-
51.
0kafamı daha ilginç bulduğum orta yaşlı kadına çeviriyorum. suratı kömür gibi siyah ve buruş buruş. dikkatli bakılınca ancak seçilebilen küçük çöllerle dolu suratı. elifin kolumdan tutup çekmesi ile kadının yoldan çekildiğini anlıyorum. kızın öfleyip püflemeleri arasında kafamı sol tarafa yani kadına çeviriyorum. poşetten yerlere dökülen çöplere basmamaya çalışan elifi ve lanet topuklu ayakkabısını giblemiyorum o an.kadının suratında o ana kadar gördüğüm en doğal gülümseme karşılıyor bakışlarımı. kadının gözlerinin içine baktığımı fark etmiyorum o anın duyguları içinde. sanki kendimi kaybetmişim gibi bakıyorum kadının siyah gözlerinin en derinliklerine önünden geçtiğimiz o kısacık anda.
o güne kadar insanların gözlerine bile bakmaya çekinen ve göz temasından kaçınan ben kadının gözleri içinde kendimi görüyorudum. kadınında benimde burda olmak istemediğimiz bi an o kısacık an.kadının gözlerinde hemen solumda yürüyen kızı görüyorum.ah ne kadar da acıyorum bi dişi varlığa. giydiği dar kot pantolonda veya lanet topuklu ayakkabalıları kadar değeri yoktu bu kadının o benden temiz sokakta.
daha binlerce kelimeyle betimleyebileceğim o 1 dakikalık an hızlıca geçimiyor. sanki yüzyıllar sürmüş gibi geliyor şuan benim gözüme.o 1 dakikayı hızlıca tekrar anlatım. apartman girşinde hademe kadın yoldan çekiliyor ve benle elif apartmandan yani yavru saraydan içeri giriyoruz... -
52.
+2şu apartmanı dışardaki kadın kadar uzun betimleyemem. çünkü hatırımda kalmasını sağlayan bir yanı yok. tavanı koridor boyunda uzanan bi beyaz lamba kaplıyor. yerler basmaya bile kıyamayacağınız bembeyaz bi taşla kaplı. işin ilginç yanı ise tozlu ayakkabılarımın altına serilmiş olması bu tertemiz taşın. altın rengi asansörün kapısının önüne geliyoruz. kırmızı ojelerden biri kapının sağındaki siyah düğmeye dokunuyor. siyah düğmenin içinde ojelerin renginde bi ok işareti beliriyor. işte tam bu anda elifin bana baktığını hissediyorum. kafamı çevirip bakıyorum elifin güzel yüzüne. sonra aynı duygusunz surat ifademle kafamı asansöre çeviriyorum.
bu anda asansör ışıkları yanıyor ve aynı ojeli eller açıyor kapıyı. önce o sonra ben biniyorum en az odan kadar büyük asansöre.ilk gözüme çarpan şey parlak ışıklı düğmeler bütünü ve hemen hemen her duvarda asılı olan uyarı levhaları. hiçbirini okumaya bile tenezzül etmeden gidip yaslanıyorum düğmelerin yanına. işte o anda çok yorgun olduğumu hissediyorum.en az iş yerimdeki ilk gönüm kadar yorulmuşum sanki. yemin ediyorum o yorgunluğumu hissettiğim an asansör gittiği yere ulaşmasaydı çöküp yerde uyukluyacaktım. neyseki 'diinn' sesi kendime getiriyor beni ve düğmeler takımında işaretli olan 7. kat yazısının yanından geçiyoruz. asansörün çıkışından sonra sola dönüp yaklaşık 10 adım yürüyoruz birlikte. önde elif, arkada ben gözüm elifin kalçalarında ama en ufak bi cinsel arzu duymadan yürüyorum. sanki gözlerim oraya asılı kalmış ve ayaklarım beynimi oyalarken elifin kalçasına yürüyor. kız sağdan ikinci kapının önünde durunca bende zorlukla kendime gelip tam arkasında frenliyorum kendimi. asansörü çağıran aynı kırmızı parmak sol taraftaki süslü kapı zilini çalıyor. nasıl çaldığını hatırlayamadığım bi ses çıkıyor.ama galiba 'dinndonn' gibi bişeydi.
biz beklerken kapkaranlık olmuş koridoru, açılan kapının içinden gelen altın rengi ışık doluyor gözümüze. gözüm parlak ışıklara alışınca en az elif kadar güzel ve yaklaşık 40 yaşlarında bir kadın görüyorum... -
53.
+3 -1kapıyı açan bu kadının suratında anlam veremediğim bi ilginçlik var. tıpkı apartman kapsındaki o hademe kadın gibi bi kadın. kısa ve dalgal saçları var.ilk gözüme saçları çarpıyor. koyu turuncu renkli bu saçlar kadının ilgimi çeken bi özelliği. gümüş rengi büyük ve yuvarlak küpeleri kısa saçlarını tamamlar nitelikte. suratında koyu bi makyaj var ve bu makyaj kadının suratında küçük küçük çatlaklara bürünmüş. lens olduğu anlaşılan açık mavi gözleri kızından önce bana odaklanıyor.
kapı açılınca içeri ilk elif giriyor ve annesini öpüyor. kadının yanaklarındaki koyu yeşil makyajın elifin kırmızı dudaklarına geçtiğine eminim.o anda kırmızı ve koyu yeşil rengin birleşmesinden oluşan rengi düşünüyorum. hangi renk olur acaba. aklıma ilk koyu bordo geliyor. işte tam bu anda omuzlarımdan tutan bir çift mavi ojeli el farkediyorum kendimde değilken.tam düşündüğüm sırada yakalandığım bu hamle beni korkutuyor. sonra bu eller beni omuzlarımdan tutup kendine ve evle apartman koridoru arasındaki kahverengi paspasa çekiyor.tam paspasın üstünde sanki yıllardır dostuzmuşuz gibi sarılıyor bana. yaptığı bu saçma harekete anlam veremiyorum.ama içeri girdiğim anda elifin ve ailesinin izmirli olduğunu anımsıyorum... -
54.
+6elif ve annesinin arasında bindiğimiz asansörün en az 7-8 katı büyüklüklüğündeki büyük bi odaya giriyoruz. göze ilk açık rengi mor koltuklar takılıyor. duvarın birinde büyükçe bi ayna asılı. odanın tam ortasından alçak bir cam sehpa göze çarpıyor. üstünde renkli çiçekler duruyor. önde elif arkasında ben bu mor koltuklardan birine çöküyoruz. annesi bizimle odanın içine kadar gelmiyor kapıya yaslanmış bize bakıyor. kafamı çevirip kadını gördüğüm kısa bi anda annesinin elife bi işaret yapıp onu yanına çağırdınığı görüyorum. hemen kafamı kırmızı renkli perdelere ve arkasındaki büyük pencereye çeviyorum.
elif önce bana sonra annesine bakıp 'bi dakika geliyorum' diyip önden odayı terkeden annesinin peşine takılıyor.
işte tam o anda acayip bi osurma isteği doğuyor içime.bu yumuşacık mor koltuklara bunu yapmayı çok istiyorum. keşke arada pantolonda olmasaydı diye düşündüğümü bile hatırlıyorum. hazır odada da kimse yokken ses çıkarmamaya özen göstererek parça parça osuruyorum açık mor rengi koltuğa. sonra hemen toparlanıp kokluyorum etrafı acaba kokacak mı? diye. kokmadığını fark edinde şuan bile güldüğüm o hareketi yapıyorum. kırmızı perdelerin ardından koyu renkli bi şekilde görülen gökyüzüne bakıp, şükürler olsun ki kokmadı diyorum... -
55.
+1Elif ve annesinin saçma soru yağmurundan ve benim kısa cevaplarımdan hiç bahsetmicem.o muhabbetler en az bi yarım saat surdu.bi arada merak edip arayan anneme disardayim gelicem falan diyorum. annesinin davranışlarından ve sorularından sıkılan elif bana odasını göstermek istediğini söylüyor.2 yıldır gördüğüm ve bugun haricinde nerdeyse hiç konusmadığım bi kız nasıl olurda dışarda beni görünce direkt evine davet eder, hadi onu gectim gel odamı gezdirim falan der. ülke baya gelişmiş amk.
Neyse biz elifin odasına giriyoruz(dikiş yok beyler abaza ipneler k.b) ve nerdeyse salonları ile aynı büyüklükte elifin odası. kapının hemen karşısında büyükçe bir yatak var. yatağın iki yanında da küçük komidinler var. yani başka yerde görsem iki kisilik bir yatak odası sanardım elifin odasını. yatağın sağ tarafında ince uzun bir masa ve küçük bir sandalye var. masanın üzeri renk renk makyaj malzemeleri ile dolu. elif beni hemen duvarın önündeki kanepeye oturtuyor. ayni acele tavırlarla ince masasının nerden olduğunu anlamadığım gibik bi köşesinden tahta bir sehpa çıkarıp önüme koyuyor. ardından kendiside yanıma gelip,'EE anlat bakım nabiosun, kusura bakma annem için öyle çok konuşur işte birini görünce'diyor. daha cevap vermemi beklemeden kalkıp kapıdan nuraan diye sesleniyor.az sonra telaş içinde en fazla 20 yaşinda olan beyaz kıyafetli bir hizmetçi geliyor.
Hizmetçi beyaz gömleğinin sonuna kadar iliklenmesinden dolayı hafif kızarmış ve biraz da terlemiş bi kızcağız. telaşla içeri girip 'elife hanıma' ne arzu ettiğini soruyor. elif kola kek filan bişey getir ama acele olsun diyor zavallı kıza... -
56.
+2Kız odadan çıkınca ben yine elifin saçma saçma muhabbetleri ve sorularıyla bas basa kalıyorum. yaklaşık 5 dakikada bu arada geçiyor. elifin gibik sorularını yanitlarken bir yandan gözüm kapıda ve bir mucizenin içeri girip beni bu durumdan birazcik da olsa kurtarmasını diliyorum. neyse ki hizmetçi cok gecikmiyor. gelip elindeki tepsiyi önümüzdeki sehpaya koyuşunu ve elifin kız kolayı bardaktan biraz taşırdığı için onu azarlamasina şahit olurken, hizmetci kizi biraz daha yakından inceleme fırsatı buluyorum.
Kız Deminde bahsettiğim gibi alnı balon balon terli, hafiften kırmızı yanakları olan çirkin sayılamayacak bir kız. hatta bu kız için tatlı bir güzelliğe sahip bile diyebiliriz. saçları simsiyah ve arkadan klagib bir şekilde topuz yapılmış. yuzunde zoraki bulundurduğu nü tahmin ettiğim suratına hicre yakismayan orta yoğunlukta bir makyaj var. yüzünün her metrekare sinden yorgunluk belirtiyor. tıpkı benim konfeksyondaki halim gibi. tıpkı apartman girişinde rastladığımız o kadın gibi. ayrıca tepsiyi sehpaya bırakırken ojesiz parmaklarında bir nişan yüzüğü olduğunu da fark ediyorum.(sherkock gibiyim AMK).
iste elif kızı azarlarken hizmetciye dair bunlar dikkatimi çekiyor. kız yorgun ve hafif gözyaşi dolmus suratını önce geri cekiyor ve sonrada arkasını donup odadan çıkarıyor. adim gibi emindim gibi o gece o kizin bizim yanimizdan çıktıktan sonra hüngür hüngür ağladığına. elife olan nefretim daha da artmıştı.en sonunda da elife biraz hava almak istediğimi ve bana eşlik etmesini söylüyorum kafamda bin tilki çiftleşirken. -
57.
+2elif tabi balıklama atlıyor teklifime. önce bi lavaboya gitmem lazım diyor ve ince masasının üzerinden bikaç boya alıp çıkıyor odadan.şu ana kadar yaptıklarımı gözden geçirmeye başlıyorum bende o dada yalnızken. sonra tavandaki lambayı doğrudan göz bebeklerime yansıtan kola bardaklarının arasındaki kek tabağını ve içindeki gümüş tırtıklı bıçağa takılıyor gözüm. bıçağı görür görmez kontrolümü kaybediyorum tekrar. gayet soğuk kanlı bi şekilde beynimden kollarıma kadar gelen gibik sinirler sayesinde elimi hareket ettirip bıçağa uzanıyorum. yine aynı soğukkanlılıkla bıçağı alıp cebime koyuyorum...
o anlarda tamamen kendimde değildim. şuan bile o bıçağı aldıktan sonra elif gelene kadar ne yaptım hatırlamıyorum.ama galiba kafamı geriye yaslayıp sigara içmeyi düşündüm. nihayet elif gelince hazır oldugunu söylüyor. sonra annesi bizi kapıda uğurluyor ve bizde bu gibik apartmandan yine aynı taktan asansörle aşağı iniyor ve aynı çiçeklerin arasından geçip o tertemiz sokağa varıyoruz. hafiften yağmur yağıyor. elifle biraz yürüyoruz bu dar, kimsenin olmadığı sessiz ve tertemiz sokakta.ha cebimde birde gümüş bir bıçakla... -
58.
+3elifle çok da uzun olmayan bir yürüyüşün ardından köşe başlarından birinde duruyoruz.bir villanın duvarına yaslıyorum ben sırtımı,o da karşımda konuşuyoruz biraz bu şekilde. sonra ben cebimden 3 dal kalmış olan sigara paketimi çıkarıp yakıyorum bir tane. elif de bunu görünce önce etrafına bakıyor sonra bir tane de bana ver diye ekliyor. çıkarıp bir tane de buna veriyorum ve içinde bir tane kalmış olan sigara paketimi tekrar sağ cebime koyuyorum.
kendi sigaramı yaktıktan sonra bana iyice yaklaşıyor ve kırmızı dudakları arasına aldığı beyaz uzun çubuğu yakmam için kafasını biraz yaklaştırıyor. zaten sessiz olan bu karanlık ortamda hemen 10 cm dibimde olmasına rağmen göremiyorum kızı.tam kafalarımızın arasında elimde tuttuğum çakmağı yakıyorum.tam karşımda iki tane kırmızı et parçasının arasında ucu kahve rengi görünen beyaz çubuk çıkıyor. hemen üstünde parlayan bir burundan suratına krem sürdüğünü anlıyorum. zaten kokusu da buram buram esiyor hafif esen rüzgarda.ve gözler. simsiyah ayrık kirpiklerin ve orta kalınlıkta kahverengi kaşların altında, çok zor seçilen kırmızı bir yanak boyasının üstünde duran o kömür karası gözler..
elifin güzelliği ilk defa burada dikkatimi çekmesine rağmen hala cinsel bir arzu duymuyorum ona karşı. hatta bi ara gay mı oldum amk dediğimi bile hatırlıyorum... -
59.
+2işte tam o anda, yani elifin sigarasını yaktığım o kısacık anda gözlerimi hiç ayırmadan bakabildim suratıma. sanki hikayemin başında yazdığım o kepçe kulaklı acınası yaratık yoktu bu kızın karşısında. kendimi yenmiştim. nietzsche nin dediği gibi aşılması gerek insanı aştığımı hissediyordum. mutluydum.hemde o an çok mutluydum.ama elife olan nefretimi onun güzelliği biraz olsun geçirememişti. hatta daha da nefret ettiğimi bile söyliyebilirim.
elif sigarasından ilk nefesini çektiği anda derin bi ofla tekrar bıraktı rüzgara. rüzgarda doğrudan bana tabi. sonra anlatmaya başladı uzun uzun.ama bu gibik elifin muhabbetleri bizim umrumuzda değil o yüzden fazla uzatmicam. elif dertlerini anlatmaya şu şekilde başlıyor. bizimkiler..yani annem ve babam..ee nasıl desem birbirlerini aldatıyorlar..o yüzden.. çok ama çok üzgünüm.bir dosta ihtiyacım vardı o yüzden çağırdım seni buraya..
elif annesiyle babasının fantezilerini anlatadursun ben onun sigarasını yaktığım andan beri sol cebimdeki elimde gümüş bıçağı tutuyorum. elif anlattıkça gözlerim biraz daha kapanıyor ve cebimdeki bıçağı biraz daha sıkıyorum.o anlatıp, ağladıkça ben daha da sinirleniyorum ve buna paralel olarak gözlerim daha da kararıyor. elimdeki bıçağı sıkıyorum, sıkıyorum cebimin içinde. cebimin yırtılırken çıkardığı sesler elifin hıçkırıkları arasında kayboluyor, ağlama sesi beynim her milimetre karesine işliyor. artık dayanamadığımı tam çığlık atacağımı hissettiğim bi anda bışarı sıkıca tuttuğum koluma ve omzuma yaslıyor kafasını... -
60.
+3onun siyah ve omuzlarından sarkan saçı omzuma değince birden beynim rahatlamaya bıçağı sıktığım elim gevşemeye başlıyor. dişlerim kırılmadan birbirinden ayrılıyor ve tekrar kendime geliyorum. omzumda ağlayan zengin kızı apartman girişindeki kadın ve hizmetçi kız olmak üzere tüm dünyanın görmesini istiyorum. zaten durma noktasına gelen yağmur tekrar canlanıyor. omzumdaki saçlar ıslanmaya, elifin sol elindeki sigaranın beyaz gövdesi damla damla su olmaya başlıyor. saçlarımın arasından kafa derime hücum eden su damlalarına teşekkür ediyorum.
kafası hala omzumda duran ve hıçkırmaya devam eden elifi rahatsız etmemek için yavaş yavaş nefes alıyorum. hatta 2 parmağımın arasında eriyen sigaramı bile ağzıma zütürmüyorum onun için. sırf bu şımarık kız omuzumda ağlarken biraz rahat etsin diye. sonra kafasını yavaşça kaldırıyor, gözlerime bakıp teşekkür ediyor. artık eve gitmek istediğini anlatıyor bikaç cümlede. geri dönüyoruz bunun burjuva evine doğru. yolda dert yanmaya devam ediyor. babasının işyerindeki aşnafişnalarından, anasının komşu sever muhabbetlerine kadar anlatıyor. bense onu gördüğümden beri yaptığım gibi kafa sallayarak haklısın diyorum. içimden banane amk, banane gibisinden cevaplar veriyorum ona.
elifi evine bırakıyorum ve hala devam eden yağmurda içeri girmesini izliyorum.o evine gidedursun ben başardığım bu zaferi kutluyorum her bir kan damlamda. asosyallikten ve çekingenlikten işe bile giremez olan bi çocuktan bu duruma gelişimi kutluyorum. çalışamadığım için ailemin bile gözden çıkardığı o acınası yaratığın omuzlarında zengin ve güzel bi kız ağlıyordu az önce. evime doğru yollanırken sol bacağımda bi acı hissediyorum. elimi cebime atıp bıçağın cebimi yırttığını ve aşağı sarkıp bacağıma çizik attığını görüyorum. bıçağı ordan çıkarıp az önce elifle durduğumuz köşebaşına atıyorum ve yağmura doğru kafamı kaldırığ kötü bişey yapmadığım için birbiri ardına şükürler ediyorum.. -
61.
+2@238 tamam panpa önerilere açığım.
-
62.
+3o gece eve dönerken amacına ulaşmış bi ergenın mutluluğun ziyade, yıllarca ot gibi yaşamış birinin hayatında ilk defa bir kıza dokunduğu gerçeği vardı.bu sebeple mutluluktan uçuyordum tek ayak üzerinde eve doğru yağmurun altında yürürken cidden mutlu hissediyordum.ne kadar aciz oldugumun farkında değildim ama olsun elbet bi yerden başlamak gerekirdi değişmek için.ve ben değişimin tohumlarını ekmiştim toprağa. elife gelince o geceden sonra birdaha onu görmedim zaten.
işte o gün eve işten çıkış saatimde gittim. evde annem babam ve kardeşim vardı. oturmuş tv izliyorlardı. artık sosyal olma yolunda ilerleyen bi ergen olarak eve mutlu girdim. içten yırtık pantolonum, sızlayan sol bacağım, mutlu bi kalbim vardı ve doyasıya uyuduğum o gece. zaten mutlu bi şekilde ve sabaha kadar uyuyabildiğim son gecemdi o gece.o yüzden o günün anlamı bende çok büyüktür. dertlerin ve sıkıntıların başladığı yola ulaşmak için döndüğüm son virajdı o gece. mutlu bir şekilde gece 2 ye kadar steinbeck okuduğum o gece zaten kısa ömrümün son mutlu günlerinden biriydi...
edit:yarın devam edicem beyler yorgunluktan geberiyorum amk zıbarım biraz.iyi geceler herkese -
63.
+1--devam--
rahat rahat zevkle uyuduğum o gecenin sabahı tam tersi derece kötü başlamıştı. ailemin uyanma vaktine göre oldukça geç bir vakitte uyanmıştım. kardeşim evde yok, işte olduğunu tahmin ediyorum. tuvalete gidip kafamı soğuk suyun altına sokuyorum. tatile girdiğimizden beri kesmediğim saçlarım genel olarak benim gibi pısırık bir liseli ergen için fazla uzundu. saçlarımın bu yeni hali bana biraz da olsa öz güven sağlıyordu. kafam suyun altındayken zihnim tamamen dün gecede takılı kalmıştı. elif,hizmetçileri, annesi,o tertemiz sokaklar ve tabi ki apartman girişindeki o kadın. nedenini bilmiyorum ama o günden sonra oradaki kadın benim hayal dünyamın vazgeçilmez bir parçası olmuştu.tek tek tekrar betimlemeyeceğim o kadının zihnimdeki parçasını..
kafamı sudan çekip havluyla kuruluyorum ve çıkıyorum tuvaletten. doğru salona geçtim annemi arayan az meraklı gözlerle. gözlerimin ilk babamı göreceğini hiç tahmin etmezdim. kardeşim ve babam işte sanıyordum. oturma odasında babam oldukça üzüntülü bir yüz ifadesiyle tekli koltuklardan birinde oturuyordu. içeri geçince mutfaktan gelen çatal bıçak sesleri gibi sesler benim, annemin mutfakta olduğunu anlamamı sağladı. babam beni görünce alnını sol elinden çekip sağ elindeki sigarasından uzun, öfkeli ve bir o kadar da hüzünlü bir nefes çekti. sonra kafasını bana doğru çevirip neden işten ayrıldığımı sordu, detaylı bi şekilde anlatmamı istedi.. -
64.
+1babama işte ezildiğimi, yorulduğumu uzun uzun anlatmadım. galiba kendimi küçük duruma düşürmekten korkuyorudum, halbuki daha ne kadar ezik olabilirdim ki amk. başka iş bulacağımı, maaşının iyi olmadığını falan söyledim. sonra babamdan upuzun bi nasihatler zincirlemesi işittim.bu zincirin parçalarından biri de babamın işten kovulmuş olmasıydı. evde olmasını ve üzgün olmasını bu sebebe bağlıyorum o an.
3 kişilik sessizce geçirdiğimiz ve sadece 2 bardak çay içtiğim kahvaltıdan sonra odama gidiyorum. annem çalışmadığım için 1 ay önceki gibi kardeşimin yatağını toplamış ve benimkini kendim toplamam için öyle bırakmıştı.o lanet yaz mevsiminde ezilmenin, mahçupluğun ve aşağılanmanın her zerresini tatmıştım.en ağarıma giden de bunun size en yakın insanlardan geliyor olmasıydı. annem ulan o annem. yani insan nasıl olur da 2 oğulu arasında bu şekilde bi uçurum yaratabilir. işte o yaz benim gerçekleri iyice kavradığım ve bu gerçekler ışında kendi yolumu bulduğum önemli bi mevsimdi... -
65.
+1küfürler ederek topladım yatağımı ve uzun zamandır vakit öldürmediğim bilgisayarın başına geçtim. müzik listemi en baştan açtım listemin her daim en üstünde olan king crimson-lizard(dinleyin binler) parçası başladı çalmaya. sadece oturdum ve dinledim.11 dakika 7 saniye boyunca elim mouse da gözlerim masaüstü ekran resminde öylece kaldım. zihnimi derinliklerinde binlerce farklı düşünce kafamı meşgul etmek için birbirleriyle yarışıyorlardı.en üste çıkmayı başaran sorun şuan o apartman kapısının önündeki orta yaşlı kadındı. kimbilir kaç oğlu vardı.ne kadar da seviyordu oğullarını şimdi. belkide sırf onlar için elif gibi huurlara tahammül etmek zorundaydı.o apartmanın önünde o kadından duyduğum o kısa kelimeler çınlıyordu kulaklarımda.afedersiniz gençler.o yüce varlık ben ve elif kadar ezik yaratıklardan nasılda özür dilemişti. hala aklım almıyor amk. onun yeşil tırnaklarının değeri varya,o elif denen huurnun kırmızı tırnaklarından nasıl da değerliydi benim gözümde.
bilgisayarın başında geçirdiğim 11 dakikadan sonra kalkıp su içmeye gidiyorum. yanlarından geçerken annemle babam ev geçindirme telaşına tutulmuşlar. duyduğum bi kaç cümle bunu anlamama yetiyor.ee şimdi napıcaz o çocuk tek başına nasıl bakıcak hepimize.,,,bilmiyorum ..,bilmiyorum... -
66.
+1@267 @269 kardeşlerim ben anlattığım olaylardaki ruh halimi ve o anki durumumu anlayabilmek ve hatırlayabilmek için biraz düşünmek zorundayım. herşeyi tamı tdıbına hatırlamak ve o anı sizlere olduğu gibi betimlemek istiyorum.bu yüzden kafamı toplayabilmek için biraz zaman geçmesi gerekiyor. anmadınız umarım..
-
67.
+1mutfağa neden gittiğimi mutfakta ayakta düşünerek geçirdiğim 5 dakikadan sonra fark ediyorum. aklım geçim sıkıntısı çeken ailemde kalmıştı. işten çıkarak kötü mü ettim acaba diye düşünmeden edemiyordum. kendimi sadece kendisini düşünen bencil biri olarak görüyorum. nolucaktı sanki biraz daha dayansaydım. ezik olarak doğmuş büyümüş ve ezik birisi olarak yaşamaya devam ediyordum.2 ayda iş yerindeki işe yaramaz huur evlatları tarafından ezilmişim ne çıkardı. zaten aileniz bile umudu kesmişse sizden başkalarının sizi ezmesi çokta koymuyor insana.bir yerden sonra diğer herşeye alıştığı gibi alışıyor insan evladı buna da.
ailenin önemini ilk defa the godfather filmini izledikten sonra kavramıştım.bu olaylar olmadan 5 ay önce izlemiştim filmi ve çok etkisinde kalmıştım. liseli bi ergenin böyle bi klasiği nasıl anladığını ve beğendiğini soran kişiler olabilir, ama hikayemin temalarından biri olan gelişmişlik hissiydi bendeki. gelişmiş ve yetişkin bir insan zekası vardı ergen vucudumda.o filmdeki repliklerden en beğendiğim biri ile bitiriyorum bu paragrafı aile önemlidir... -
68.
+1tekrar içeri döndüğümde üzerime doğru yönelen 4 kızgın göz görüyorum. kendimi ne kadar geliştirmiş olduğumu düşünsem de bu gözlere bakamıyorum. kafam yerde geçiyorum odama. derin bir off çekerek bilgisayar sandalyesine atıyorum kendimi. müzik açık kalmış ve led zeppelin-ten years gone çalıyor.bu şarkı eşliğinde kafamı monitörün üstündeki kitaplığa çeviriyorum. kitapların sıralanışı bu gün bile aklımda. yaşlı adam ve deniz, kuyucaklı yusuf, suç ve ceza, budala,demir ökçe, böyle buyurdu zerdüşt, mekgibalı,bitmeyen kavga ve akdeniz. kitaplara uzun uzun baktıktan sonra (listede çalan şarkının değiştiğini fark etmiyorum)kalkıp böyle buyurdu zerdüşt ü alıyorum..
kitabı önce internetten biraz araştırdım. yorumlara göre anlamak için ciddi bir bilgi birikimi ve felsefi zeka istiyormuş. kendimde bunların yeteri kadar olduğunu düşünmüyordum ama yinede okumak istiyorum bu kitabı. kitaba başladığım andan 49 sayfaya kadar hiç kıpırdamadan geliyorum. hatta 49 sayfada yatağın yaylarının kıçımı ağrıttığını fark edince pozisyonumu değiştiriyorum.
bu kitap üzerine biraz bişeyler söylemek gerekirse,her inci sözlük üyesinin okuması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. kitapta ahlak kavramından, tanrı kavrdıbına kadar herşey var. özellikle benim durumumda bu kitap oldukça ilgi çekiciydi. hayattan soğuyan, binbir çeşit duyguyu tatmış ailesinin bile hor gördüğü bir liseliydim nihayetinde.. -
69.
+1o kitabı akşam kardeşimin işten geldiği zamana kadar yarılamıştım bile. nihayetinde çalışmayan okumayan ve artık bilgisayardan bile zevk almayan bi asosyaldim. kitap okumayı keşfetmem iyi olmuştu. kardeşim eve geldiğinde yanında biraz meyve getirmişti o akşam. kimse bana gelip ye diye sormamıştı ve bende gitmemiştim zaten. adeta gizli bir el ailemle aramdaki dengeyi sağlıyordu sanki. hiçbiriyle konuşmadan, sohbet etmeden hayatımı devam ettiriyordum. yemek hazır olan saatlerde gidip yerdim, tuvalet ve su ihtiyacımı karşılar ve yatardım.
hayat bikaç gün bu şekilde geçti.ben bu bikaç günün sonunda biraz sokağa çıkıp gelişimimi tamamlamam gerektiğini düşünüyordum. sokağa çıkmalı, insanlarla konuşmalı gözlerinin içine bakmalıydım. neden bilmiyorum ama kendimi buna mecbur hissediyordum. hayatta kalmamı sağlayan çok önemli bir olaymış gibi bakıyordum buna.ve nihayetinde üniversite okumak gibi bir planım vardı ve üniversite demek sosyalliğin merkezi demekti.
üniversite konusu gelmişken söyliyim üniversite okumayı çok istiyordum.ama bunu geleceğim içinmi yoksa bu evden uzaklaşmak için mi istediğimden tam olarak emin değildim.. -
70.
+1artık evde kalmaya dayanamadığım bir gün sokağa çıkmak, gezmek falan istedim. böyle en gezmelik yer olarak daha önce hiç gitmediğim taksim geldi. taksim diyince aklıma ilk olarak meydandaki anıt geliyor.bu anıtın cumhuriyet döneminde roma dan gemiyle getirildiğini biliyorum sadece.e tabi ben gibik bir asosyal olarak taksime gitmeyi nereden bilicem amk.bu yüzden internetten baya araştırdım nasıl gidilir, hangi arabaya binilir falan diye.
kumbaramdan yeticeğini umduğum bi 50 tl çıkardım. evdeki işsiz babam ve anneme iş aramaya gittiğimi söyliyim çıktım evden. ikiside çokda umurlarında olmayan umutsuz bir edayla süzdü beni ilk önce. sonra da babam sigarasını içmeye annemse tv izlemeye geri döndü. neyse önemli olan bunlar değil.
evden çıkıp önceden belirlediğim yere gidip orada otobüsü bekliyorum. durak tıklım tıklım. elifin o parktaki teklifini kabul ettiğim andaki gibi zorlaya zorlaya kendimi ikna etmeye çabalıyorum. bunu önümdeki zorlu bir sınav olarak görüp atlatmak istiyorum. nerde olduğunu hatırlamadığım bi yerdede insan korkularını ancak onların üstüne giderek yenebilir diyordu. onuda öyle söyliyim dedim..
-
çaycı hüseyinee ne olmuş lan böyle
-
gene aklıma geldi kahpe
-
istedigim gibi ozgurce
-
kimi sevdiysek ya öldü ya kayboldu
-
lan zaten calistigin yok dümenden izin alıp duruyo
-
yolda 5 çocuğuyla gezen suriyeli bayan
-
kadın ağa erkek ağa
-
beş yıl sonra buraya gelip
-
ucankedi bu havada 2 efes bira
-
z kuşağı gençliği şeyime sürdüm
-
abi bu nedirrrrrrrrrrrtrrr
-
kons dayı ramo ufuk otuzbirspor kulubu
-
çiğköftelerin fiyatı ne olmuş la öyle
-
ayaklarım zonkluyor amq
-
şimdi aramizdan bir kac erkek bunlarla konusup
-
olm benim doğum günü iznim var la
-
beyaz baksır üzerine
-
telefonun da içerisinde bir tane whatsapp var
-
gülen bir kadın görünce sinir oluyorum
-
25 30 dan sonra nasıl evlencez la
-
bakir olmak tercih meselesidir
- / 1