-
51.
0@40 (bkz: surudenayrilanidealistkuzu) azizim,
Toplumun çoğunluğu tarafından kabul edilmiş olması bir unsurun millî olmasını gerektirmemektedir. Özellikle kültür değiştirmelerinde bu hususa sıkça rastlanır ve toplum tarafından ihdas edilmeyen yabancı bir unsur zorla yaygınlaştırılarak kabul ettirilir. Bu durumda kaynak itibariyle millî olmayan bir unsur kısmen millîleştirilmektedir. Millî özelliklerin hâkimiyeti ölçüsünde bu unsuru millî olarak kabul etmek gerekir. Bizce millî değerlere bağlı kalınarak millet tarafında meydana getirilmiş kültür, millî kültürdür ve bunun öngördüğü kimlik tipi de millî kimliktir. -
52.
0@40 bu konulara ilgin olduğu ve bu konularda bilgin olduğu için sevindim.
fikrine gelince tabiki insanların sapkın düşüncelere sahip olabilirler ama bu düşünceleri fiile dökünce dünkü suzan olayına dönüş yaparız .
Suzan olayında kişinin 17 yaşında bir kızla ilişkiye girmeyi düşünmesi yadsınacak bir durum değildir fakat bunu fiile döktüğünde datura arkadaşımızın durumuna düşer. suzan olayındaki gerçeğe baktığımızda gerçeğin farklı alanlarındaki gelişmesini ancak o alanda geçerli yasalara bağlar, diyalektik materyalizm bizzat gelişme olgusunu genel yasalara bağlarız.
bu genel yasalar, kurgusal varsayımlar değil; bizzat doğanın, toplumun ve işleyişinden çıkarılmış ve onlara uygulanarak denetlenmiş ve doğrulukları saptanmış bilimsel yasalardır. bu yasalar, karşıtların birliği ve savaşı yasası, nicelikten niteliğe ve nitelikten niceliğe geçiş yasası, olumsuzlanmanın olumsuzlanması yasası adlarıyla anılırlar.
bu yasalar, evrende var olan her şeyin bizzat nasıl devinip geliştiğinin, süreklilikte kesintinin ve karşıtlıkların birdenbire dönüşümlerle, nasıl aşıldığının, eskinin yıkılıp yeninin nasıl oluştuğunun anahtarını verir.
daturanın suzana yaptığı şey aslında, hem bilme ve hem de yapmanın öğretisi olmakla, kuramla kılgının ( teoriyle pratiğin) bağımlılığını da ortaya koymuştur.
kuramsız kılgı ve kılgısız kuram olmaz.
kılgı kuramla başarılı olabildiği gibi kuram da kılgıdan yansır. -
53.
0@40 Ek olarak özet geçerek şunlarıda eklemek gerekir aslında;
Bu konuda bir başka yaklaşım da millî karakter kavramıyla sağlanmaktadır. Buna göre millî karakterin sergilendiği veya bu karakterin ürettiği kimlik tipi millî kimliktir. insanların birbirinden farklı oldukları gibi, gurup özellikleri ve kültür özellikleri de birbirinden farklıdır. Kültürel farklılığın sebeplerinden birisi de toplumların değişik şeylere ihtiyaç göstermeleridir.
Bir topluluk, hayat tarzı itibariyle belli bir şeye ihtiyaç duyduğunda, buna uygun tutum ve davranışı, kültür unsurunu, üretmektedir. Böylece kültür, varlık sebebi olarak, ait olduğu topluma münhasır olmaktadır. Millî karakter, toplumları birbirinden ayıran farklılıklar veya bir arada tutan benzerliklerdir. Bir toplumun millî karakteristikleri, üyelerinde en sık görülen, zaman ve mekân itibariyle en yaygın özelliklerdir. -
54.
0ne diyosunuz lan huur çocukları ne hale getirdiniz burayı amk
-
55.
0@41 milli kimliğimiz sapkınlıkların önüne geçmeye engel bir unsur değil ,tam tersine bazı konulardaki aşırı baskı sapkınlığın temel kaynağı pozisyonunda dostum . dogma ile evrensel ahlak ilkelerini dengeleyen unsurun ise eğitim olduğunu ve eğitimi ülkemizin temel sorunu ve sorunların ana çözüm kaynağı olarak görmekteyim. zaten ileri diye tabir edilen ülkelere baktığımızda din ve kültürden öte hepsinde istisnasız başarılı bir eğitim sistemleri olduğunu görmekteyiz.
-
56.
0boşaltın lan burayı seviyte zirve yapmış way amk
am züt meme -
57.
0@45 Hey azizim (bkz: surudenayrilanidealistkuzu) içim içime sığmıyor çünkü aynı öngörülerde payedar olmaktayız şuan.
Aslında bana kalırsa; Temel özelliklerin ortaya konduğu ve çok uzun zamanlar korunarak sürdürülen karakter nereden ve nasıl kaynaklanmaktadır? Bu karakterin bir yönüyle zaman içinde kazanıldığı açıktır. -
58.
0@45 tabi ki ileri bir sisteme geçiş yaşanır ancak yönetimden de kaynaklanan bir olgudur bu tespitin. varoluş felsefesinde, varlık sorunu insan olma sorunuyla bir bağlantı içine getirilir; bunun yanında felsefe yapmanın kaynağı olarak insan, varoluşu, sonluluğu, zamana bağlı oluşu ve tarihselliği içinde, yeni-bir düşünme tutumu ile ele alınır; özellikle insan varoluşunun anlamı söz konusudur. varoluşçuluk dünyada bulunan insan varoluşundan kalkarak onu kendine yabancılaşmadan kurtarmayı ister; özgürlüğü içinde insanın varoluşu ve insanın kendini gerçekleştirmesi söz konusudur bu felsefede.bu felsefe insanları ileri bir düşünce sistemine zütürür. nitekim saydığı onca ülkeye baktığımızda platon aristo kant yada yakın zaman felsefecilerinden freud un izlerini görebiliriz.
-
59.
0maalesef ülkemizde öğretim ve eğitim aynı 2 kavram olarak algılanmakta ve eğitim kavramı hiçe sayılmaktadır. ülkemizde en çok öğretmen açığı bulunan bölüm pskilojik danışmanlık ve rehberlik bölümüdür. öğretim seviyesini iyi bir şekilde bitirip yüksek mevkilere gelseler bile bireylerin pgibolojik gelişimleri eğitim sistemimizde hiçe sayılmaktadır. işte bu yüksek mevkideki kişilere eğitimsiz dediğimde yadırganabilir fakat benim kastım pgibolojik gelişim alanındaki yetersizliğimizdir.
-
60.
0@46 (bkz: modifiyeli okuz) dostum.
Gitmek/Kalmak veya zirve yapmak. Aslında hepsi bir öngörüşdür bana kalırsa.
Hatta halk dilinden söylersek "gitmek mi daha zordur yoksa kalmak mı" diye bir sual ilede karşı karşıya kalacağızdır.
Utangaçlık ve sosyal kaygı barındıran binlerce kişiden yalnızca ikisinin his ve düşünceleri.
Her ne kadar kişiler bu problemlerini açığa vurmaktan çekinseler de, aslında toplumumuzda pek çok kişi öyle ya da böyle benzer sorunlarla yüz yüze kalıyor.
Utangaçlık ve sosyal kaygı hem erkekleri hem de kadınları eşit derecede etkileyebiliyor.
Hepimiz günlük hayatımızda utangaçlık ya da sosyal kaygı içeren düşüncelerle boğuşabiliyoruz.
Ancak bazı kişiler için bu sorun çok daha büyüyüp iş ya da sosyal ilişkilerine zarar verecek boyutlara ulaşabiliyor. -
61.
0buna verilebilecek en güzel örneklerden birisi de türkçe ezanın yeniden arapçaya çevrilmesidir. ap hükümeti halkın dogmalarını kendi pragmatizmine alet ederek popülist bir karar almıştır şahsi kanaatimce.
ayrıca bkz.:@35 -
62.
0@49 her türlü inceleme ve eleştirmenin üstünde tutulan, doğruluğu denemesiz ve tartışmasız kabul edilen ve değişmez sayılan düşünceye biz dogma deriz... genellikle dinlerin saltık gerçeklik olarak ileri sürdükleri ve bağlılarından tartışmasız inanılmasını istedikleri genellikle dinsel ilkeleri dile getirir. örneğin tanrı’nın evreni yarattığı böylesine bir dogmadır.ama burdan tanrı ya inanmadığım anlamı çıkarılmasın. demk istediğim bizim kafamızdaki dogmalar ne kadar sert ve keskin ise gelişim sürecimizde o kadar acılı ve sancılı geçecektir.
-
63.
0@51 tek taraflı yaklaşım yapmışsın azizim ap hükumeti sadece dini değil yeri geldiğinde atatürke hakaret kanunu çıkararak atatürk üzerinden de pragmatistik bir yaklaşım sergilemiştir. siyaset ülkemizde işine geleni işine geldiği gibi kullanma işidir. toplum yararından çok birey yararı gözetilmektedir. ne zaman ki ülkemizde tek tip birey üreten koyun tipi eğitim sistemi septisist bir yapıya bürünür ve bireyler cevap işaretlemekten çok soru sormaya yönelir ülkemiz ,siyasetimiz kısaca toplumumz bir adım ileri gider geçmiş sadece ders alınması gereken bir araçtır popülist ideaların kaynağı olmamalıdır.
-
64.
0@51 (bkz: haivanatus) azizim;
Bence bir nesne konusundaki düşüncelerimizde kusursuz açıklığı elde etmek için, o nesnenin ne gibi tasavvur edilebilir pratik etkilerinin olabileceğini, ondan ne gibi duyumlar beklememiz gerektiğini, ve ne tür tepkiler göstermeye hazırlanmamız gerektiğini göz önünde bulundurmalıyız. -
65.
0@1 çok özet olmuş yazılar biraz daha etraflı anlatırmısınız muhteremler
-
66.
0@53 daturanın suzan olayındaki mantığı, niceliksel olabildiği gibi niteliksel de olabilir. nitekim mantık, daha çok niteliksel andırımlarla uslamlama yapar. ne var ki niceliksel oranlar arasındaki andırım kesindir, kuşkulanılamaz. niteliksel oranlarsa aynı ölçüde kesin değildirler.
öyleyse uslamlamada tümdengelim ve tümevarım'la birlikte andırım aynı kesinlik ve pekinlikle kullanılabilir mi?..
üniversitedeki felsefe profesörümüz, görgücülüğün karşısında usculuğu pekiştirmek için, temevarım'a karşı tümdengelim ve onun yanında da andırım'ın üstünlüğünü tanıtlamaya çalışmışdı.
çünkü tümevarım deneyciliğin işidir, çeşitli tikel deneylerden elde edilen sonuçlardan genel bir sonuç çıkarılır.
tümdengelim'se o zamanlar usculuğun işi sayılmaktadır, çünkü genel ilkeler deneylerden değil düşüncelerden çıkarılmaktadır -
67.
0@53 hayyamın bir rubaisi ile yanıt vereceğim
elimde olsa dünyayı küçümserdim;
iyisine de kötüsüne de yuf çekerdim;
daha doğrusu bu aşağılık yere
ne gelirdim, ne yaşardım,ne de ölürdüm -
68.
0@53 pragmatizmden öte septisizm öncelikle ülkemizde oturtulması gereken bir kavramdır azizim. kesinlikle sana katılıyorum herşeyi tanrı yarattı o zaman sorgulamayalım bırakalım gibi bir düşünce ,bunları tartışan adam da tanrıtanımazdır gibi düşünce hep aynı dogmaların ürünüdür. maalesef ülkemizde dinden siyasete bütün alanlarda bu dogmaların keskinliği ülkemizin kanayan yarasıdır. bugun atatürk büstü kırsanız 5 yıl cezası var hukukumuza bile işleyen bu dogmalardan ben de rahatsızım aynı anda hem dini hem de siyaseti eleştirebilmeli sorgulayabilmelidir insan. bu ne tanrıtanımazlık ne de düzen karşıtlığı olarak algılanmalıdır. yazdıklarıma baktığımda hem tanrıtanımaz hem de atatürk düşmanı olarak algılanışım da aslında toplumda oluşturulan lanet olası dogmaların ürünüdür. öhüm öhö. neyse özetle bu ülke din siyaset futbol konuşmaktan - felsefe , pgiboloji konuşmaya geçer o zaman aziz ruhumuz huzura erer. saygılar
-
69.
0@58 Akp nin iktidar olduğu yani alçaklığın harman olduğu zamanlarda, dünya külfet olur iyi insanlara. o durumlarda hayyam gibi düşünür insan. ama, gene de bir uzama sımsıkı tutunur. orada, kendini, kendisi olarak var kılmak için, zamanın bir ucundan yaşamın içine dalar. orada zaman, onun, içinde yaşadığı toplumun tarihi olduğu gibi; özne olarak, tek tek “ben”lerin de tarihidir. içinde kendi “benini” kurduğu uzam, öznenin vatanıdır, kentidir, köyüdür. bu, bir kültür varlığı olan özne açısından, “yurdunda” olma durumudur. uzamları boş ve anlamsız şeyler yığını olmaktan çıkarıp, düzen ve anlam içerikli bir kozmosa dönüştüren şey, öznenin “yurdunda” olma durumudur.bu yurt bizim ve bu yurt bizim olarak kalmaya devam edecektir.
-
70.
0@53 farklı bir örnekle pekiştirmişsin panpa teşekkürler. nato ya girmemiz uğruna verdiğimiz tavizlerde örnektir tabi. yunanistan ın girişini darbe ardından kabullenmemiz, binlerce askerin hayatını bu uğurda masaya sürerek kart gelmesini beklememiz vs...
-
son entirilerime göz atanlar sözlüğün neden
-
çaycı hüseyinee ne olmuş lan böyle
-
modlara bu kadar takıntılı olmak
-
dogum gunu kutlayan huur
-
çingenden teknik adam olmaz çingeneden
-
gene aklıma geldi kahpe
-
istedigim gibi ozgurce
-
makat deliği neden kaşınır
-
lan zaten calistigin yok dümenden izin alıp duruyo
-
kadın ağa erkek ağa
-
yolda 5 çocuğuyla gezen suriyeli bayan
-
kimi sevdiysek ya öldü ya kayboldu
-
ucankedi bu havada 2 efes bira
-
beş yıl sonra buraya gelip
-
z kuşağı gençliği şeyime sürdüm
-
kons dayı ramo ufuk otuzbirspor kulubu
-
çiğköftelerin fiyatı ne olmuş la öyle
-
beyaz baksır üzerine
-
gülen bir kadın görünce sinir oluyorum
-
telefonun da içerisinde bir tane whatsapp var
-
bu memurlara habire zam geliyor
-
turklwrin kendini ustun gorme hezeyani
-
gelen geçen saçımda ne cok beyaz oldugunu
-
aynen kanka karacigerin kendiliginden olustu
-
bakir olmak tercih meselesidir
- / 1