçiyodu. Biz pek görüşme fırsatıda bulamıyoduk birbirimizle. Bi gün buluşsak diğer gün bahaneler üretiyodu bana. Ama ona güvendim, güvenmek istedim. Aradan zaman geçti, sonradan farkettim ki beni oyaladığı zamanlarda fabrikadaki bi kadınla birlikteymiş. Aldatılmışım yani ben ona güven sağlarken. O zamandan bu zamana kadar hayatıma soktuğum, sevdiğim bi tek sen oldun. Evet, sana güvendim. Ama ne bileyim, aynı şeyi yaşamaktan korktum işte. Ben de böyle bişey yaparak senden haber almak istedim. Evet, büyük bi hata yaptım farkındayım. Tüm gün yanımda olurken, bana vakit ayırırken senden şüphe etmem benim salaklığım. Özür dilerim, affet beni lütfen.”
Söylediklerini kulaklarımı açarak dinlemiştim. Bu açıklamaları yaparken öte yandan da hiç konuşmadığımız ilişki hayatlarımız hakkında ufak bilgilere sahip olmuştum. O beni sormamıştı, belkide yine bi güven sorunu çıkabileceğinden çekinmişti sormak için. Ama merakı vardı, hissedebiliyordum. Demek Mustafa, demek onun suçunu hayatına aldığın bana yüklemeye çalışıp güvensizlik yapmıştın. Müthiş giden bir ilişkiye taş koymuştun Büşra, haberin yoktu… -
109.
+3Geldik o kritik haftaya; Sakarya’daki ilk vizeler. Hem de Büşramdan aldığım notlarla. Sınav zamanı birkaç telefon görüşmesi ve mesajlaşmanın ardından birbirimize ayırdığımız vakte bi süre ara vermiş ve kendimizi derslere adamıştık. Hayır bana soracak olsanız sınavları sallamam, devam ederim konuşmaya. Ama onu düşündüğümden ben de susup zaman tanıdım. Eee boş durmaktansa ben de bakınayım biraz dedim notlara. Sayısal dersler kafamı gibecek durumdaydı, pek iyi değildim bu konuda. Ama sözellerde de benden iyisi yoktu, emindim. ilk sınav önemli krediye sahipti, geldik. Her sınavdan tek tek bahsetmeden direk 2 haftalık bu sınav sürecini atlayarak geçicem. Ama ben 2 sınıfla birlikte sınava girdiğimden hem daha sıkı hem daha yoğun bi sınav takvimine sahiptim. Bir günde 3 sınava girmeler falan. Ama buna rağmen Büşra yanımdan hiç ayrılmadı. Kütüphanede bir aradaydık, yemeklerde de öyle. Ara ara Mikail’de katılırdı bize. Ulan adama kalsa yanımızdan ayrılmayacak baş başa bırakmamak için ama kaçıveriyoduk işte bi yerlerden.Tümünü Göster
Sınavlar bitti, dertlerin büyük bi kısmı atlatıldı. Sonuç ? Sadece 1 dersten fena halde çakacak gibiydim. Diğerleri başarılıydı. Olsun be, daha uzun yıllar var önümde. Sonradan alırdık nedir yani.
Üniversite okuyan panpalarım varsa bilirler, vizelerden sonra 1 hafta kafa tatili verir herkes kendine. Hocaların çoğuda buna saygı gösterip derse gelseler bile ders işlemez hatta imza dahi almazlar. Hem sınıftaki hem de yurttaki arkadaşlarım istanbul, Bursa, Kocaeli gibi yakın yerlerden geldikleri için şehirlerine 1 haftalık kafa tatillerini kullanmak için döndüler. Ama izmir Sakarya’ya uzaktı, otobüsle 9 saat çekilecek gibi değil. Uçakla da buradan istanbul Sabiha Gökçen’e oradan aktarmayla Ankara, en sonunda izmir falan uğraşmak istemedim. Sakarya’da kalmaya, bu boş olan süreçte Büşra’yla daha yakın vakit geçirmeye karar verdim. Sınıf içersinde “Ya bizi görmesinler, laf olur söz olur” gibi bi kaygımız yoktu esasında, sınıf çevresinde de öyle. Ama tesettürlü bi bayana laf getirmemek adına düşünceli davranıp bu boş zamanda vakit geçirmek, gezmek dolaşmak falan daha iyi olacaktır diye düşündüm. Telefondan, mesajdan falan aramız zaten oldukça iyiydi. Ama yüz yüze daha fazla vakit geçirmek hem içinde patlak veren duyguların ne olduğuna dair netlikler kazandıracaktı, hem de onun tesettürlü olmasına rağmen nasıl birisi olup nasıl davranacağımı bulacaktım. Kısacası bu 1 hafta fazlasıyla önemliydi benim için. -
110.
+3Beyler işte Türk kızları (95’ten sonraki nesil için diyorum) böyle aptal ,böyle kaşarlar en tesettürlüsünden en sekülerine kadar hepsi bin dediğimiz erkeklere meyilli , 2-3 aylık ilişkilerin peşinde zütlerini gibtirtme derdindeler hepsi zütlerine haşmetliyi yiyip efendi elemanlara gidiyorlar evlilik yaşları gelince dıbına kodumun kaşarları(şimdi bu entry e cevap gelicek ananda bacında böyleydi sen efendi ezik birisin diye ama emin olun ben sünepe bi tip değilim özelden isteyenle konuşurum reelde tanışırız)
-
-
1.
+1Sırf sana yanıt vermek ve bu başlığa entry girmek için gibik inci sözlük appden çıkıp chromeye girdim ve burdayım. Ulan kız 10 gün bunu kekleyip konuşuyoruz ama sevgilim var demiş 10 günlük çocuk için başta biz x ile barıştık demiş. Ve bu AMK sünepesi seninde o çocuğunda anasını gibeyim dememesi. Kafayı yiyeceğim herif ne çocuğa ne kız hiçbir şey yapmamış küfür dahi etmemiş evde duvara yumruk atasım var şuan akrep burcu özelliklerimi durduramıyorum. Amk o üniversitedeki kız başta ne kadar ergen gözükse de inanılmaz olgun bir kızmış ve bu amk salağının yaptığına bak. üniversitede kızlı erkekli sınıfından arkadaşlarıyla mekana gitmesine hiç bir tak demeyen sadece oradayken biraz fazla mesaj atan bana da çok sıkıyorsun ben sıkıya gelemiyorum mesajı geliyor.
-
1.
-
111.
+3Yıllar geçmişti. Yıllar sonra hiç beklemediğim anda karşımda gördüğüm kişi görmeyi umduğum son kişiydi. O telefon konuşması gerçekleştikten sonra, bana "Konuşuyoruz ama yanlış anlama benim zaten bi sevgilim var" dedikten sonra en son restimi çekip telefonu yüzüne kapattığımdan beri onu ilk görüşüm varlığının ilk sezişimdi. O günlerden sonra o kadar ağır zamanlar geçirmiştim ki ya kimse görmesin duymasın, karşı komşuyuz onlara denk gelmesin diye gizli gizli çıkmaya çabalıyordum evden. Ya da geç saatlere kadar dışarda vakit geçirim geç geliyordum eve, yine denk gelmemek için. Haberde almamaya gayret gösteriyodum. Haber veren ya da verecek arkadaşlarıma rica etmiştim bir daha onu duymak bilmek istemediğim için. Öyle ki gerek aile gerekse arkadaş çevresinde ona bi lakap takmıştık adını anmamak için; Şehrazat. Annem vermişti bu lakabı. Anlamı, manası ya da sebebi neydi bilmiyorum. Ama artık "idil" yok "Şehrazat" vardı bahsedeceğimiz zamanlarda.
Aradan uzun zamanlar geçti, ama annem idil'in gidişini bir türlü kabullenememişti. Çünkü annem onu gelini gibi değil kızı gibi, evladı gibi sevmişti. Eğer aşk değilde hayranlık duygusunu ifade edecek olursak bu kesinlikle annemin idil'e karşı beslediği duygu denebilirdi. Bunca yıl geçmiş aradan, şimdi dahi gidip anneme idil'den bahsetsem iç çeke çeke bahseder olan bitenden. Ondan sonra da yanına getirdiğim hiç bir kızı beğenmedi zaten. Hatta geçenlerde farkettim, Instagram'ında dolaşırken gördüm ki arama sekmesinde ilk sırada idil var ikinci sırada ben. Hala sırayla girip stalk'lar yani bizi. Unutamadı gitti. Annemi boşverin, ben unutabilmiş miydim ki ?
Elimde bileklikler çömeldiğim yerden ayağa doğrulunca idil'le karşılaşmam beklenmedik ve kaçınılmaz olmuştu. Şok olmuştum, kanım donmuştu. Ama idil'e bakacak olursak hiç şok olmuş gibi değildi. Kasıtlı olarak başımda beklemiş, kendisini göstermek istemiş, aynı acıyı tekrar vermeye niyetlenmiş gibiydi. Gözlerinin içine baktığımdaysa tüm bu söylediklerimin aksini görüyor gibiydim; heyecanlanmış, mutlu gibiydi. Yıllar geçmişti üstünden, ama gözleri, bakışları, gülümsediğinde kaybolurcasına kapanan göz kapakları, gülümsemesi... Hiç birisi değişmemişti. Yıllar önce, bıraktığım gibiydi. Bıraktığım, özlediğim, istediğim... -
112.
+3Ve sıra gelsin benim biriciğime, Büşra’ma...Tümünü Göster
Aslında nasıl bahsedilir ben de bilemiyorum ki beyler. Hem konuşmamız yeni hem de onu seyredip tanımaya çalışmam. 1.60 ya da biraz daha uzun bi boya sahip, zayıf, nazik ve naif bi bedene sahip. Ama sıska da değil tabii. Teni beyaz, fakat tesettürün altında sarı saçlara sahip olduğunu düşünüyorum ben. Bu haliyle dahi çok güzel, ama eminim ki saçları açıp gezse şu kampüsün önünde okulun dıbına koyar diye de tahmin ediyorum. Hatta eminim buna.
Çok hoş bir çift göze sahip elbette. Kocamaan, baktıkça daha da derinlere gömüleceğiniz masmavi gözlere, onu mükemmellikle tamamlayan kaş ve kirpiklere, doğuştan olduğuna inanamayacağınız bi burna ve kiraz gibi tatlı mı tatlı dudaklara sahip. Bi dakika lan, son söylediğim doğru oldu mu ? Şimdi tesettürlü bi hanımefendiden böyle bahsetmek yanlış mı ? Amaan, bişey olmaz be beyler. Sexting mi yapıyoruz sanki
-şimdi baş örtünü açıyorum
-onu çıkarttıktan sonra iğnelerini açıyorum
-iğnelerini de söktükten sonra boneni çıkartıyorum
Eee bi bitmedi dıbına koyim kaç kat taktınız bunu aq
Neyse, daha fazla çirkinleşmeden konuya geri dönelim. Yoksa gizli fantezilerimi gün ışığına çıkarmış olucam (bkz: türbanlı gibiş aahahahaha)
Ders arasından sonra Büşra gelip tekrar yanıma oturdu. Artık hem şu notları hem de telefon numarasını almalıydım. Ama normal kadınlarda olduğu gibi mi olurdu ki numarayı almak ?
-Yaa müsait olduğun bi zaman dersten sonra bi yerlere oturup bişeyler mi içsek, ne dersin ? Hem daha yakından tanışmış oluruz ?
+ Oluur, çok sevinirim. Haberleşiriz o zaman
-Telefon numaranı alayım ben, habersiz kalmak istemem
Ama Büşra’da bu diyalog işlemezdi. Nasıl almalıydım lan ben bu kızdan numarayı ? Neyse bakardık bi yoluna canım.
“Napıyosun bakalım (izmirli), ne konuşuyodunuz arada Mikail’le fısır fısır .)”
“Hiiç, vizelerden falan bahsediyoduk ya. Asıl size sormak lazım Büşra Hanım. Birden kalkıp Esma’nın yanına gittin. Siz ne konuştunuz bakalım”
“Hi... hii... hiiiç, biz de vizelerden notlardan falan bahsettik. Ekgibleri varmışta onları istedi benden. Yoksa ne konuşcaz Mikail’le senin gibi fısır fısır”
“Ya acaba notlarını bana da verebilir misin ? Dersi falan dinliyorum biliyosun, ama not tutamıyorum ben pek. Mikail söyledi sende de varmış. Yani tamam, vermek istemezsen anlarım. Ama versen şu geçişli öğrencinin yükselmesine çook katkıda bulunursun”
“Veririm tabii, lafı mı olur. Mikail de istemişti zaten, birlikte çektirirsiniz.
Mikail; “Sağolun ya, benide hatırladınız sonunda. Teşekkürler”
işte tam o esnada bir amatör, bir çömez gibi davranıp yapmamam gereken şeyi yaptım;
“Eee sen bana yardımcı oluyosan ben de sana yardımcı olurum. Al, bu benim numaram. Geçişlerle, üniversiteyle ya da bölümlerle ilgili merak ettiğin bişey olursa bana danışabilirsin”
Ya be dıbına kodumun salağı, ya e beyinsiz. Sen emlakçı mısın, avukat mısın, ne gibimsin. Sen ortada bişey yokken neden kartvizit uzatır gibi kağıda yazılmış bi şekilde telefon numaranı uzatıyosun kıza. Usul nedir ? Kızdan numara istenir, verirse ne alâ. Ama numara uzatmak nedir of of of.
O anın heyecanıyla bunları düşünemedim tabii, uzattım kağıdı. Kız da şaşkınlıkla kağıdı alıp “Tamamdır, merak edersem sorarım” diyip çantasına koydu. Ah kafanı gibeyim (izmirli) ah.
Ders bitti, fotokopiler çekildi, vedalaşılıp evlere/yurtlara dağınıldı. O büyüük gerginlik başladı sonra bekleyişle birlikte;
-Acaba mesaj atacak mıydı ??? -
113.
+3O gün geceye kadar bekledim. Ama ne gelen oldu ne de giden. Bunu olumsuz algılamam gerekli mi diye düşündüm aslında uzunca bi süre. Ama Büşra'nın yaptığına hak verdim aslında. Çünkü ben ona numarayı verdikten sonra evine gider gitmez ya da aynı gün içersinde bana mesaj atmış olsaydı bu onu basit birisi yapardı. Her ne kadar sabırsızlıkla beklesem de "Çok kolay oldu be, bu da dünden razıymış" derdim kendi kendime. Çünkü esasında böyle birisiyim ben her ne kadar olmak istemesemde. izmir'de yaşadıklarımın ardından artık güven problemi yaşamaya başlamış ve bunu bir türlü üzerimden atamamıştım. Ya da kendini kanıtlama hissi içimi kaplamış ve benliğimi ele geçirmiş denebilirdi. Şöyle izah edeyim;Tümünü Göster
Hoşlandığım birisi oluyo diyelim, bi hanımefendi. Onunla tanışmak için uzuun uzun çabalıyorum. Sonrasında onun çekim alanına, dikkat sahasına girdikten sonra onu mutlu edebilmek için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Hem onu, hem kendimi mutlu edebilmek, bunlarla birlikte onu yavaş yavaşta olsa ele geçirebilmek için yapıyorum bunu. Çok zor görünen bi kızda olsa ona istediğini verdikten sonra ihtiyaç duymaya başlıyo size. Ama burada şöyle bi nokta var ki dikkat etmek lazım; ona her istediğini verirseniz sonrasında sizi kullanmaya ve istediklerini yaptırmaya/aldırmaya başlayabilir. Para avcılığı gibi yani, bu durum öyle değil. Beyler, aslında çok basit bi algoritma var işin içinde. Karşınızdakini ne kadar değerli hissettirirseniz o kişi size o kadar bağlanır. Çünkü birisini elde etmek için gereken tek şey onu yüceltmek, değer vermektir. Ama zütünü kaldırmak demek değil bu, yanlış anlaşılmasın.
Ben de birisini elde etmek için elimden geleni hatta fazlasını yapardım. Elde ettikten sonra da kendime bağlamamın ardından sıkıldım ya da "bu çok kolay oldu ya" diyip vazgeçerdim konuşmak ya da ilişki kurmaktan. Ne yazık ki her seferinde böyle oldu. Şimdi Büşra'da bana ilk günden mesaj atsaydı "çok kolay oldu lan bu" diyip vazgçebilirdim. Ama bunun olmasını da istemedim. Çünkü artık izmir'de değil Sakarya'daydım. Eski ben'i orada bırakıp yeni şeyler görmek, bilmek, öğrenmek için gelmiştim buraya. Yegane amacım ve niyetim buydu. Yine sıkıldım diyerek aynı şeyleri tekrar etmeme hiç ama hiç gerek yoktu. Büşra bana yaklaşana kadar beklemeye devam, elden gelecek bişey yok.
O günden sonra birinci sınıflarla derslerim bi türlü denk gelmemişti. ikinci sınıflardansa nasıl ya da kimlerden not isteyebileceğimi hiç bilmiyodum. Önyargıyı kırmaya başlamıştım aslında yavaş yavaş. Çünkü vize yerine geçecek bi ödevde varlıklarını dahi hiç farketmediğim bi kız grubu "Ya bizim gruba gelir misin, seninle tanışmayı da çok isteriz" gibi bi teklif sunmuştu bana. Gelmez miyim yahu, seve seve gelirim. Grupta Zeynep (Auracı olan değil), Rümeysa, Büşra (başka bu) ve Ebru isimlerinde 4 tatliş kız vardı. Sizlerle tanışmak benim içinde zevk olacaktı kızlar, hem belki ekgib olan notlarımı sizler tamamlarsınız kim bilir .)
Ayrıca sürekli futbol muhabbeti yapan erkek tayfadan da bi halı saha teklifi gelmişti vizelerden önce. Sevinmiştim aslında benide aralarına dahil etmeye çalışmalarına. Gelirim dedim onlara da, güzel bi tanışma olurdu. Yavaş yavaş 2. sınıfların arasına da karışmaya, isim duyurmaya başlayacaktık artık.
Bi kaç gün daha böyle geçmiş, derstir not toplamadır kızlarla-erkeklerle tanışmadır derken tekrardan birinci sınıflarla gireceğim ders günü gelip çatmıştı. Sınıfa geç gitmiştim ve istemsiz bi şekilde tavırlıydım. Tavrım elbette Büşra'yaydı. Ulan gerizekalı, kız doğru olanı yaptı diyosun ama hala kendi kendine tavır alıyosun. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu gibik. Kendi kendime triplenmişken Büşra'nın sınıfta olmadığını da farkettim ufak bi göz gezdirmeyle. Zaten farkedilmemesi mümkün olmayacak kadar büyük ve güzel gözlere sahipti, olsaydı bilirdim.
Gelip yine ön sıraya yakın olan yerlerden birine oturdum, Mikail ön sıramdaydı. "Noldu aga, bi durgun girdin sınıfa. Büşra sana tekmeyi koydu heralde ahahahaah" diye girer girmez başlamıştı taşlamaya. "Olm bi dur zaten tavırlıyım, yüklenme bugün bana" dedim. Bu konuşma sürerken yine bi güneş gibi doğdu sınıfa Büşra, girer girmez göz göze geldiğimizi farkettim. O da hızlı adımlarla yanımıza doğru gelip Mikail'in yanına oturdu zaten. Bakın, dikkatinizi çekiyorum beyler, Mikail'in yanına oturdu. Neden ulan, neden..! -
114.
+3Dersler, not toplamalar, tanışıp konuşmalar derken günler birbirini kovalar olmuştu. Hem ikinci sınıflardaki yeni arkadaş grubumla aramı iyi tutmaya çalışırken hem de birinci sınıflardaki aktifliğimi sürdürüyor aynı zamanda da Büşracığımla flörtümüzü tam gaz devam ettiriyorduk. Tam da flört denemez aslında, birbirimize ilgimiz var belli ama onu bi adım ileri zütürmeye ikimiz de çekiniyoruz. Bu çekinmenin nedeni hem tanışmanın daha başında oluşumuz, hem de vize tarihlerinin yaklaşıyor olması. Derslere kasmadan vizelerden önce biz bize son bi kez dışarı çıkalım dedik bizim çocuklarla. Kadir dışarı çıkmayı seven birisi değildi, gelmedi. Berkay’ı çağırmak istemedik açıkçası. Azeriler de kendi Azeri dostlarıyla yaptıkları bi planda bulunacaklarmış. Doğan desen Bursa’da okuyan sevgilisini ziyarete gidecekmiş son bi kez. Eee kaldık Furkan’la baş başa. Yanımıza bi de tırtıl eklensin dedik, yeni bestimiz olan Burak kardeşimizi aldık yanımıza. Hem olanı biteni hem de son zamanlarda yaşananların bi kritiğini yaparız dedik. Kötü de etmedik tabii amk.Tümünü Göster
Büşra Hendek’ten gidip gelen bi öğrenciydi. Zaten bi Sakarya’lı olduğundan ötürü bi yurt ihtiyacı duymamış okula gelirken. Zaman zaman kendisi, kalan zamanlarda da babası getirip zütürüyomuş okula. Tabii babası devreye girdiği zaman ben piyasadan siliniyorum bi hızla orası ayrı. Onun burada olmasını ve onunla vakit geçirmeyi çok isterdim. Ama okulda birlikte olduğumuz zamanın yanı sıra sürekli telefona görüşüyo olmakta şimdilik yeterli düzeydeydi benim için. Büşracığıma bu planın haberini verip “sözde” iznide aldıktan sonra nihayetinde adam akıllı oturup kafa dağıtacağımız bi erkek muhabbetine girişmeye başladık.
Çark Caddesini bilenler bilir. Sakarya’nın göz bebeği denebilecek yerlerinden birisidir. Çünkü zaten Sakarya bi avuç yer, vakit geçecek yerlerde kısıtlı olunca burası o yerlerden birisi oluyo haliyle. Leman Kültür’e gidelim dedik. Hem alkolümüzü alacaksak buradan alırız hem de bakalım izmir’deki gibi konsept yapabilmişler mi denemiş oluruz dedik. Gelecekte çook işler çıkaracak bu 3 kurdun ilk görüşmesi içinde ancak böyle bi yer yakışırdı. Geyik muhabbetleri eşliğinde yolu geçiştirip Çark Caddesine gelmişken aynı şekilde mekana girdik. Burak çok geyik, çok kafa çocuktu lan. inanılmaz sevmiştim ben amk. Ama tüm bu neşeli halinin altında bi durgunluk söz konusuydu. Bizim konular belliydi, ama onu hiç dinlememiştik. Belli ki bugünün ana konusu Burak olacaktı. -
115.
+3Ders bitti, apar topar kalkıp yemekhaneye gittim. Her zaman buluştuğumuz koltuğa oturup gelmesini bekledim. Yıkık bi vaziyetteydim. Ufaktan sinirde vardı içimde. Ama dizginlemeye çalışıyordum. Sonunda geldi, o narin yürüyüşüyle girdi yemekhaneye. Gözleri bu sefer daha çok parıldıyordu sanki bana bakarken. Ama mahcuptu, o da farkındaydı yaptıklarının. Yanıma attığı her adımda yanakları bi ton daha kızarıyor gibiydi. Normalde şimdiye kadar çoktan ayaklanıp gelmesini beklerdim. Ama bu sefer oturmaya devam ediyordum. Yürüdü, geldi yanıma kadar. Gülümseyerek bakmaya devam edip muziplik yapar gibi başladı konuşmaya.
"Ee, sarılmayacak mısın ?" dedi kollarını açarak. Hayır diyemedim. Çünkü sarıldığım anda yağ gibi eriyip biteceğimi adım gibi biliyordum. Ayağa kalkıp beklediği gibi sarıldım ona. Bi süre öyle kaldıktan sonra ayrılıp gözlerine bakarak "Konuşacak çok şey var Eylül Hanım, hadi gidelim bakalım yemekhaneye" dedim.
Gerçekten de öyleydi. Her ne kadar yumuşatsa da beni bu sarılma daha konuşacak çook şey vardı... -
-
1.
0Kendi ismiyle mi yazdın lan eylül kim?
-
2.
0Açtığı fake hesaptaki ismi
-
1.
-
116.
+3Eve geldiğimde kendi kendime farkettim ki benim kafam yerinde değildi beyler. Sarhoştum ben, farkındaydım. Konuşsam etsem saçmalicam yani biliyorum. Eee normal bi insan evladı ne yapar bu durumda ? Susar. Ama olur mu dıbına koyayım, ben konuşucam. Erkeğiz ya, ardımızda bekleyen var ya konuşucaz tabii amk.Tümünü Göster
Odama gelip üstümü başımı değiştirdikten sonra yatağıma kurulup Büşra'ya cevap vermeye hazırlandım. Ama kafamda olan konuşma nedense çok başkaydı.
"Geldim eve, haberin olsun"
"Artık konuşabilir miyiz (izmirli) ne olduğunu merak ediyorum"
"Konuşalım Büşracım, konuşalım güzel gözlüm. Benim sana söyleyeceklerim, anlatacaklarım var"
"Seni dinliyorum"
"Ben en başından beri çekiniyodum sana karşı hatırlıyosun dimi ? Çünkü benim hayatımda hiç tesettürlü birisi olmamıştı; ne arkadaş ne sevgili olarak. Sen ilktin bu konuda ve iyi ki de öylesin. Biz bu çekinme durumunu nasıl aştık nasıl atlattık ? Yakınlaşarak, konuşarak, vakit geçirerek, samimi olarak falan. Peki ben bunlardan fazlasını istediğimi söylesem sana ?"
işler git gide taka sarıyordu. Sarhoşluğun etkisiyle ne söylediğimin farkında değildim. Ama gayet normalmiş gibi Büşra'nın yanıtından sonra devam ettim;
"Ne demek fazlasını istemek ? Ne istiyormuşsun fazlası olarak benden ?"
"Ya ne bileyim işte Büşracım, fazlası. Yani izmir'de bu tür şeyler farklı yaşanır ya ondan diyorum. Ne bileyim, nasıl anlatsam ki... Mesela sen ne zaman kapandın ? Üniversiteye başlarken kapanmıştın dimi ? Daha yeni yani. Neden açılmayasın ? Neden bu güzelliğini tesettür altında saklayasın. Saçlarını görsem, okşasam, kokusunu alsam fena olmaz mı ?"
"Yani evet yeni kapandım. Ama aile baskısıyla falan değil kendi isteğimle kapandım ben, söyleyen falan olmadı. Şimdilik düşünmüyorum açılmayı, ama ilerleyen zamanlarda bu düşüncem değişebilir tabii"
"Aaa öyle ilerleyen zaman falan olmaz. Açıl işte yahu, n'olcak sanki. Hem öyle daha güzel olursun, cidden. Tesettürlüyken yapamıyorum ben böyle, olmuyo yani"
"(izmirli) sen ne dediğinin farkında mısın ? Kendinde değilsin sen, sonra konuşalım bu konuyu"
"Açılmazsan olmaz Büşra, ayrılırız. Olamayız yani"
Bu mesajdan sonra cevap gelmedi. Bi süre sonra telefonum çalmaya başladı. Arayan Büşra'ydı tabii ki. Ağlıyordu telefonda, hıçkıra hıçkıra. Gece gece hiç haketmeyen bi kızı böylesine ağlatmak benim haddime değildi. Onun da hakkı değildi zaten ağlamak. Tek yaptığı beni sevmekti. Ağlayarak konuşmaya başladı;
"Ayrılmak istemiyorum ben, bu konuşan sen değilsin. Sen böyle değildin. Ne söylediğinin farkında da değilsin. Ayrılmadık biz, olmaz. Gelince konuşucaz bunları. Ama sev beni tamam mı, bırakıp gitme. Çabuk gel aptal, özletme daha fazla kendini. Cevapta verme şimdi, bişey söylemeni istemiyorum. Sonra konuşuruz, kapandı bu konu"
Yüzüme kapatmıştı. N'oldu lan şimdi ? Ne konuştuk, ne yaşandı ? Ne dedi kız bana. Çok geçmeden sızmıştım ben de zaten... -
117.
+2 -1“Eee ne cevap yazacaksınız peki ? Ne denebilir ki bir soru işareti için ?”Tümünü Göster
Eşqin; “Bilmiyoruz ki aga, o yüzden seni bekledik işte bizde. Sende vardır bişeyler, bi fikirler. Ona göre yazarız dedik”
Ah be beyler. Benim kafam olmuş zaten patates gibi. Benim yaptığım tercihler, yazdığım yazılar, söylediğim şeyler başlı başına birer hata, birer kusur, birer facia. Beni dinlemeseniz daha iyi olurdu aslında. Ama bunca zaman oturup keko gibi beni beklemişsiniz yazıcaz artık bişeyler.
“Yazalım abi yazalım. Bak şöyle yazalım hatta;
Selam Sevgi
Biliyorsun ki dönem başından beri karşılıklı sınıflarda bulunarak hazırlık eğitimini birlikte alıyoruz. Gerek ders aralarında gerekse dışarda seninle karşılaşıp denk geldiğimiz çok oldu. Fakat bir türlü tanışma fırsatımız olmadı. Tanışma isteğimden dolayı göz göze geldiğimiz oluyor. Bu durum seni rahatsız ettiyse kusuruma bakma. Ama seninle tanışıp konuşmayı çok isterim
Nasıl, bence güzel bi başlangıç için gönderilebilir”
Odadakiler beğense de bin Furkan kıllık çıkarmak için “Hasgibtir olm ya, bu kadar da pasif kalınır mı ilk mesajda” diye karşı gelmeye başladı. Ulan ambaş, kız senin Instagram hesabını bulup mesaj atma zahmetini göstermiş. Tamam, her ne kadar sadece soru işareti göndermiş olsa da kız sana bişeyler yazıp göndermiş. Bunun pasifi mi kalmış, bişeyler yazacaksın elbet.
Söylediklerimden sonra “Haklısın lan aslında, tamam bunu yollayalım o zaman” diye yanaşmaya başladı. Heh şöyle yola gel puşt. Mesajı gönderdikten sonra Furkan’a ayrıca bişeyler söylemek istedim.
“Kanka biliyosun Büşra işlerini falan mahvettim. Bugünde iyice bitirme noktasına geldik, oraları sonra anlatırım sana. Ama şey dicektim ben sana, ben de seninle spora başlayayım diyorum ya nasıl olur ? Boş boş oturuyoruz olm, sen hadi gidiyosun da benimde bi şekilde bişeyleri yoluna sokmam bi yerlerden başlamam lazım”
Furkan koca bi gülümsemeyle geldi
“Gel tabii olm. Ben ilk geldiğim zamandan beri zütümü yırtıyorum birlikte gidelim diye sen her seferinde laga luga yapıyosun. Gel başla sen de benimle birlikte. Salondakilerle tanıştırayım seni, hocalarla konuşturayım falan. Bi de tek değilim artık, birlikte protein tozuna da dalarız ufff sen gör sonrasını”
Bu durum beni de gazlamıştı aslında. Pişman olacağım bir karar değildi. Hele ki Furkan gibi birisi varsa yanımda hiç sıkılmazdım. -
-
1.
-2Kardeşim sonunda hikayende güncele gelebildim, şöyle söyleyeyim, ilk sayfada sıkılmıştım fakat büşra ile tanışma hikayesine yaklaşınca iyice sardı, okuduğum en iyi sözlük hikayelerinden diyebilirim. Dün gece 2 den beri ayaktaydım, saat bugün 2ye gelince senin hikayenin devdıbını merak edip okumaya koyuldum ve hiç uykum kalmadı, 28 saattir uyuyamadığım için sana teşekkür ederim kardeşim :D şuan sanki yaşadıklarını ben yaşamışım gibi bir üzüntü var içimde. Dertsiz başıma dert açtığın için de ayriyeten teşekkür ederim kardeşim :D O idile çok sinir oldum, o konuda senin yaşadıklarını sanki ben yaşamışım gibi kötü oldum.. Büşraya da büyük ayıp etmişsin ama inşallah ilerde düzelirsiniz, çünkü büşra çok temiz kalpli bir kızmış.
-
-
1.
+3 -1sözlükte 3-5 ergen hikayesi dışında bir şey okumadığın aşikar. olaya giriş yapmasını bekliyorum 2 haftadır. 6 sayfa olmuş ortada bir şey yok
-
2.
0Senin de hayatında hikaye okumadığın aşikar, başarılı hikaye dediğin asıl olaya giriş yaparken yaşatılan türlü türlü olaylar ile okuyucuyu sürüklemektir. Okuduğunu anlama problemin olduğu da belli ki olaya giriş yaparken türlü türlü olaylardan geçirdi izmirli yazar.
-
1.
-
1.
-
118.
+3Pişmandı, mutsuzdu, yanında olmasını istediği kişi o değildi. Ama neden hala duruyordu ki ? inat mı ? Kıskandırmak mı ? Yoksa bana bilmediğim haddimi bildirmek mi ? Anlam verememiştim. Helin’e cevapta verememiştim bu mesajlarından sonra, geçip gitmişti.Tümünü Göster
Aradan aylaaar aylar geçti. Ben üniversiteye devam edip oradaki arkadaş çevreme ağırlık vermeye başlamıştım. işe de yaramıştı, daha iyi hissediyordum artık kendimi. Bizimkiler kafamı birazda olsa dağıtmak için bi organizasyon yapmışlar. Kızlarla toplanıp bi mekana gidiyoruz fasıllı olarak. içicez, unutup güzelleşicez planımız bu. Gitmek için buluşma yerini ayarladık, en merkezi olan bendim. Herkes beni arayıp yol soruyordu buluşma için, toplaşıyoduk. En sonunda herkes geldi, ekgibsiz kadromuz tamamlandı. Ama her şey tamam derken telefonum çalmaya devam ediyordu ? Biz tamamdık, artık arayacak yoktu kimdi ki bu ? Ekrana bakmamla birlikte telefonu düşürmem bir oldu. Arayan idil’di, aylar sonra.
Açmadım, açamadım, açmaya korktum. Ama susmuyordu telefon. Kapatıp bir daha arıyordu. Aylar sonra bu kadar ısrarla aramasının sebebi ne olabilirdi ki ? Birkaç aramadan sonra durdu telefon, ardından Helin aradı. Onu açtım, açmak zorundaydım.
“(izmirli) müsait misin ? idil sana ulaşmaya çalışyor ama açmamışsın telefonu. YGS sınavı sonuçları açıklandı, idil barajı dahi geçememiş. Çok kötü durumda, çok üzgün şu anda. Sana ihtiyacı var, en kısa zamanda ulaşır mısın ona ?”
Benimle birlikte hayaller kurduğu üniversite planları daha en başından çökmüştü öyle mi ? Hem de yanında ben yokken, olamayacakken. Ama ben demiştim ona, ben yokken yapamazsın, başaramazsın. Senin mutluluğunun da başarının da kaynağı benim. Ben yokken yapamazsın demiştim. Dinlememişti, ve söylediklerim olmuştu. Acaba o Oğuzcan köpeği kaç almıştı da idil onu değil beni istemişti yanında olabilmem için.
Mekana gittik. Maksat eğlenip benim kafamı dağıtmaktı. Ama böylesine bi günde kafamın dıbına koyacak olayların yaşanması ancak tesadüf olabilirdi. Ya da kaçmaya çalışıp başaramadığım bi kaderdi. içtik, güzelleştik. Unutmam gerekirdi, ama aklımdan dahi çıkmıyordu. Dışarı çıkıp aramaya karar verdim. Telefonu açtı. Aylar sonra, sesini unutamadığım kadın şimdi karşımdaydı. Bana kazık atmış, aldatmış, sırtını dönmüş olmasına rağmen ben onu yine unutamayıp kıyamadan yanıma, kanatlarımın altına alıyordum. Telefonu açıp alo dememle konuşmaya başladı
“Sen haklıydın, seni dinlemeliydi. Sensiz bi hiçmişim ben. Her zamanki gibi yine sen haklıydın”
Alkolün etkisi, kafamdaki düşünceler, içimdeki özlem ve duyduğum bu ses pgibolojimin dıbına koymaya yetmişti. Ağlamaya başlamıştı bunlardan sonra, yine dinliyodum tüm dikkatimle. Başaramamıştı, üniversiteyi kazanamamıştı. Ama salak aşık olan ben yine ne yapıp edip onun için uğraşacağıma söz vermiştim; -
119.
+3O günden, o mesajdan sonra sorunsuz bi şekilde konuşup mesajlaşmaya da devam ediyorduk eskisi gibi. Hani yeni flörtleşmeye çalışan bi çift olurda ne yazacağını bilemez ya, aynı öyleydim işte amk. Aşkım falan desem ne der bilemiyorum, ne desem ne tepki alırım falan hiç bişey bilmiyorum amk. Kırk kırılarak seçiyorum yazacağım cümleleri. O haftadan sonra zaman, günler geçti. Bir Cuma günü geldi çattı. Yine güzel bi günaydın mesajı atmıştım, ama bu sefer iletilmemişti mesaj. Saatler geçmişti, ama yine de haber yoktu. Neyse dedim, okulda derste ya da kurstadır. Görünce cevap gelir muhakkak. Tüm gün bekledim, akşama kadar bekledim. Gelen giden yoktu. Akşam saat 20.54’ü gösterirken ekranımda tek bir mesaj belirdi;Tümünü Göster
“(izmirli)”
Mesaj idil’dendi. Ve isimle başlayan mesajlar hiç hayırlı sonuçlanmazdı.
“Efendim”
“Biz Oğuzcan’la barıştık”
insanın dünyası başına 2. Kez yıkılabilirmiş. Bu haberi almamla yıkılmıştıda. Aradım, defalarca kez aradım. Hepsini meşgule attı.
“Arama lütfen. Açıp sesini duyarsam çok kötü olacağımı biliyorum. Beni seviyosan yapma bunu bana”
Aramaya devam ettim, ama yine açan olmamıştı. işte aramızdaki konuşma tamamiyle böyle sona ermiş, bundan sonra Oğuzcan bininin mutluluk devri başlıyordu. Ben de pes etmiştim artık, etmeliydim. Çünkü hiç gücüm kalmamıştı artık, yorulmuştumda. Ama okuldaki arkadaş çevremde şaşkınlıklarla birlikte haberler geliyordu
“Aga idil’le ayrıldınız mı siz ? Neden binin biri yanında dolaşıyo bunun ?”
“Kanka Oğuz diye bi bin kurusu yengeyle el ele girip çıkıyo okula, ne iş ?”
“Bi yanlışlık varsa tutup çekelim kulağını puştun, idil’le ne iş böyle ?”
Ama duymakta istemiyordum artık olanları, duydukça daha da batıyordum çünkü. 1.5 ay geçmişti üzerinden. idil’in sınıftaki yakın bi arkadaşı olan Helin bana bi kaç SS atmıştı konuşmasından. Bu arada okuldaki herkes tarafından soyutlanmış, yanlış yaptığından dolayı baskı altındaydı idil. Gerek sınıf arkadaşları, gerek çevresindeki arkadaşları vesaire. Yanında olan tek kişi Elif huursu ve sevgilisi Uğur’du. Amacınıza ulaştınız dıbına koyduklarım, mutlu musunuz şimdi.
Helin’in attığı SS’ler idil’le olan konuşmalarındandı. idil genel anlamda konuşmuş Helin’e dökmüştü içini
“Nereden tanıştım ki ben bu salakla. Hiç kafa dengim değil. Ama böyle olmak zorunda, devam etmeli. Onu bunu geçtim de sana bişey açıklamak istiyorum. Ben (izmirli)yi çook özledim Ve farkediyorum ki ben onu hala çok seviyorum. Ama bundan sonra olmaz, affetmez beni. Keşke sesini duyabilsem, keşke kokusunu alabilsem içime, ama artık çok geç.” -
120.
+3Büşra’yla okulda buluşup biraz takıldıktan sonra Serdivan AVM’ye gitmek gibi bi planımız vardı. Bugün tüm gün dersimiz var olarak görünüyodu, ama şu kafa tatili mevzusuna derse giden yoktu tabii. Çıkışta da babası gelip arabayla alacağı için çok geçe kalmadan okula dönmemiz lazımdı. Baskıcı bi aile yapısına sahip değildi Büşra. Ama gerek var mıydı boş yere babasını şüphelendirmeye ?Tümünü Göster
Otobüsü geldi, ilk inende o oldu. Sanki tüm haftasonu bu anı beklemiş, özlemini biriktirip bana geldiğinde rahatlayacakmış gibi. Henüz ne olduğumuz belli değildi. Evet, aramızda bi çekim söz konusuydu elbet. Fakat ortada bunun ötesine giden bi adım yoktu bende. Olmayacağı anldıbına da gelmezdi. Kız fazlasıyla adım atmış, hoşlantısını sözlü olarak ifade etmiş, laf söz olur demeden yanımda durmayı seçmişti. Eee bundan sonrasıda zahmet olmazsa bana düşerdi, yanlış mıyım dostlar.
iner inmez hızlı adımlarla yanıma geldi. Sarılmak istiyodu, ama bunun ne derece doğru ya da yakın olacağını kestiremiyordu. Sarılmadım, ama hislerini hafifletecek ilk hamleyi yapmıştım. Sıkı sıkı olmayacak şekilde bir elini kavrayıp yanaklarından öptüm. Ama güne giden teyze öpücüğü değildi bu. Hani vardır ya kokoş teyzeler yanakları değdirerek öpücük atarlar, mutlaka görmüş ya da yaşamışsınızdır. işte bizimki öyle değildi. O elini tutmamın şaşkınlığıyla kalakalmışken ben her iki yanağına da minik öpücükler kondurmuştum bile. Yalnız kalakalması hala geçmemiş koca koca olan gözleri daha da büyüyüp bana bakarak kalmışken yüzünü büyük bi gülümseme yanaklarınıda tam öptüğüm yerlerden pembelikler sarmıştı. Utangaçlık, hoşa gitme ya da hislerin dışa vurumu da denebilirdi buna esasında. Güne güzel başlamıştım, umarım güzelde geçerdi.
“Hoşgeldin” dedim; “Özlemişim seni”
“Hoşbuldum, ben de seni özlemişim. Geçmek bilmedi şu haftasonu”
“Bi de bana sor. Ama şimdi buradasın ya o da yeter. Eee kahvaltı yapalım, sonra da AVM’ye geçeriz. Hem nasıl geçti haftasonun onu anlatıcaksın daha bana”
Üniversitenin içinde Adıbahçe vardır, bilenler bilir. Uçuk fiyatlara sahip olmasına rağmen çokta güzel hizmet verirler. Oraya gidelim dedim, kahvaltımızı orada yapalım. Eee ne de olsa ilk kahvaltımız, bi anlamı olsun. Gittik, kahvaltımızı yaptık, uzuun uzunda konuştuk. Gerek izmir’den gerek Sakarya’dan ve pek çok şeyden bahsettik. Beyler ben varlıklı bi çocukluk geçirdim. Bu söylediklerimi ego olarak anlayıp “Kendini övmeyi bırak artık bin” demeyin lütfen. Ama olanlarıda bahsetmem gerek size. Mesela şu sözlükteki pek çok kişi çocukluğunda salçalı ekmek yemiştir ? Yanlış mıyım ? Ben hiç yemedim? Şu yaşıma geldim hala salçalı ekmek yemedim ben hayatımda. Ya da herkes elbet bir köye ya da köyüne gitmiş, uğramış, geçmiştir. Ben hayatımda hiç köye de gitmedim. Şimdi bunları söylediğim için “Seni giberler olm, sen hayatı görememişsin, köy görmeyen adam mı olur” diyebilirsiniz, haklısınızdır da belki. Ama köy görmedim işte evet, kabul ediyorum. Haza bir istanbul beyefendisi gibi yetiştirildim ben. Piyano dersleri, özel kurslar vesaire vesaire (biat edin binler ahahaha). Bunları Büşra’ya da anlattım, o da çok şaşırdı.
“Sen bi gün bizim oralara gel de ben sana kendi ellerimle salçalı ekmek yedireyim. Bu zamana kadar neden gelmedim diye pişman olursun. Hem ekmeğide salçayıda biz yapıyoruz, benim yaptığım şeyleride severek yersin herhalde”
Gülümsedi, ama söylediklerinden de hala emin değildi. Ne tepki verecrğimi kestiremiyordu.
“Gelirim tabii, sen varsan her yere gelirim ben. Yap bakalım bana salçalı ekmeğini, doya doya yiyeyim ellerinden. Senin yaptığın her şeye varım”
başlık yok! burası bom boş!