1. 76.
    0
    @98 yoldaş sadece farklılığı tanımak yetmez diyerek riske girmişsin bence ve buradaki risk şudur: kendi özgürlüğünüz için, varlığınızın özgürlüğü için yarım bir hayat yaşamaktansa tüm canınızı ortaya koymak ve tam bir hayat yaşamayı seçmektir. kaybedecek bir varlık yokken nasıl risk alınır?

    lütfen bana söyleyin ortaya koyacağınız neyiniz var da risk alıyorsunuz?

    neyin var da risk alıyorsun?

    kaybedecek gerçek bir şey göster ki riske gir.
    ···
  2. 77.
    0
    @100 ama azizim;

    Üstünüze giydikleriniz hakkındaki fikrini almak için "nasıl olmuş böyle ?" sorusunu yönelttiğinizde, giysilerin renk ve tarz uyumuna aldırmaksızın " böyle üşürsün yavrım, o kalın kapşonlu hırkanı giy, a benim kuzum, kurban olduğum" şeklinde koruyucu bir cevap almanıza sebep olan düşünce sistemi yüzünden hep bunlar başımıza gelmedi mi ?
    ···
  3. 78.
    0
    @101 sevgili kardeşim risk sadece fikirler için vardır. zihinde bir fikir geçer ve o fikir "alışılmış veya sonucu az çok kestirilebilen bir yöntemle değil, alternatif bir yöntemle yapılmak istenir"... bu durumda gerginlik oluşur, çünkü ne olacağı bilinmemektedir. risk fikirler üzerindedir.bir düşüncenin eylem haline geçmeden önce mantıksal açıdan sonucunun tam olarak kestirilememesinden kaynaklanır. senin yaptığın tanım riskin en doğru genel tanımıydı.ama eylem halinde oluş halinde hiçbir risk yoktur. çünkü hiçbir düşünce yoktur. eğer düşünce süreci devam ediyorsa korku da devam eder. bunun da anlamı şudur ussal olana düşünerek ulaşılıyorsa risk olası bir durum, ancak ussal olan sadece biliniyorsa risk falan olmaz çünkü ortada korku yoktur, çatışan düşünceler yoktur ve bir bilinmezlik varmış gibi görünse de us bununla hiç ilgilenmez.
    temelde risk kaybedeceği hiçbir şeyi olmayanlara ait bir olgudur. kulağa çelişkili geliyor. kaybedecek hiçbirşeyiniz yoksa korkarsınız, eğer gerçek bir şeyiniz yoksa varoluşsal bir şeyiniz yoksa korkarsınız.ve ilginçtir ama varoluşsal bir gerçeği olanlar ise korkudan yoksundur. kulağa çok çelişkili geliyor.

    benim "özgürlük" ise bir amaca sevkeden risk tanımıydı.

    ben de "ekşisözlük" gibi tanımlar yapabilirim bunun için yapmam gereken tek şey bir "papağan" olmak.

    sen bana riskin tanımını sorarsan senin için cevabım farklı olur, başka birisi sorarsa başka birisi için farklı olur. cevap her yerde aynıysa bu bir test sorusu demektir ki kimsenin zekamı test etmesine izin vermem,o canlı bir şeydir o yaratıcı bir şeydir.bu yüzden başka birinin yanıtları kendisine aittir. insanların kendi yanıtlarından sınav yapılırsa, ortalık hafızlarla papağanlarla dolar.ve en aptal olanlar eğitim sisteminde en zeki konumuna düşer. başkalarının yanıtlarını en iyi ezberleyen hafız en zeki kabul edilir.en iyi papağan en iyi ezber yapandır, gerçekten de ezber yapan bir zeka nasıl yaratıcı olabilir ki?nasıl yeni olabilir ki?

    bu konuyu seviyesi düşük bir üslupla ele almamın sebebi de insanın kendi zekasına saygı duymadığını gördüğüm içindi
    ···
  4. 79.
    0
    cami minaresindeki megafondan düğün daveti yapmak imamın pragmatizmidir.
    ···
  5. 80.
    0
    hımm ne zamandır burada bi tartışma yapamıyorum yarın ilk fırsat buraya yazmalı
    ···
  6. 81.
    0
    şunları okur ekşici karıların yanında söylerim. verirler..
    rizörvıd
    ···
  7. 82.
    0
    Aslında daha önce hep bu konu üzerinde tartışmalar olmuş olsada, bu konu için şunu diyebilirz ki; insan varoluş içinde kaygalanmaktadır.

    Yapılan tüm ositmatik arıştırmalar ise bize biolojik olarak bu evremin gerçekleşmesi zor gözükmektedir.

    Keşke hep demek isterdim ama nerdE? ama yakın zamanda bu konuda çözümleme yapabilceğimizi sanıyorum
    ···
  8. 83.
    0
    @22 bence (bkz: SabahEriksiyonu) bahsettiğin konu " Modernist uygarlık ve tecavüz kültürü "
    ···
  9. 84.
    0
    bir nesneyi neyse o yapan gereçlerin tümüne biz öz deriz. tarih boyunca öz için değişik tanımlar yapılmıştır. ama benim için hayatımın tnımı diyebileceğim tanımı aristo yapmıştır.

    aristoteles bu deyimi metafiziğinde ve mantığında değişik anlamlarda kullanmıştır. aristoteles metafiziğinde öz deyimi töz ile anlamdaştır, "özdekle bitişik olmayan töz öz diyorum" der. bu anlamda öz deyimi, töz deyiminden soyut ve varlık deyiminden düşünsel olmasıyla ayrılır. buna karşı aristoteles mantığında öz somut varlıktır, "sözgelimi insan, at özdür."der. bu somut özleri de birinci ve ikinci özler olmak üzere ikiye ayırır. birinci özler bireysel olarak, ikinci özlerse türdel olarak ele alınan özlerdir. şöyle der "ikinci öz diye birinci anlamda alınan özlerin içinde bulundukları türlere denir. ne var ki bu türlere cinslerini de eklemek gerekir. sözgelimi birey olarak insan, insan türünün içine ve türün cinsi de hayvandır. öyleyse ikinci öz diye bu sonuncu özler, yani tür olarak insan ve hayvan gösterilir. işte insan ve hayvan hayaatın özü olrak burada karşımıza çıkar . Peki insanın hayatın özü olması anlaşılabiliyorda hayvanın hayatın özü olması ne kadar anlaşılabilirdirki ?
    ···
  10. 85.
    0
    @25 Ah azizim ahhh bu kadar kısa özet geçerek kendi benliğimizi nasıl bütünleştirebiliriz ki??

    Bunların yanısıra, bilim alanından da, özellikle pgibolog ve pgibiyatristler aşk üzerine çalışmalar yapıp eserler ortaya koymuştur.

    Ne var ki her aşk, karşılıklı yaşanan gerçek bir ilişkiye dayanmadığı gibi, her ilişki de aşk değildir.

    Adına aşk denilen ilişki, diğer tüm insan ilişkilerinden farklıdır. Hem öznesi ve özne/nesnesi hem de yaşanışı açısından..
    ···
  11. 86.
    0
    @28 Peki (bkz: warhammer) azizim, felsefik bakış açımıza ve mücadelemizi güçlendirecek, halkımızın birliğini sağlayacak ve onları güçlendirecek yapım ne olması lazım ?
    ···
  12. 87.
    0
    @26 bu yazıyı özellike senin için yazıyorum yoldaşım

    Bilinç altı nedir biliyormusun. eğer bilmiyorsan sözlerimi kulak arkası etme sakın
    Bilinç altı dediğimz şey aslında altbilinç teriminin anlamdaşı... gerçekte bilinç süreçleri olmadıklari halde bilinç süreçleri üstünde etkisi bulunan ruhsal süreçler'i dilegetiren altbilinç ya da bilinçaltı deyimi, diyalektik felsefeyle idealist felsefeler açısından başka anlamlar taşıdığı gibi çeşitli yerli ve yabancı sözlüklerde çeşitli tanımlarla açıklanmaktadır.
    i̇dealist felsefeler onu, bilinç eşiğini aşamayan ekgib algıların biriktiği bilinçdışı bir bölge saymışlardır

    buna karşı alman düşünürü schopenhauer onu bilinmesi olanaksız bilinç temeli olarak tanımlar, daha açık bir deyişle, düşünüre göre bilinci bu bilinmesi olanaksızlar yönetmektedir.

    oysa bilinçaltının ya da altbilincin bilinemeyecek hiç bir yanı yoktur. herhangi bir olguyu algıladığımızda onunla birlikte ve onunla ilişkili olarak bir takım yan olgular da algılarız, ama ne onların üstünde durur ve ne de dilegetiririz.

    bu yan olgular, temel olguyla ilişkili olduklarından, temel olgu üstündeki faaliyetlerimizde kimi zaman etken olurlar.
    ya da önceden bildiğimiz, ama bu anda düşünmediğimiz öyle şeyler vardır ki bu andaki temel düşüncemizi, onunla ilişkili oldukları için, etkilerler.

    altbilinç ya da bilinçaltının bütün esrarı bundan ibarettir azizim işte sözlerim bu kadar sana.
    ···
  13. 88.
    0
    @26 Yo yo kesinlikle (bkz: bosalankanarya) azizim.

    Öznesel ve nesnesel konularda gerçekci olman aslında hepimizi yüceltir bu konularda. Bilhassa insanların sergilediği bu düşünceler için kendini yargılama lütfen.
    ···
  14. 89.
    0
    basligi okudum ik li bir adam bu
    ···
  15. 90.
    0
    @29 kardeşim iyi güzel sormuşsun da hem özet geçme diyorsun hem acele ediyorsun burada senin için ne gibi fayda oluşur bilemedim şimdi. Yazdıklarım sana bir yarar sağlaybilsin diye uğraşıyorum burada. Peki pragmatizm tarihinde yarar nedir ne değildir ona bakalım.

    1. yararın yaşam ilkesi yapılması.

    2. ahlaksal eylem ve davranışlarda yararın ilke yapılması: yararlı olan iyidir:

    a. tek kişinin, ya da
    b. toplumun yararı göz önünde bulundurulur.
    ···
  16. 91.
    0
    @32 (bkz: giblembik) azizim güzel bir konuya değindi aslında ben buna genel olarak "Geleneksel Sosyal Düşünce" demekteyim.

    Özet olarak şu ki;

    Geleneksel sosyal düşünce, din sosyolojisine bazı temel kavramlarını miras bıraktı: Toplum, din, zorunluluk ve varlığın temel düzeni ya da yasası. Seküler bir kavram olarak değiştirilen sosyal düşüncenin tabii hukuk kavramı, erken dönem doğa bilimlerinin ve sosyal bilimlerin temelini oluşturmuştur.
    ···
  17. 92.
    0
    @36 bak canım kardeşim sen öğrenmeye hevesli bir insan olduğun şu an dünya üzerindeki her şeyden daha değerlisin benim için.

    bilgi edinme, bilme ve öğrenme insanın en temel güdülerinden ve onu diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerindendir.
    bu güdüler, insanın ortaya çıkmasından itibaren her yerde ve her zamanda insanın aktivitelerini temelden etkilemiştir.
    yani bilgi edinmenin, dolayısıyla da bilginin tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir.

    felsefenin ilk ortaya çıktığı dönemlerde insanlar ilgilerini bilginin öznesine değil, nesnesine yoğunlaştırmışlardır.
    bu da demektir ki felsefenin ilk dönemlerinde insanlar "bilen özne" ile değil de "bilginin konusu olan nesne" ile ilgilenmişlerdir.

    Demem o ki öğrenmek istemene değil aslında acele etmenedir asabiyetim.
    ···
  18. 93.
    0
    @18 seviyeden korkuyorsun ve kaçıyorsun ama bir düşünsene kimi insanlar vardır yılandan korkmazlar yalandan korktukları kadar.

    Bu yaklaşımlarım daki bir kesitte şöyle bir belirti vardı. Düşünki tuhaf bir ses var aklında ama uyanamıyorsun uykundan çünkü aşıksın.

    Peki aşk kimi kendisini bilim adamı zanneden aptal ve fodullara göre hastalıkmıdır.
    Hiçde değil günmüzdeki bunca süfli olgulara bakarak aslında aşıkn en ulvi duygu olduğuna iddiaya girebilirim.

    Belki sosyoloji profesörü değilim ama biliyorum ki her insan kendi içinde en dolu en ulvi aşkalrını yaşayarak katkıda bulunur yaşdıbına.
    ···
  19. 94.
    0
    @19 (bkz: fuuton rasen shuriken) dostuma kısa ve özet vererek şunları dile getirmek isterim.

    Aşk her toplumda vardır ama yaşanış renkleri farklıdır. Bunların renklerini birbirinden ayıran ise, bireylerin içerisinde yaşadığı toplumsal, kültürel koşullar, bireylerin yetişme tarzları ve çocukluk yaşantıları, kişilik özellikleri, değerleri ve tercihleridir.

    Tarihsel ve güncel anlamda, aşkın yüzlerce, binlerce tanımı yapılmıştır ve gelecekte de yenileri eklenecektir bunlara. Keza yine aşkı konu alan binlerle ifade edilecek şiirler, öyküler, romanlar yazılmış; oyunlar sahnelenmiş, türküler yakılmış, şarkılar söylenmiştir.
    Ressamlar, ellerinde fırçaları ve paletlerindeki renklerle, tuvale aksettirmeye yeltenmişlerdir onu.

    Aşk, yalnızca sanatın ve edebiyatın farklı alanlarında değil, felsefede de işlenmiştir. Filozofların bazıları aşk’ı bir varlık olarak ele alıp, “aşk nedir” sorusunu yanıtlamaya, onun neliğini ortaya koymaya ve belirlemeye girişmişlerdir.
    Bunlardan bazıları makaleler yazmış, bazıları daha kapsamlı çalışmalar yapmıştır.
    Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği, Afşar Timuçin’in Aşkın Diyalektiği, yine yaklaşık olarak aynı kapsamda değerlendirilebilecek olan Alain Finkielkraut’un Sevginin Bilgeliği, Herbert Marcuse’un Eros ve Uygarlık, Erich From’un Sevme Sanatı, bu çalışmalardan bazı örnekler olarak sayılabilir.
    ···
  20. 95.
    0
    @ Aslında hepimiz aynı şartlar ve eğitim düzeyinde yetişmiş bireyleriniz güzel azizim (bkz: zirtakoz)

    Ama yansımalar sonucunda oluşam toplumda gerilmelerden dolayı nötr yani bazı insanlara karşı hiç bir şey hissetmeme durumu ortaya çıkmakta.
    ···