/i/Hikaye

Herkesin bir hikayesi var, ya senin hikayen nedir?
    başlık yok! burası bom boş!
  1. 24.
    0
    buradan devam etmeyeceğim beyler zaten az kişi takip ediyor. Diğer partları okumak isteyen wattpad'e geçsin.
    ···
  2. 23.
    0
    https://www.wattpad.com/story/94987412-spiritualem

    Doğum Günü Süprizi part 2

    Keçileri salıp, köye doğru gitmeye başladılar. Akşam vakitleri gelmişti ve Germoth köye gelmiş olabilirdi. Köye vardıklarıda Germoth'un onların gelmesini bekliyor olduğunu gördüler. Beklettikleri için özür dileyip, gitmek için hazırlandılar. Çadırında fazla eşyası bulunmayan Terberis, çabuk hazırlanmıştı. Ancak çadırdan çıkmadan önce biraz etrafına bakındı. Burada çok fazla anısı vardı. ilk defa burada büyü yapmıştı. Tahtadan oyulmuş kartal oyuncağını istemsizce uçurmuştu. Hyuna onun büyü yapabildiğini görünce çok sevinmişti. Dişlerini burada çıkarmış, kolu ve bacağını keçi yarışında kırdığında burada yatmıştı. Hep mutlu anıları vardı burada ve okul dönemleri arasında geri dönebilecek olsa da buradan gitmek, sanki o anıları terk etmek gibi geliyordu.

    O bunları düşünürken Vexus ve Germoth içeri girdiler. Germoth elinde yuvarlak, tepsi gibi bir şey tutuyordu. "Doğum günün kutlu olsun" diyerek tepsiyi Terberis'e uzattı. Bir köyde büyümüş olan Terberis, bu hediyenin de ne olduğunu bilmediğinden Germoth'a sordu. Germoth "bu bir ruh aynası. Bir seferlik, bağlandığı kişinin istediği kişiyi görmesini sağlar" dedi. "Ruh ile bağlandığından, görülmek istenen kişinin ölü yada diri olması bir şeyi değiştirmiyor" diye de ekledi. Terberis'in gözleri dolmuştu. "Bu... bu gerçekten çok, çok iyi bir hediye. Çok teşekkür ederim amca" diyerek Germoth'a sarıldı. Vexus "bu bir servet değerinde olmalı" dedi. Germoth ise "bir tüccarın güvenle, su kabilesinden bazı mallar getirmesi için koruması oldum. Bana ne istediğimi sorduğunda kardeşimi görmek istediğim için su kabilesi tılsımcılarının oraya has bir buzul ile tılsımlayarak yaptıkları ruh aynasını istedim" dedi. "Daha kullanmamıştım ve senin bunu kullanmak isteyebileceğini düşündüm" diye ekledi.

    Terberis, çok duygulanmıştı. Babasını, Ayı Pençe Altor'u, on melez gücünde dövüşen efsanevi savaşçıyı görebilecekti. Artık babasını düşünmeye çalıştığında, bir ayı değil bir insan figürü belirecekti gözünde. Terberis ruh aynasına bağlama büyüsü yaptı ve herkes pür dikkat olacakları izlemeye başladı. Terberis "Babamı görmek istiyorum. Bana babamı göster" dedi gözünden bir damla yaş akarak. Ruh aynasının yüzeyi tıpkı kirli bir ayna gibiydi. Terberis kendi yansımasını görebiliyordu. Sonra üzerindeki puslar dağaldı, karanlık ve hiç bir şeyi yansıtmayan bir yüzeye dönüştü. Ardından bir ateş göründü. Odunlar ile yakılmış, yarısı köz olmuş bir ateş. Aynı çadırın dışı gibi gece karanlığını aydınlatan bir ateş. Üzerinde koyun çevirmesi yapılan, çevirilen koyunun yağları üzerine damlayan bir ateş. Kimse ne olduğuna anlam verememişti. Sonra koyunu büyü ile ateşin üzerinde çeviren adam geldi görüntüye. Bıçağı ile bir parça kesti ve çenesinden yağlar aka aka eti yedi. Terberis, babasının geçmişinden bir görüntü olduğunu düşünüyordu. Ancak babası çirkindi. Kendisi veya Germoth ile bir alakası yoktu. Neredeyse mor denebilecek bir ten rengine sahipti. Terberis Germoth'un sinirlenip, tepsiyi tutup fırlatarak kırmasıyla irkildi. Germoth bağarıyor, lanetler okuyor ve küfürler ediyordu. Vexus ve Terberis buna bir anlam verememişlerdi. Germoth'un sakinleşmesini beklediler ve Terberis ne olduğunu sordu. Germoth konuştu ;

    Ruh aynası, ruh sayesinde yaşayanların bedenini, ölülerin de ruhunu gösterir. O senin baban değildi. O babanın ruhunu çekmiş olan Drakh'tar'dı dedi.
    Tümünü Göster
    ···
    1. 1.
      0
      sen kesin lol oynuyon zamqi Drakhtar falan zed mainmi?
      ···
      1. 1.
        +1
        Aynen kadeşim de ismi ordan olayım dememişken, bilinç altıma işlemiş. Ben de ne güzel isim buldum diyordum. Sen söyleyince fark ettim
        ···
      2. 2.
        0
        :D boşver hikaye güzel seri yaz
        ···
  3. 22.
    0
    Buradan hikayeyi takip ederseniz, yeni bölüm girdiğim anda bildirim alırsınız. Buradan okuyarak ve oy vererek hikayenin daha çok kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz. https://www.wattpad.com/story/94987412-spiritualem

    Doğum Günü Süprizi part 1

    Terberis, Vexus ve Aurel, mezarlıktan çadırlarına doğru dönüyorlardı. Terberis kendini çok kötü hissediyordu. Kendi annesi onu terk etmişken, daha bir bebekken kendisini alıp büyüten, ona bir nevi anne olan Hyuna'yı toprağa vermişti. Başka türlü nasıl hissedebilirdi ki. Ertesi gün, Terberis'in doğum günüydü ve ilk defa Hyuna onun için orada olmayacaktı. Tek tesellisi, Hyuna'nın ölümüne sebep olan Melezlerden birinin ölü, diğerlerinin de Colostrum'a gönderilmiş olmasıydı.

    Hyuna'nın ölümü dışında şeyler düşünmeye çalıştı. Aklına gelen şeyler de en az onun kadar kötüydü. Babasının, Drakth'tar adlı Melez tarafından öldürülmesi hatta ruhunun çekilmesi sahnesi, babasını hiç görmemiş de olsa gözünde canlanıyordu. Annesinin onu terk etmesi ve ardından intahar etmesi fikri de zaten düşük olan modunu, iyice düşürmüştü. Böyle bir şekilde doğum gününe girmesi onu mahvediyordu. Bir insan her zaman on altı yaşına basmazdı. On altıncı yaş gününün hep mükemmel olacağını hayal etmişti. Spiritualem'e gideceği için büyük bir şölen düzenlenmeli ve harika hediyeler almalıydı. Ama şu an bunların hiç biri onu heyecanlandırmıyordu.

    Bir süre kendi çadırında uzandıktan sonra, bir şeylerle uğraşması gerektiğini düşündü. Eğer hiç bir şey yapmadan durursa, aklındaki düşünceler onu delirtebilirdi. Önce Vexus'u kontrole gitti. Onun durumunun nasıl olduğuna bakacaktı. Çadırına gittiğinde, Vexus'un çok iyi bir durumda olduğunu gördü. Sanki o büyüyü hiç kullanmamış gibiydi. Tamamen iyileşmiş ve eski gücüne kavuşmuş bir hali vardı.

    Akşama kadar o ve Vexus, köy işlerine yardım ettiler. Odun kestiler, su taşıdılar ve yemek yapımına katıldılar. Akşam yemeği gayet güzel olsa da eski tadı yoktu. Çünkü eskiden yemeklerden sorumlu olan kişi Hyunaydı. Yemeklerin büyük bölümünü o yapardı ve hep beraber yerlerdi. Gece yarısı olduğundaher ne kadar öyle hissetmese de artık Terberis on altı yaşındaydı. Ay ışığı altında oturmuş, gökyüzünü seyrediyordu. Sonra yanına Vexus geldi.

    Bir şey uzattı ve "doğum günün kutlu olsun" dedi. Terberis teşekkür etti ve hediyesine baktı. Bu küçük,mor bir kristaldi. Terberis bunun ne olduğunu sordu. Vexus "onu toprak kabilesinde bir tüccardan aldım ve tüccarın dediğine göre, bağlandığı kişiye bir tehlike yaklaşıyorsa, ışık yayarak onu uyarmaya yararmış" dedi. Vexus'un hangi ara böyle bir şey aldığına şaşıran ama hediyesini de beğenen Terberis teşekkür etti. Biraz ay ışığını seyrettikten sonra çadırlarına geçtiler.

    Terberis elinde olmadan "acaba Melezlerin saldırdığı gün bu tehlike kristaline sahip olsam, olacakları önleyebilir miydim?" Diye düşündü ve geçmişi değiştiremeyeceğini, artık bunları düşünmeyi bırakması gerktiğini kendisine söyleyerek uyudu. Bütün gece kabus görmüştü. Hyuna'nın öldüğü an, babasının ruhunun çekilişi, Vexus'un ruhunu tüketmesi, Aurel'in insan eti yiyen Melezler tarafından yenmesi ve annesinin intaharı.

    Sabah kalktığında vıcık vıcık terlemişti. Kutsal ormana yakın bölgedeki dereye gidip, banyo yaptı. Soğuk su onu kendine getirmişti. Artık önüne bakmalıydı ve öyle de yaptı. Bir hafta sonra ay bitiyordu ve toprak kabilesinden, yaşı gelmiş Druidler ve Büyücülerle beraber Spiritualem'e gidecekti. Orası hakkında Aurel'den çok şey duymuştu. Okulun Baş Ustası, okulu kuran kişiydi ve neredeyse iki bin yaşındaydı. Nasıl olup da bu kadar yaşadığını kimse bilmiyordu. Herkesin farklı bir teorisi vardı ve tabii Vexus'un da. Vexus'a göre Baş Usta, bir ruh yiyendi. Geceleri sürekli okuldan çıkıyor ve Unicorn kalbi yemiş melezleri avlayarak, hayatını uzatıyordu. Okulda bir sürü Usta ve bir sürü ders vardı. Oradaki eğitim, çok katı ve zordu. Oraya giden birinci sınıfların daha ikinci haftadan dövüştürülmeye başlandığına dair duyumlar almıştı. Spiritualem'i düşünmek onu kötü düşüncelerden uzaklaştırmıştı.

    Toprak kabilesinden ayrılmadan önce anlaştıklarına göre, Germoth bu akşam gelecek ve Terberis ile Vexus'u alarak kabileye zütürecekti. Oradan da bir hafta sonra, kabilenin okul çağındaki Druid ve Büyücüleri ile Spiritualem'e gideceklerdi. Spiritualem'e giden yol, bu yaştaki insanların tek başlarına gidemeyecekleri kadar tehlikeli olduğundan, onlara toprak kabilesinden Druidler eşlik edecekti.

    Akşama daha çok vakit olduğundan ve her ne kadar kötü de olsa bu gün Terberis'in doğum günü olduğundan, Vexus'la beraber köylerinin yakınındaki tepeye çıktılar. Orada bulunan keçiler, sürekli ddağlara tepelere tırmandıklarından çok iyi zıplıyor ve hızlı koşabiliyorlardı.
    Vexus ile Terberis'in ilk kez hayvan bağlama büyüsünü öğrendikleri günden beri en sevdikleri oyun, keçi yarışıydı. Tepeye zar zor çıkar, birer keçiyi kendilerine bağlar ve sırtlarına binip aşağıdaki düzlüğe kadar yarışırlardı. ikisi de birer keçiyi büyü ile kendilerine bağladıktan sonra, sırtlarına binip üçten geriye sayarak yarışa başladılar. Aşağıya inen yol, taşlar, devrilmiş kütükler, büyük kayalar ile dolu ve eğimi çok fazla olan bir yoldu. Keçiler bu engellerin üzerinden atlayarak, en kestirme yolları bularak, son sürat aşağı doğru koşabiliyorlardı. Vexus'a göre bu oyunun en zevkli yanı, düşme tehlikesiydi. Eğer düşerlerse en az üç gün yataktan çıkamayacaklarının düşüncesi, oyunda adrenalin salgılamalarını ve aldıkları zevki artırmayı sağlıyordu. Üç gün olduğunu bilmeleri ise Terberis'in bir keresinde düşerek, bir kolu ve bacağını kırması ve üç gün boyunca yattığı yerden kalkamamasıydı. Vexus'un, her ne kadar tehlikeyi seven ve kazanmak için tehlikeyi göze alan bir yapısı olsa da keçi yarışında her zaman Terberis kazanıyordu. Onun Hayvanlarla yaptığı bağlar çok daha kuvvetli olduğundan, keçiyi daha iyi yönetebiliyordu. Tabii bunu yeni öğrenseler de sebebi bir Druid olmasıydı. Toprak elementinin antik canavar ruhunu taşıdığından, bir toprak hayvanı olan keçi ile bu kadar iyi anlaşabilmesi şaşırtıcı değildi.

    Bu seferki yarışta önde giden kişi Vexus'tu. Keçisi üzerinde inanılmaz bir kontrole sahipti. Terberis kendisinden iki saniye kadar ileride giden Vexus'u geçmek için hamlesini yaptı. Önce, Vexusun keçisi ile tırmanmayıp da etrafından dolaştığı büyük kayaya dayalı olan kütüğün üzerine, oradan da kayaya tırmanıp aşağıya indiğinde artık yanyanaydılar. Vexus bunu görüp eğime aldırış etmeden süratini artırdı. Terberis de onu takip etti. O kadar hızlı gidiyorlardı ki Terberis'in gözlerinden yaşlar süzülüyor, kulağı uğultudan başka hiç bir şey duymuyordu. Vexus çok daha hızlı gitmeye çalıştığından, gözleri daha fazla sulanmış ve önünü düzgün göremediği için biraz yavaşlamıştı. işte bu da yarışı kaybetmesine sebep oldu. Terberis son düzlüğe gelmeden önce bir atak yaparak, gözlerini ovuşturan Vexus'u geçmişti. Vexus "bu sefer neredeyse yeniyordum." dedi. "neredeyse" diye tekrarladı Terberis gülerken. Vexus'un haklı olduğunu bilse de ona biraz umut vermek için yavaş gittiğini söyleyerek, Vexus'u kızdırıyordu.
    Tümünü Göster
    ···
  4. 21.
    0
    Ekspeliamus
    ···
  5. 20.
    0
    rezervasyon
    ···
  6. 19.
    0
    Deri tayt giyenler okulu da olsun
    Övgüleriniz ve sövgüleriniz için
    (bkz: kunduranizigiberim)
    ···
  7. 18.
    0
    Bro günlük dizi gibi olması gayet güzel olur ama 2part deilde 3 part elinden fazlası da geliosa doyurucu olur ama 3 iyidir
    ···
    1. 1.
      0
      Kafamda ana kurguyu hazırlamış olsam da özel isimler, karakterlerin olaylardaki düşünceleri, bulut özü çiçeği gibi şeylerin nasıl işleyeceğini falan yeri geldikçe yazmaya çalıştığımdan, bir partın ön düşüncesi 1 saati alıyor. Yazması da yarım saat kadar tuttuğundan günlük en fazla 2 çok zorlarsam 3 part girebilirim. Finallerim 12sindd bittiği için, o tarihten sonra günde en az 3 part girerek ilk kitabı bitiririm inş.
      ···
    2. 2.
      0
      inş kardes sınavda bol şans
      ···
  8. 17.
    0
    Beyler wattpad'de de takip ederseniz iyi olur, önce oraya yazıyorum.

    https://www.wattpad.com/story/94987412-spiritualem
    ···
  9. 16.
    +1
    Unicorn

    1. ## Bilgilendirme ; Demonlar, iblisler olarak değiştirildi ###

    Vexus, at sırtında yolculuk yapmaktan yorulmuştu. Hala tamamen iyileşmemiş olan ruhu yüzünden, sürekli biktin bir haldeydi. Hiç bir şekilde aksatmadan bulut özü bitkisinin gazını solumuş, iyileşeceği zamanı sabırsızlıkla beklemeye başlamıştı. Hayatı boyunca sabırlı bir yapısı olmadığını bilen Vexus, Spirtus Proelium lanetinden sonra bu huyunu değişirmeye karar vermişti. Özellikle, Terberis'in ailesinin de aynı kendi büyücü ailesi gibi, Melezler tarafından katledilmiş olması onu kendine getirmişti. Bu bir oyun değildi. Gelişmeli, hiç kimsenin güçlenmediği kadar güçlenmeli ve Melezlerin hepsinin kökünü kazımalıydı.

    Eskiden kendisini güç uğruna her şeyi yapabilecek birisi olarak tanımlardı. Ancak şu an, intikam için yapamayacağı şey olmayan birine dönüşmüştü. Güçlenip, intikam alabilmesi için aklına gelen her yöntemi uygulayacaktı ve sabırlı olacaktı. Güce giden yol kolay, kısa ve güllerle dolu bir yol değildi. Her hatasından ders çıkarmalı ve sürekli çalışmalıydı. Toprak kabilesinden ayrıldıklarından beri Terberis'in ruh halinin ne kadar kötü olabileceğini düşünüyordu. Babası sadece öldürülmemiş, ruhu çekilmişti. Altor'un normalde yaşayacağı günlerin hepsi Drakh'tar denilen Meleze geçmişti. Terberis'in yüz ifadesinden neler düşündüğünü anlamak imkansızdı. Donuk ve düşünceli bakıyordu etrafa. Vexus, "acaba o da benim gibi intikam planları mı kuruyor? Köye gittiğimizde yapmayı planladığım şeyi ona anlatsam mı?" Diye düşündü. Ancak sonradan bu planından Terberis'e bahsetmenin iyi bir fikir olmayacağını düşündü. Terberis "beyazdı" ve "intikam için bile olsa biraz grileşmek" fikri, onun için imkansızdı.

    Aurel önde, Vexus ve Terberis arkasında, köye yaklaştılar. Hala o çarpışmanın izleri etraftaydı. Köy halkı cesetleri kaldırmış olsa da kanları temizleyecek vakit bulamamışlardı. Aurel, Vexus'un tam olarak anlayamadığı bir tonda bir şeyler söyledi ve kanlar temizlendi. Terberis'in gözleri, Hyuna'nın boğazının kesildiği yere sabitlenmişti. Vexus onu rahat bırakması gerektiğini düşündü. Son üç günde çok fazla şey yaşamışlardı ve kendisi de yalnız kalmak isterdi. Çadırlarına geçtiler. Gece vaktiydi ve sabah olduğunda mezarlığa gitmek için anlaştılar. Vexus, bir süre bekledi, bulut özü bitkisinin gazını soludu ve harekete geçti.

    Çok sessiz hareket etmeye özen göstererek çadırından çıktı. En ufak bir çıtırtı dahi ççıkarmadan çadırlardan uzaklaşabilmişti. Kutsal ormana doğru hızla yürümeye başladı. Gece karanlığında önünü göremediğinden etrafı aydınlatmak için sol elini hafif soğuk olan havada gezdirdi ve birden, bir şey yakalarmış gibi yumruk yaptı. Üç metre önünü gösteren bir ışık saçıyordu eli ve gözlerinin aydınlığa alışması biraz zaman aldı. "Aurel'in öğrettiği en aydınlık büyü de bu" diye aklından geçirdiğinde sinirleri bozuldu ve gülümsemeye başladı. Şu an yapmaya çalıştığı şey duyulsa, bir yıl hapise atılırdı. Ama bunu göze almıştı. Madem Melezler bunu kullanarak güçleniyordu, o da güçlenmeliydi.

    Kutsal orman sınırına geldi. Eğer elindeki ışık olmasaydı buradan sonra burnunun ucunu bile göremezdi çünkü koca ağaçlar, ayın bulutların arasından süzülen ışığını hiç bir şekilde geçirmiyordu. Rüzgarın, kulağına yaptığı oyunlar yüzünden takip ediliyormuş hissine kapılıyordu. Daha hızlı hareket etmesi gerektiğinden bir daha etrafını kontrol etmeden yoluna devam etti. Yeterince derine geldiğini düşündüğünde, derin bir nefes aldı. işe yaramasını umarak ellerini göğsüne, kalbinin hizasına getirip işaret ve baş parmaklarını birbirine değdirerek, ellerinin arasında bir üçgen şekli oluşmasını sağladı. Ardından odaklanıp, "Terminus Animalia" dedi. Hiç bir şey olmamıştı. Tekrarladı "Terminus Animalia" yine bir şey gerçekleşmedi. Büyük ihtimal ruhunu yeterince toplayamamıştı. Hala içten içe hastaydı. Bütün gücü ile odaklanıp, bağırarak tekrarladı "Terminus Animalia" ve olmuştu. Kendisini çok bitkin hissetse de büyüyü gerçekleştirmişti. Dengesini kaybedip yere düştü. Gözleri kararıyordu ve bayıldı.

    Kendisine geldiğinde yorgunluktan gözlerini bile açamamıştı. Biraz sonra vücudunu hissetmeye başladı. Gözlerini açmadan söyleyebildiği kadarı ile hava aydınlanmıştı. Ve tırtıklı, ıslak bir şey yüzüne değiyordu. Bir yaratığın onu yaladığını farkettiği an bir korku vücudunu sardı ve bu korku sayesinde yattı yerde dikilebildi. Kendisini yalayan şey, bir unicorndu. Bembeyaz tüyleri, insanı mest eden bir şekilde parlayan yelesi ve spiral şekilde alnının ortasından çıkan boynuzu ile Vexus'un karşısında duruyor, gözlerini ona dikmiş, bakıyordu. Vexus ona gülümsediğinde, unicorn üst dudağını kaldırıp, dişlerini göstererek karşılık verdi. Vexus zar zor ayağa kalktı ve unicornun yanına gitti. Unicorn onun geldiğini görünce kaçmadı, tersine ona yaklaştı, kafasını eğdi ve Vexus'un onu sevmesine izin verdi. Yelesinin ipek gibi bir yapısı vardı ve Vexus'a elinde tuttuğu, parmaklarının arasından akan bir su gibi hissiyat veriyordu.

    Unicorn o kadar güzel ve o kadar uysaldı ki Vexus bir an için böyle bir şeyi asla yapamayacağını düşündü. Sadece küçük bir an için tereddüt etti ancak, kendine "intikam için yapamayacağım şey yok" diyerek, yanında getirdiği bıçağı çekti ve unicornun boğazında inca bir kegib açtı. Bıçağı keskindi ve onu çok seri hareket ettirmişti. Yarım bir saniye boyunca hiç bir şey olmadı. Sonra birden o kesiğin bulunduğu yerden kovadan dökülürmüş gibi çok kıvamlı, gümüş renkte ve cıva kıvamında bir sıvı boşaldı. Unicorn titredi ve önce dizlerinin üzerine, sonra onlarda da güç kalmayınca yere düştü. Vexus, bu görüntüye daha fazla bakamadı çünkü unicorn ölürken çok tiz bir ses çıkararak ağlıyordu. Unicorn'un gözlerinden yaşları gören Vexus'un gözlerine bir yanma hissi geldi. Gözlerini kırptığında, ikisinden de birer yaş süzüldü. Kendi kendine "Yapılması gerekiyordu. Bunun yapılması gerekiyordu" dese de daha fazla dayanamayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

    Hayvan tamamen hareketsizleşene kadar ağlaması durmuştu. Kendini iyice halsiz hissediyor ve tüm bunların Melezlerin suçu olduğunu söylüyordu. Ardından ayağa kalktı ve hayvanın göğsünü parçalamaya başladı. Kalbine ulaştığında elinde tutuğu şey sanki canlıymış gibi sıcacıktı. Yaydığı enerjiyi hissedebiliyordu. Hemen bağlantılarını kesti ve kalbi oracıkta çiğ çiğ yedi.

    Her ısırıkta enerjisi yerine geliyor, sanki kendisi yemiyor da ruhunu besliyormuş gibi hissediyordu. Bitirdiğinde kolundaki ve elindeki damarların kan dolduğunu, kaslarının gücünün arttığını ve kalbinin korkak bir tavşan kalbi kadar seri attığını fark etti. Şimdi sırada unicorn'u gömmek vardı. Eğer birisi ormanda ölü ve kalbi çıkarılmış bir unicorna rastlarsa, bir sorun ortaya çıkabilirdi. Elini boynuna zütürdü ve kulağının dört parmak altında, eskiden olmayan bir çıkıntı hissetti. Unicorn kalbi yediğinin işaretini artık ölene kadar taşıyacaktı. Gömme işlemini tamamladıktan sonra köye dönerken yoldaki bir derede üzerini temizledi ve yanında getirdiği kumaş parçasını boynuna bağladı. Köye döndüğünde direkt olarak mezarlığa gitti ve ölülere taziyelerini sundu. Hyuna'nın mezarının başında Aurel ve Terberis'i gördü.

    Yanlarına gitti ve içinden "Senin öcünü alacağım. Ailemin ve Terberis'in ailesinin ölümlerini onlara ödeteceğim. Ve yapacağım son şey olsa bile Drakh'tar'ı bulup, öldüreceğim"
    Tümünü Göster
    ···
  10. 15.
    0
    Rezerve
    ···
  11. 14.
    0
    Rezervasyon
    ···
  12. 13.
    0
    Reserved
    ···
  13. 12.
    0
    Bro muhteşem bir hikaye
    ···
    1. 1.
      0
      Kardeşim beğendiysen, burada ve wattpad de oylama yaparsan daha çok kişiye ulaşmış olurum. Bu sayede çok daha şevkli yazacağımdan daha hızlı ve güzel bir anlatımım olur. Şimdiden teşekkürler.
      ···
    2. 2.
      0
      Tamada yeni part yokmu ?
      ···
    3. 3.
      0
      Halen bekliyorumda *
      ···
      1. 1.
        0
        Her gün en azından 1 part giriyorum. Şu an finallerim var ve yine de günlük 2 part gireceğim.
        ···
    4. diğerleri 1
  14. 11.
    0
    Rez yavuşek
    ···
    1. 1.
      0
      Kardeşim beğendiysen, burada ve wattpad de oylama yaparsan daha çok kişiye ulaşmış olurum. Bu sayede çok daha şevkli yazacağımdan daha hızlı ve güzel bir anlatımım olur. Şimdiden teşekkürler.
      ···
  15. 10.
    0
    Yallah wattpad e
    ···
  16. 9.
    0
    Reserved
    ···
    1. 1.
      0
      Kardeşim beğendiysen, burada ve wattpad de oylama yaparsan daha çok kişiye ulaşmış olurum. Bu sayede çok daha şevkli yazacağımdan daha hızlı ve güzel bir anlatımım olur. Şimdiden teşekkürler.
      ···
  17. 8.
    +1
    Oo fantastik. Alırım bi dal
    ···
  18. 7.
    0
    Rez kardeşim sardı
    ···
  19. 6.
    +7
    Ayı Pençe

    Terberis, ertesi günün sabah saatlerinde Vexus'un yanına kurduğu yatağında uyandı. Kendine geldi ve derin bir uyku çekmekte olan Vexus'a baktı. Önceki gün Aurel'in, Terberis'in bir Druid olduğunu söylemesi ardından hasta olmasına aldırmayıp, heyecanla hiç durmadan "dönüşüm nasıl bir his? Dönüşürken canın acıyor mu? Hayvan formundayken nasıl hissettin? Şu an dönüşebilir misin? Etrafı nasıl gördün? Kendi vücudun gibi mi hissettin?" gibi sorular soran Vexus haliyle yorgun düşmüştü. Bulut özü çiçeğinin şişliğine bakılırsa, az sonra uyandırılması gerekecekti. Terberis, odadaki o kesif kokunhn kaynağını bulmuştu. Bulut özü çiçeğinin saldığı gaz iğrenç kokuyordu. Çiçek, günde beş kere olgunluğa erip tamamen şişerek, ürettiği gazı üzerinde bulunan delikten salıyordu. Yapraklarından birisi tamamen kalkmış pozisyona geldiğinde, içindeki gaz bitene ve ortasındaki balon inene kadar tıslıyor, beş saat sonra tekrar başka bir yaprağın kalkması ile şişerek bu işlemleri tekrarlıyordu. Şifacı kadın, bu çiçeğin yaydığı gazın, insanın ruhunu güçlendiren bir gaz olduğunu söylemişti. Vexus beş gün boyunca, günde beş kere bu gazı içine çekecekti.

    Normalde bunu duyduğu zaman, Terberis'in tanıdığı Vexus'un yakınması gerekirken, o kadının söylediklerini pür dikkat dinlemiş ve bunları şimdiye kadar harfiyen uygulamıştı. Hatta kadın akşam son kez kontrole geldiğinde ona "bu bitkiyi her zaman kullanamaz mıyız? Yani iğrenç bir tadı olsa da kullandıktan sonra mükemmel hissediyorsun. Ruhunun güçlendiğini fark ediyorsun" demişti. Kadın ise "bulut özü çiçeğinin gazının öyle bir etkisi var. Zaten bu yüzden kullanman gerekiyor. Ancak şu anki şartlar altında beş günden fazla kullanırsan, çok güçlenirsin evet ama bağımlısı olur ve onu kullanmadan büyü yapamassın. Colostrum hapishanesindeki mahkumlara, bağımlı olana kadar zorla bu gaz koklatılır ve bağımlı olduktan sonra büyü yapamaz, dönüşemez hale gelirler" demişti.

    Önceki akşam yapması gerekn bazı işler olduğunu söyleyip onları burada bırakan Aurel hala dönmemişti. Terberis, bitkinin tısladığını görünce Vexus'u uyandırdı. Hemen bitkinin tısladığını fark eden Vexus, onu burnuna zütürüp çıkardığı gazı, tiksindiği her yerinden belli olan bir ifade ile balon inene kadar soludu. işini bitirdikten sonra hemen yanı başında duran bir sürahi suyu kafasına dikti.

    Akşam saatlerine kadar fazla konuşmadılar. O kadar fazla olay gerçekleşmişti ki Hyuna'nın ölmüş olduğunu, tam anlamıyla daha yeni kavramışlardı. Şifacı kadın Mirri, Vexus'un artık orada yatmasının gerekli olmadığını, isterlerse bulut özü bitkisini alarak ayrılabileceklerini söylemişti. Onlar da oradan ayrılmak için Aurel'in dönmesini beklediler.

    Güneş batıp da hava karardıktan sonra Aurel dönmüştü. Yanında da toprak ulusundan kırk yaşlarında, kahverengi, uzun saçları hafiften beyazlamış, güçlü bir görüntüsü olan bir adam vardı. Adam, Terberis'i andırıyordu. Aurel adamın kim olduğunu ve ona nasıl ulaştığını anlattı. Adamın adı Germoth'du ve Terberis'in amcasıydı. Bu bilgiler karşısında ne yapacağını şaşıran Terberis, ailesinin nerede olduğunu, kendisinin neden toprak ulusunun dışında bir köyde terk edilmiş olduğunu sordu. Germoth konuşmaya başladı

    "Senin baban, yani kardeşim Altor çok güçlü bir Druiddi. Yıllarca toprak kabilesini gelen saldırılardan korumuş ve daha yirmili yaşlarda kanyon korucularının başı olmuştu. Sayısız savaşta, sayısız melez alt etmiş ve Ayı Pençe lakabını almıştı. Hayvan formuna dönüşüp de saldırmaya başladığı zaman, adeta bir sanat iştirak ederdi. Toprak ulusundaki kadınlar tarafından en gözde erkek ilan edilse de, hiç bir kadınla işi olmadı. Yıllarca, çocukluktan beri sevdiği tek kadın olan, toprak ulusu reyisinin kızı, yani annen Olymph ile evlenmenin hayali ile yaşadı. Sonunda bir gün, her ne kadar uyarsam da reyisin huzuruna çıkarak kızını istedi. Reis çok sinirlenmişti. Kızına ne kadar düşkün olduğu, onu herkesten soyut bir şekilde yetiştirdiği bilinirdi. Orada bulunan muhafızlara, Altor'u öldürmelerini emretti. Ama oradaki beş druid muhafızın da onun karşısında hiç bir şansı yoktu. Muhafızlarının hepsinin Altor tarafından yenildiğini gören reyis, kızımı benden iyi koruyacak birisi varsa o da sensin. Olymph ile tek bir şartla evlenebilirsin. Hemen bir torun istiyorum dedi. Düğünler ve festivallerden sonra evlenmişlerdi. Ancak bir sorun vardı ki, aradan iki ay geçmesine rağmen, annen hamile kalmamıştı. Kadın bir Druid hamile kaldığı anda çocuğunun içinde olan antik canavar ruhuna göre gözleri, Toprak ise yeşil, ateş ise kırmızı, hava ise sarı ve su ise mavi şekilde parlar. Tabii senin ailen Toprak elementi taşıdığından yeşil parlaması gerekiyordu ama bu hiç gerçekleşmedi. Sonunda baban bir gün kutsal ormana gitti. Bir hafta sonra ikiz ay gününde elinde iki tane unicorn kalbi ile geri geldi. ikiz ay günü senin de bildiğin gibi, yılın ruhlarımız ile en bağlı olduğumuz, dolayısı ile en güçlü olduğumuz günüdür. Unicorn kalplerini yiyerek ilişkiye girdiler. Ama o gece birden uyarı boruları öttürülmüş, şehire melez saldırısı geldiğinin haberini verilmişti. Melezler, o güne kadarki en büyük saldırılarını gerçekleştiriyorlardı. ikiz ay gününde bizim güçlerimiz ikiye katlanıyorsa, onlarınki dörde katlanırdı. Baban anneni bırakarak savaş meydanına geçti. Unicorn kalbi yediği için, her zamankinden güçlüydü. Ordular birbirine girerken, Altor'un saldırdığı Melez kanadı büyük kayıplar vermişti. O gece tek başına on güçlü melez gücünde savaştığı söylenir. Sonra savaş meydanında Ruh yiyen Alevkanat Drakh'tar adlı melezin kardeşi, Ruh yiyen Kılıçkol Drakh'mar ile duelloya tutuştu. Altor, bir peygamber devesi ve şahin Melezi olan Drakh'mar'ı, ağır yaralar almış olsa da öldürmeyi başardı. Yüz yıllardır Dünyamıza korku salan en güçlü melezlerden birini katletmişti. Sonra hiç beklemediği bir anda, yukarıdan, alev alev yanan kanatları ile Drakh'tar saldırdı. Üzgünüm ki o gece boynundaki unicorn zayıflatma işareti olan kardeşimin, ruhunu çekti. Melezler ağır kayıplar verdikleri bu savaştan, geri çekilmek zorunda kaldılar ve annenin karnı, o gecenin ardından büyüdükçe büyüdü. Sana hamileydi. Seni doğurduktan bir ay sonra, onu intahar etmiş olarak bulduk. Boynundaki ruh taşı kolyesi ve sen ortalıkta olmadığın için, cinayet sandık. Yıllarca seni aradım. Ama seni toprak kabilesinden dışarı çıkarmış olabileceğini düşünmüyordum. Bütün muhafızlara, Olymph'in dışarı çıkıp, çıkmadığını sorsam da hiç biri öyle bir şey görmediklerini söyledi. Sanırım onlara bir şekilde göz bağı uygularayak dışarı çıkmış ve seni o köye bırakmış. Ardından da, Altor'un ölümünden sonra kendine gelemediği için intahar etmiş." dedi ve "kolyene bakabilir miyim?" diye ekledi.

    Germoth'un konuşması bitene kadar pür dikkat onu dinlemiş olan Terberis, bu istek karşısında konuşamadan kolyesini çıkarıp gösterdi. Kolyeyi ve ruh taşını inceleyen Germoth "Evet. Bu kesinlikle o taş. Sen Altor'un oğlusun" dedi. Hüzünle "Onun gibi bir ayıya dönüşebildiğini duydum" diye ekledi. Terberis "evet sanırım öyle" dedi. Öğrendiği bilgiler çok fazla gelmişti. Şu an bunları kaldıracak güçte değildi. Aurel'e dönerek "Mirri buradan gidebileceğimizi söyledi. Hyuna'nın cenazesine gitmek isiyorum" dedi.

    Terberis, Vexus ve Aurel köylerine doğru yola çıktılar.
    Tümünü Göster
    ···
  20. 5.
    +7
    Toprak Kabilesi

    Terberis, şaşkınlıktan dolayı bir süre kendine gelemedi. Çok farklı bir durumdaydı. Görme, duyma, koku alma duyuları aşırı artmış olmasına rağmen, vücudunu hissedemiyordu. Kafasını, pençelerini, kollarını, bacaklarını hareket ettirmeye çalışsa da organları verdiği komutlara uymuyordu. Öylece heykel gibi kalmış, sanki başka birinin vücudunu kontrol etmeye çalışıyormuş gibi hissediyordu.

    Az önce olanlar, bir bir aklına gelmeye başladı. Bir melez Hyuna'yı öldürmüştü. Kendi kendine "Sonra ne oldu?" diye sordu. Cevabı bulamıyordu. Her şey çok önce olmuş, bitmiş ve unutulmaya yüz tutmuş gibiydi. O da artmış olan duyularını kullanarak, nerede olduğunu ve etrafında neler olduğunu anlamaya çalıştı. Bir sürü insanın bağırmasını, acı ile dolu çığlıklar atarak, yere düşmesini ve etraftaki kan kokusunu algıladı. Bu, Hyuna'nın ölümünden hemen sonrası olmalıydı. Şu anda köy halkı, melezler ile çarpışıyordu. Onlara yardım etmek için, hareket etmeye çalıştı. Ama nafileydi. Vücut organları hala en ufak bir hareket belirtisi göstermiyordu.

    O anda kargaşanın ortasında bir patlama sesi ve ardından yakınında bir yerde Vexus'un sevinç çığlığını duydu. Sonra her şey birden gerçekleşti. Vexus, büyülü bir söz söyleyerek bir şey yaptı. Terberis, ne olduğunu göremese de bunun işe yaradığını anlamıştı. Etraftaki sesler kesilmiş, sadece bir adamın acı dolu inlemeleri kalmıştı. Sonra Vexus da inlemeye başladı. ikisinin de inlemeleri, yerini kulak tırmalayan çığlıklara bırakmıştı. Zaten duyma yetisi normalin çok üstüne çıkmış olan Terberis'in kulakları, korkunç şiddette çığlıklarla dolmuştu. Sonra usta Aurel'in şarkı söyler gibi sesini duydu. Ne zaman eski lisanda konuşan birini duysa, üzerine bir rahatlık çöken Terberis, kendini müziğe bıraktı.

    Göz kapaklarının kontrolü kendisine geri gelmişti. Gözlerini de kapatıp, tamamen sese odaklandığında, vücudu yavaş yavaş eski haline dönmeye başladı. Dönüşüm tamamlanıp da, normal haline döndüğünde hemen yerde bilinçsizce yatan ve titreme krizi geçiren Vexus'un yanına koştu. O da ölmemeliydi. Ne gerekiyorsa yapardı. Terberis'in ailesi Hyuna ve Vexus'tu. Vexus'u da kaybederse yapayalnız kalacaktı. Gözlerinden süzülen yaşlara hakim olamadı. Kendini bildi bileli arkadaşı olan, beraber sayısız maceralar yaşayıp, sayısız badireler atlattığı, ailesi o daha yeni doğmuşken melezlerin toprak kabilesine saldırması üzerine savaşmaya gidip ölerek yalnız bıraktıkları Vexus, bu gün, burada ölmemeliydi.

    Hemen, kendisine getirilen kıyafetleri giyerek, Aurel'in neler yaptığına baktı. O yanına büyü ile iki kuş çağırmış, toprak kabilesine kuşlar aracılığı ile haber yolluyordu. işi bittiğinde gelip, Vexus'u kucağına alarak, kendine bağladığı dev tazıya bindi. Terberis'e de diğerine atlaması gerektiğini anlatan bir bakış attı ve tazının son sürat hareket etmesiyle birlikte toprak kabilesine doğru gitmeye başladı. Terberis, diğer tazının üzerine çıktığı anda tazı Aurel ve Vexus'un tazısının peşine düştü. Terberis de Vexus da, hiç toprak kabilesinin sınırlarından içeri girmemişlerdi. Kabile uzun, kalın ve derin bir kanyonun arkasında kalıyordu. Doğal korumaya sahipti. Eğer kanyonun girişini korursanız, düşmanın şehri ele geçirmesinin tek yolu havadan saldırmaktı. Onun için de kanyonun tepesine konuşlandırılmış nöbetçi askerler ve balista adı verilen, kocaman oklara sahip, yatay yaylar vardı.

    Tam sürat kanyonun altındaki geçite geldiler. Orada üzerlerine toprak ulusu arması olan, yeşil ve kahverengi kıyafetli dört savaşçının geçiş için izin vermesini bekledikten sonra kanyonun içine girdiler. Güneş ışığı burada etkisini kaybetmiş, akşamüstü karanlığında yol almaya başlamışlardı. Uzaklarda, şehrin kalesi ve kabile reisinin, sarayı olan Malkuth bütün ihtişamıyla, şehri tepeden gözetliyordu. Kanyondan çıkıp, şehrin iç kısımlarına geldiklerinde, Terberis hayatında ilk defa bu kadar fazla insan, hayvan ve eşyayı bir arada görüyordu. Şifacıların bulunduğu bölgeye giderlerken pazarın içinden geçmişlerdi.

    Her tarafta dükkanlar, ürünler ve alış-veriş yapmaya gelen insanlar vardı. En ucuz olan şeyler, aslında değerli olması gereken büyü, iksir ve kehanet için kullanılan madenlerdi. Bunların ucuz olmasının sebebi, toprak kabilesinin madenciliğinin çok yaygın olması ve bu madenlerin bol olduğu bir coğrafyada bulunmasıydı. Hayvancılık da yaygın olduğundan, et ve süt ürünleri de ucuzdu. Ancak şifalı bitkiler, halılar, kitaplar, ipekler ve şaraplar servet değerindeydi. Bunların hepsi diğer uluslardan, tüccarlar aracılığı ile gelen ürünlerdi. Bu kadar pahalı olmalarının sebebi hem diğer ulusların bunları pahalıya satması hem de tüccarların, bunları getirirken aldığı risklerdi. Her an yağma amacıyla bir melez saldırısı gerçekleşebileceğinden, bir sürü koruma bulundurmak, ıssız ve uzun bir rota kullanmak sebebiyle fiyatlar pahalıydı. Kitaplar ve değişik icatlar hava kabilesinden, şifalı bitkiler ve bazı iksirler su kabilesinden, halılar, ipekler ve şarap da ateş kabilesinden geliyordu. Aurel ve Terberis, pazarın baştan çıkarıcılığına kapılmadan yollarına devam ettiler.

    Şifacıların bulunduğu bölgede geniş bir alanda kurulu olan, üzerlerinde hangi hastalık ile ilgilenildiği yazılı onlarca çadır vardı. Üzerinde ruh yazan çadırın önüne geldiklerinde Aurel, Vexusu içeri taşıdı. Terberis de yanlarına girdi. Bu çadır, kokusu nedeniyle insanı içeri girdiğine pişman ediyordu. Kesif ve acı bir kokusu olan çadırın içi tertemizdi. Kokunun kaynağı pislik değil, başka bir şeydi. içeride bulunan şifacı kadın, Vexus'un halini görür görmez konuşmadan, hal ve hareketleri ile yatağı işaret ederek yatırılmasını ima etti. Yatakta baygın duran Vexus'un boynuna iki parmağını koydu ve çok kısa bir süre sonra hemen arkasından bir tas alarak, içine koyduğu bitkileri tahta bir alet yardımı ile dövmeye başladı. işlemi bitirdiğinde, tasın içerisindeki çamur kıvdıbına gelmiş ilacı Vexus'un ağzına döktü. Etki çok çabuk gerçekleşti. Vexus öksürerek uyandı ve korku dolu gözlerle etrafına baktı. Hala titriyordu ve rengi çok solgundu. Kadın görünüşüne göre çok yumuşak bir tonda, sakin olmasını ve getireceği şeyin dumanını içine çekmesini söyledi. Hemen çadırdan çıktı ve elinde balon gibi şişkin bir bitki ile geri geldi. Bitkinin mor yaprakları vardı ve ortasında, polenlerinin olması gereken yerde bir karış çapında daire şeklinde bir şişlik vardı. Şişliğin içi boştu ancak garip bir tıslama sesi ile tepesindeki delikten dışarı bir gaz yayılıyordu. Kadın, bu deliği Vexus'un burnuna tutarak, gazı solumasını sağladı. Gazı içine çekerken hala titremekte olan Vexus'un titremesi hemen kesildi ama ten rengi hala solgundu. Kadın bitkiyi yatağın yanına bıraktı ve "ruh bağının yetmediği bir büyü kullandığı için, ruhu tükenmiş" dedi. Terberis her zaman Vexus'un başına böyle bir şey geleceğini düşünmüş olsa da şok olmuştu.

    Aurel ustaları, Vexus'un kullanmaya çalışıp sonunun böyle olmasından korktuğundan, onlara kendilerini çok aşacak hiç bir şey öğretmemişti. Kadın yapılması gerekenleri anlattı ve Vexus'un iyileşeceğini söyleyerek çadırdan çıktı. Vexus, Aurel'e bakıp zar zor konuşarak "neden onlara saldırmadın. isteseydin hepsini altedebilirdin. Niye sadece savunma yaptın" dedi. Aurel "saldırı konusunda ne düşündüğümü biliyorsun Vexus. Dövüşmekten kaçabildiğim kadar kaçarım. Sizlere de bu fikri aşılamaya çalışsam da görüyorum ki hiç bir işe yaramamış. Sen saldırdın da ne oldu? Neredeyse kendi ölümüne sebep olacaktın. Ben onları etkisiz hale getirip, colostrum'a yollayacaktım. Son saldırısını gerçekleştirirken, dosdoğru kurduğum tuzağın içine giriyordu. Ama sen işe karışmak zorundaydın değil mi? Hem böyle bir laneti nereden öğrendin?"dedi. Vexus ağzını açmaya çalışınca "yalan söylemeye kalkarsan, boğaz çakrası sayesinde bunu anlarım" dedi. Vexus "senin sandığında bulduğum bir kitapta okumuştum." dedi. Pişman olduğu her yerinden belliydi "özür dilerim" dedi. Terberis, konuşmanın bittiğini fark edince, aklındaki soruyu sordu "usta, bana orada ne oldu?" Aurel gözlerini Vexus'tan, Terberis'e çevirdi ve "Hyuna'nın ölümü üzerine çok üzüldün, sinirlendin ve nasıl olduğunu, başka bir örneği olup olmadığını bilmediğim şekilde, tam bir dönüşüm gerçekleştirdin. Eğitim almadan, Druid olduğunu bilmeden, kimse tamamen dönüşemez." dedi ve "sanırım sen dışında" diye düzeltti. Bu konuşmaları ağzı açık dinleyen Vexus, Aurel'in konuşması bittiği anda hiç hasta değilmiş gibi sevinçle bağırarak "bir Druid olduğunu biliyordum" dedi.
    Tümünü Göster
    ···