/i/Hikaye

Herkesin bir hikayesi var, ya senin hikayen nedir?
    başlık yok! burası bom boş!
  1. 26.
    +1
    Yarın devam ederim, şimdilik bu kadar. Pek okuyan yok zaten cümleten iyi geceler.

    Edit: la neyse yarım kalmasın bölümü bitirip öyle yatayım.
    ···
  2. 27.
    +1
    Hazırda iki tabancası daha olduğunu bildiğimden düşüşünü henüz tamamlamamış yelkenin içinde dans edercesine ilerleyip Lorin'in bulunduğu yere doğru dalışa geçtim, ahşap zeminle
    temas eder etmez bir takla atarak üç yada dört adımlık bir mesafede göz göze geldik. Üçüncü klik sesini duymuş ve Lorin'in bana doğrulttuğu namluya dik bir duruşla cevap vermiştim.
    Kılıcımı hala ters tutmakta, boşta duran elimi ise vücudumun arkasında, belimin üzerinde yumruk yapmış sıkmaktaydım.

    Gözleri anlık kör eden bir şimşekle refleks bir çıkış yaptım, sağ çapraza doğru iki hızlı adım atıp doğrudan gelecek saldırılardan kaçınacak şekilde pozisyon almıştım. Lorin öylece
    durup biraz önce olduğum yere bakıyordu, şimşeğin beni bu kadar etkilememiş olması ve doğal bir refleks ile hareket etmek ister istemez bir özgüven doğurdu ve kılıcı tutan elimle
    direk bir yumruk atarcasına kolumu ileriye savurdum, hareketimin ortasında kılıcı bırakmıştım ve kılıcın elimin içinde bir yaydan çıkan ok gibi yavaşça elimi okşayarak kayışını
    hissediyordum.Bu bedeni boşuna kartal göz diye çağırmıyorlardı sanırım.

    ikinci kaptan Lorin gözlerini olduğum yere çevirdiğinde büyüyen gözbebeklerinden hareketimi algılamakta geciktiğinin farkındaydım. Kılıcın kabzası Lorinin suratına ramak kala kılıcı
    metal ucundan kavradım ve dik bir duruşla gülümsedim.

    "Bu lanet şeyi yapmayı nereden öğrendim lan ben" içimi gıdıklayan özgüvenim ve avucumu gıdıklayan metal parçası ile birlikte doğrudan ikinci kaptanın gözlerine odaklanmıştım. Kendi
    kendime konuşup hareketimin inceliklerini heyecanlı bir çocuk edasıyla kendime anlatıyordum. Lorin kılıcın kabzasından santimler uzaklıkta öylece donakalmıştı. Şimşek onun gözlerini
    benimkilere nazaran çok daha fazla etkilemişti ve herşey kısacık bir saniye içinde gerçekleşmişti.
    ···
  3. 28.
    0
    "Neilly" dedi soluk soluğa, "Bu bir antrenman" Kızıl saçları rüzgarı kucaklıyor şaşkın bakışlarını gizlemek istercesine yüzüne savruluyordu.

    "iki tabancayı üzerime boşaltırken antrenman değildi mınıgibtiim" diye geçirdim içimden. Yüzümdeki gülümse giderek genişliyordu.

    "Lorin, antrenmanlar gerçeğin pratiğidir." Kelimeler ağzımdan öylece dökülüvermişti, hayatında özlü bir söz söylememiş biri olarak ilk defa kendimle gurur duyuyordum. Acaba bu misafir
    olarak bulunduğum bedende daha ne süprizler vardı. Bi bakıma hoşuma gitmiş, öte yandan beni biraz korkutmuştu. Vücudun yüzde yüz kontrolüne sahip değildim, adeta refleksif kararlarla
    aniden hareket etmiş ve daha önce aklıma hiç gelmeyecek hareketlerde bulunup, kelimeler sarfetmiştim. Acaba bu vücudun gerçek kimliği ile ne kadar mücadele edebilecektim. Hala buralarda biryerlerde benim
    bedeninden ayrılmamı bekliyor olabilir miyidi?

    "Beni bilirsin Navigatör, büyü olmadan çok dişli bir rakip değilim ama işin içinde büyü olsay-" Lorin'in bakışları gözlerimden kaymış hala metalinden sıkıca kavradığım kılıca dönmüştü.
    "Yaralanmışsın Neilly" Kendi kılıcını belindeki küçük deri ile tutturup yanıma doğru geldi.
    ···
  4. 29.
    0
    Hala havada duran elimi indirip kılıcı serbest bıraktım, kılıcın ahşap zeminde çıkarttığı gürültü güvertede hala ne olduğunu anlayamamış mürettebatı uyarmış olacak ki bir anda
    hışırtılar eşliğinde işlerine döndüler. Yeniden asılması gereken bir alt yelken ve ahşap desteklerde tamirat gerektiren bölgeler vardı.

    "Yaralandım mı?" Ne demek istiyordu ki bu kadın, bana dokunmayı bırak yerinden bile kıpırdayamamıştı. Belki ikinci silahtan gelen metaller az çok isabet etmiş olabilirlerdi ama
    çok daha kötüsünü gördün deyip geçtikleri onca şeyin yanında bu hiç kalırdı.

    "Ne saçmalıyor-" elimden süzülen ılık kanı hissettiğimde ne kastettiğini anlamıştım.

    Kılıcı fırlatırcasına özgür bıraktığımda elimdeki kayışını hissetmiş, daha sonra keskin metali avucumun içinde hapsetmiştim. Elimi ara sıra aydınlanan gökyüzünün yardımıyla incelerken
    farkına vardığım durum beni daha çok korkutmuştu. Nerede gördüğümü hatırlayamadığım bir şekilde bu yarayı daha önce görmüştüm ve bu midemin bulanmasına sebep olmuştu. Lorin yakasından
    çıkarttığı mendili uzatırken eş zamanlı bir biçimde 2 kupa rumu gerisin geri güverteye göndermiş ve gözlerimi gecenin şiddetli gözyaşlarının altında kapatmıştım. Çok yorgun hissediyordum,
    vücudumda acımayan kemik yok gibiydi. Kendimi güverteye bırakıp bir daha uyanmamayı dileyerek bir nefes verdim.
    ···
  5. 30.
    0
    Bu sefer yatıyorum, okuyan olursa iyi okumalar, geceniz iyi geçsin.
    ···
  6. 31.
    0
    Islık sesleri duyuyordum. Uzun uzadıya devam eden yüzlerce ıslık sesi, rahatsız edici bir şekilde değil lakin huzur da vermiyordu. Neredeyse hiç birşey hissettirmeyen yüzlerce
    ıslık sesi. Gözün alabildiğine karanlık bir yer ve sanki havada öylece süzülüyordum. Ara sıra çalkalanıyormuşçasına bir sağa bir sola eğiliyor, yüksek bir kuleden düşermişçesine içim
    gıdıklanıyordu.

    Sonra bir kadın belirdi, siyah incin saçları gümüş omuzluklarını kısmen örten. Çok uzun boylu değil ama devasa bir ebatta, üflese uçacağım o derece. Donuk, hiçliği andıran bir ses
    tonuyla konuşuyor lakin hiç bir şey anlamıyordum. Ellerimi belime koyup gözlerimi iyice kıstım, hayal meyal hatırladığım bu yüzde belki de anlamam gereken çok daha basit bir detay vardı.
    "üz.. manın.. medi.." saçma sapan kelimeler işityor, anlamlandırmaya çalışıyordum.

    "zütüz amanın görmedi" kendi kendime gülüp uzak devasa silüete el salladım "tamam tamam hadi kolay gelsiiiiin" arkamı dönüp bir iki adım atmıştım ki aynı manzara ve aynı kadını burada
    da gördüm.

    "Henüz zamanın gelmedi" kadının simsiyah boş gözleri üzerime adeta ışığı yutan bir küre gibi kenetlenmişti.

    "Anladım tamam" Elimle ceplerimi yoklayıp kafamı yavaşça kaldırdım "pipo falan kullanıyorsan" üstümü silkeledim ve yere bakarak devam ettim "Şey, benimki evde kalmış biraz da başım-"
    "Hiç birşeyi ciddiye almıyorsun, değil mi?" Kadın yüz ifadesini hiç değiştirmiyordu, bu sefer biraz daha eğilerek suratıma yakın bir mesafede konuşmuştu."Zamanınız dolmak üzere,
    senin ve diğer nefes tüketenlerin zamanı dolmak üzere."

    "Hepimiz bir gün öl-" sözümü tamamlamama izin vermeden devam etti. Sesi biraz daha gür, boşlukta yankılanırcasına geliyordu.

    "Ama durdurulamaz değil, onu durdurmak tek şansınız." Kadın şimdi doğrulmuş ve gözlerinin içerisindeki karanlık biraz olsun azalmıştı yada uzaklaştığından bana öyle geliyordu.
    ···
  7. 32.
    0
    Terlemiş avuç içlerimi kıyafetime sürerek etrafa bakındım sonra kollarımı göğsümün üzerinde kavuşturup kendinden emin bir tavır takınarak cevap verdim, "Erkek mi kadın mı?"

    Kadın hiç bir mimik göstermiyor sessizliğini koruyordu.

    "Yani kadınsa yeni bir akım başlatmam gerekir ama erkekse bu beden iş görür, ne kadar süre durdurmamız lazım ona göre kendimi hazırlayayım." Sert adamı oynayan bir kadın bedeninde
    elimden geldiğince dik durmaya çalışsamda ensemden belime süzülen soğuk teri hissedebiliyordum.

    Kadının dudakları hiç kımıldamıyordu ama birşeyler söylediğini duyabiliyordum. Fısıldar gibiydi. Dikkat kesilip gözlerimi kapattım. Bu biraz önceki kadının sesine benzemiyordu, başka
    birileri daha vardı, konuşuyorlardı. Sanki ben yokmuşum gibi benim arkamdan konuşuyor ve alay ediyorlardı.

    "Onun hiç bir önemi yok, bırak döngüye katılsın, bırak bizlere besin olsun " Sesler kendi aralarında ahengli bir şekilde aynı anda aynı şeyi söylüyorlar bu da cümlelere gereksiz bir
    korku katıyordu.

    "Görevini tamamlaması için milyarlarca insandan seçe seçe bunu mu seçtin? Bu küstah, ne dediğini bilmezi."

    Ellerimi cebime tıkıştırıp oyalanacak birşeyler aradım ama nafile yanımda hiç birşey yoktu, kıyafetlerimle geldiğime bile şaşırıyordum.

    "Ondan başka çaremiz yok, bunu hepiniz biliyorsunuz." Kadın hiç birşey hissettirmeyen ses tonuyla konuşmasına devam ediyor, diğerlerinin karşısında beni savunuyor gibiydi.

    "O son çaremiz olmalıydı ilk değil, biliyorsun hepimiz eş-güç olarak varolduk."

    "Biliyorum, bu yüzden herkesi ikna etmek zorunda kalıyorum, aksi halde işlerim daha kolay olurdu"

    "Riathel! Bizi küçümseme"
    ···
  8. 33.
    0
    Riathel... isim göz bebeklerimin büyümesine, kalbimin hızla çarpmasına ve nefesimin ritminin değişmesine yol açmıştı. Beynimin bir yerinde şahsıma dair büyük bir isyan gerçekleşiyor,
    hatırlayamadığım her anı vücudumda çok büyük bir acıya sebep oluyordu. Sanki çok yakın , sanki dilimin ucunda ama ne olduğunu hatırlayamadığım o kadar çok anım vardı ki. Artık hiç
    birini umursamaz hale gelmiştim.

    "Git şimdi, git ve diğerlerine haber ver. Sonun geldiğini söyle ve inandır onları kutsal görevine." Kadın kılıcının kabzasındaki elini kaldırırken kuşandığı şövalye zırhlarından
    devasa bir yarasa sürüsünün gürültüsüne benzer sesler çıkarıyordu. Birazcık kımıldaması bile büyük bir fırtınayla beni derinlere uçurmaya yetmişti.

    "BEKLE, RIATHEL!" Sesim boşluğun içerisinde kaybolup gidiyor, uzaklaştıkça görüşümü yitiriyordum. Kadının gözlerinin artık simsiyah bir boşluk olmadığını , hatta hafifçe dolduğunu
    görebiliyordum . "RIATHEL!"

    Yine aynı odada uyanmış , salıncaktaki bir çocukmuş gibi sallanıyordum. Kan ter içinde etrafı süzüp yüzümdeki teri almaları için ellerimi kaldırdım. Sağ elimin beyazımsı yarı
    kirli bir bez ile sarılıydı.

    "Altı üstü bi kesiği amma da büyütmüşler." Bezi yavaşça açıp elimi çıkardım, avucumdaki kegib oldukça derindi lakin kaburgalarıma kıyasla canımı hiç yakmıyordu.

    Gemi sanki düz bir duvara çarpmışçasına durup odanın arka taraflarının yükselmesine sebep oldu. Henüz farkettiğim kitaplığımın büyük bölümü yere boşalmış bense biraz önce yattığım
    yatakta neredeyse oturur konuma gelmiştim. Alt güvertede bir kaç fıçının boşa çıkıp etrafta parçalanma seslerini işittim. Birileri küfürler savurarak emirler yağdırıyordu.

    Yarı nemli yatağımdan doğrulup vücudumun acı isyanına aldırış etmeden tutunacak bir yer buldum ve ilerlemeye başladım. Odamın kapısı çarpışmadan dolayı zaten açılmıştı, dışarıda
    boşa çıkmış fıçıları ve ahşap kutuları yakalamaya çalışan mürettebat, onlara emirler yağdıran bir rütbeli vardı. Alt güverte cehennem yeri gibiydi ama hiç kimsenin bu durumdan
    şikayeti yok gibi görünüyordu.
    ···
  9. 34.
    0
    "Navigatör! Prenses uykundan uyandığı-" Yerden sertçe yuvarlanıp bir tabure ayağı sayesinde havalanan fıçıyı savuşturduktan sonra devam etti "Uyandığına göre artık birşeylere
    yardım etsen hiç fena olmaz diyorum!" Adam geçen gece ilk tanıştığım kişi olan iri kıyım herifti.

    Başımla kaburgalarımı işaret edip "Bir iki fıçıyla baş edemeyecek haldeyseniz ikinci kaptandan rica edin de kaptana bir rapor hazırlasın" diye bağırarak cevap verdim.

    Adam kükrercesine bir kahkaha atıp elini karnına koydu, diğer eliyle sabit bir desteğe tutunuyordu. "Buralarda sana ihtiyaç yok, acele et ve hünerlerini güvertede göster."
    Adam yanından kaçmaya çalışan başka bir fıçıyı ayağıyla durdurup tekrar bana döndü "Kaptan seni uyandırmaya çalıştı, ne kadar sürdü bilmiyorum ama saçma sapan birşeyler
    zırvalıyordun, hepimiz gidici olduğunu düşündük hani bilirsin ya ikinci kaptanla duellodan sonra hayatta kalmanı beklemiyorduk tabi"

    Ne saçmalıyordu ki bu adam, duello benim lehime sonuçlanmış ayrıca bir duello olmaktan çok uzak basit bir antrenmandı sadece. Kızıl saçlı kaltak sağda solda kendi lehine
    dedikodular mı yayıyordu yoksa bu baygın düşmemin bir eseri olarak türeyen hikayelerden mi ibaretti.

    Başımı olumsuz anlamında sallayıp geminin tekrar düzelmesine ayak uydurarak dengemi sağladım, üzerimize güverteden gelen tuzlu deniz suyu boşalıyor neredeyse ayak bileklerimize
    kadar suyun içerisinde duruyorduk.

    "Ne zırvalıyordum?" Hatırlamakta zorluk çektiğim rüyamdan önemli bir kesit sayıkladıysam bunu not almak akıllıca olur diye düşünüyordum.

    iri kıyım adam başka bir kahkaha patlatıp yanından geçen gemicilerden birinin önüne tükürdü ve tekrar bakışlarını olduğum yere çevirdi "Rüyanda beni görüyordun sanırım
    Udah Udah diye sayıklıyordun" Herif gülmeyi hiç bırakmayacakmış gibi görünüyordu.
    ···
  10. 35.
    0
    "Saçmalamayı kes Udah, ciddiyim" Boşta duran elimi belime doğru indirdim lakin kabzasını tutabileceğim bir kılıcım yoktu.

    Udah görmüş geçirmiş ve babacan bir denizciye benziyordu ama rum içtiği zamanlar ayık halinden daha ciddi olduğunu düşünüyordum.

    "Ne bileyim ben eski tanrılardan birinin ismini sayıkladığını söyledi ikinci kaptan, benim bu tarz zırvalıklarda hiç parmağım olmadı bana daha çok rüyanda gibişiyormuşsun gibi
    gelmişti" Herif gülmeye devam etti.

    Udah'ın sinirlerimi daha fazla zıplatmasına izin vermeden güverteye çıkmaya karar verdim ve gemi henüz dengeli bir haldeyken uzun koridorlara doğru yöneldim.

    "Ha bu arada" görünüşe göre Udah beni sinirlendirmeden göndermeye niyetli değildi, arkamı tamamen dönmeden omuzumun üzerinden tekrar konuşmaya başlayan Udah'a baktım ve
    ne var anlamında başımı salladım.

    Udah elini sağ bacağına kadar sarkmış olan küçük çantasına atıp altın kaplama birşey çıkardı ve hiç birşey söylemeden bana doğru fırlattı. O an kafamı eğip fırlattığı şeyin
    alt güvertede parçalanmasını her ne kadar çok istesemde vücudumun acı isyanına aldırış etmeden kolumu kaldırıp nesneyi yakaladım. Bu bir dürbüne benziyordu, içeriye doğru
    katlanabilen katmanlardan oluşan güzel bir gözcü dürbünü.

    Başımla kısa bir selam verip kapıya yöneldim, dürbünün arka kısmında iki küçük delik açılmış ve arasına siyah bir deri bağlanmıştı. Bu onu belinizde bir kemer varsa yanınızda
    taşımaya çok elverişli hale getiriyordu. Dürbünü belime bağlarken hırçın bir şekilde sallanan gemide ilerlemek artık biraz daha kolaylaşmış, vücudum ortama adapte olmaya
    başlamıştı.

    ilk koridor kapısını arkamda bıraktığımda üst güverteden gelen sesler alt güverteyi bastırmaya başlamıştı bile, dalgalar bir yana kendinden emin ve korkutucu bir tonda emirler
    yağdıran birisi bir yana.
    "Asıl kaptan olmalı" diye düşündüm, çünkü başka kimse konuşmuyor, konuşsada sesi alt güvertenin koridorlarına gelecek kadar yükselmiyordu.
    ···
  11. 36.
    0
    Araç süreceğim bi sonraki durağıma ulaştığımda devam ederim. Okuyan olursa, iyi okumalar.
    ···
  12. 37.
    0
    Mürettebatın kaldığı kamaraları geçerken yükselen küf kokusu ikinci kapıyı ardımda bıraktığımda yerini denizin tuzlu kokusuna bırakmıştı. Güverte kapaklarını aralayıp içeriye süzülen
    temiz havayı ciğerlerime doldurdum. Fırtına çok durulmamış , zoraki güverteyi aydınlatan güneş ışıkları gecenin güne döndüğünü haber veriyordu.Bir kaç adımda güvertenin ıslak
    zeminindeydim.

    Dümende uzun örgülü saçlarıyla esmer bir kadın vardı. Aynı mürettebat içinde gördüğüm ikinci kadındı bu. Vücudu oldukça atletik bir yapıya sahipti, kasların deri üzerindeki
    belirgin hatları ve dümeni sabit tutmaya çalışırken bu hatlardan hücum eden terle karışık deniz suları onu olduğundan daha çekici kılıyordu.

    Güverte geceye nazaran daha dolu, herkes ellerinde fıçılar biryerlere koşturuyordu. Direklere tırmanmış gemiciler yelkenleri stabil tutmaya uğraşırken bir kişi halatları kontrol
    ediyor bir kaç kişi de güverte güllelerini gediklerinde tutan ahşapları sağlamlaştırıyordu. Bir kaç adım daha atıp adeta bale yapan galleon'un üzerinde ilerledim , beni farkeden
    denizcilerle göz göze geliyor ve kafamı eğerek selamlaşıyordum. Ne hikmetse selamlaştığım herkes bir oh çekiyor, telaşlı tavırlarının yerini daha rahat bir ifade alıyordu.
    Henüz kimseyle birebir bir diyaloğa girmemiştim. Beni gören gözcülerden birinin ıslık çalarak birilerine işaret verdiğini farkettim. işarete karşılık gelen ıslığa doğru döndüğümde
    güvertede daha önce hiç görmediğim bir sima ile göz göze geldim.

    Çok iri sayılamayacak sarışın bir adam ağzında piposu ile bana bakıyordu. Sakalları uzuncasına örülmüş göğsünün başladığı yere kadar iniyordu. Üzerinde siyah uzun bir palto,
    kollarının etrafı sarı bir şerit ile çevriliyordu. Kafasını dümene çevirip esmer kadına birşeyler söylerken farkettiğim üzere saçları da uzundu ve arkadan bağlıydı. Paltonun
    içerisinde aşağıya sallanan sağlı sollu dört adet tabancası göze ilk çarpan silahlarıydı. Ayağında tahta bir destek yada gözünün birinde göz bandı yoktu, elleri ise yerindeydi
    herhangi bir kanca görünmüyordu ama diğerlerine nazaran çok daha rahat bir görünüm sergiliyor olması ilk izlenim olarak onu gözümde kaptan konumuna koymuştu.

    Biraz daha yaklaştıktan sonra konuşmaları daha seçilir bir hale gelmişti.
    "... seni şanslı timsah, yine yırttın paçayı navigatörümüz kendilerini güverteye bahşetmişler." Adam yere eğilip büyük ihtimalle bir süredir içmekte olduğu bir viski şişesi aldı
    ve doğrudan yukarıya kaldırdı.
    Tümünü Göster
    ···
  13. 38.
    0
    "Bir gün daha gelmeseydi aşağıya inip kendisini boğmayı düşünüyordum" dedi dümeni tutan kadın.

    Kaç gündür yattığımı bilmiyorum ama ağrılarım ilk günküne nazaran daha iyiydi ve dengemi daha kolay sağlayabiliyordum.

    Sol elimi kaldırıp havada bir iki tur döndürdüm "Kaç gündür aynı yerde dönüp duruyoruz?" diye bağırdım. Sesimin artık daha gür çıkması beni mutlu etmişti.

    Sarışın adam ağzındakinin yarısını yere tükürerek bir kahkaha attı ve dümeni göstererek "Bu kaltağa iki gündür bir adım bile ilerlemediğimizi söyleyip duruyorum, aynı fırtınanın
    içinde bir sağa bir sola savrulup duruyoruz Neilly! Gel de şu karmaşaya bi bak!" adam sözlerini bitirmeden gülmeye başlamıştı bile.

    Konuşmalarımız dümendeki kadını rahatsız etmiş olacak ki anlamadığım dilde bir kaç küfür savurdu ama onunda yüzündeki endişe azalmış gibi duruyordu.

    "Neilly , bu fırtına bizi yutmadan birşeyler yapacakmısın yoksa orada dikilip birilerinin seni yalamasını mı istersin?" Esmer kadın şimdi biraz daha eğlenceli bir tonda konuşuyordu.

    Tamam anlamında küçük bir işaretle parmaklarımı açıp avucumun içini dümene doğru kaldırdım. "Geliyorum, çizmelerimin altı kirlenmiş onu halle-"

    Henüz cümlemi tamamlayamadan dümeni tutan kadının ellerini havaya kaldırmasıyla dümenin çıldırmış bir boğa gibi dönmesi bir oldu, gemi neredeyse yana yatacakken dümeni tekrar yakalayan
    kadın şimdi sırıtıyordu. "Çizmelerini derinlerde mi temizlemek istersin yoksa herhangi bir köpek balığının midesi uygun mu?" Kadının espri anlayışını sevmiştim dümeni kontrol
    ederkenki rahatlığı da ona karşı bir güven sorunu çekmeyeceğimin garantisiydi, en azından seyahat esnasında.
    ···
  14. 39.
    0
    Saygımı belli etmek için kısa süren narin bir vücut hareketiyle eğilip doğruldum ve üst güverteye, dümenin olduğu yere doğru hızlı adımlarla ilerledim.

    ikinci kaptan hemen geminin arka tarafına geçmiş geminin onarılması gereken yerlerin listesini çıkarıyor ve bir yandan da bozulmuş gemi pusulasına küfürler yağdırıyordu.
    Yakınından yürüdüğümü farkettiğinde küçük bir harketle selamlaştık, henüz konuşacak bir fırsatımızın olmadığının farkındaydık. Pusulanın yanına yaklaşırken ne söylemem yada
    yapmam gerektiği hakkında hiç bir fikrim yoktu, zaten pusulanın işime yaramayacağının bilincindeydim ama yine de oraya yürüdüm. Sarışın adamın sırıtan ifadesi altında
    belime bağladığım dürbünü çözüp hızlı bir hareketle boğumlarını tetikledim , dürbün neredeyse üç katı daha uzun bir hale gelmişti.

    "Oooo, güzel ganimet Neilly" Adamın yavaş el hareketleriyle beni alkışladığını işitebiliyordum.
    "Hadi oradan" deyip gülümsedim ve dürbünü kaldırıp etrafta göz gezdirmeye başladım. An itibariyle ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrimin olmayışı avuç içlerimin
    hızlıca terlemesine sebep oluyordu.

    "Hadi navigatör, çıkar bizi bu fırtınadan" Esmer kadının sesini işitmeme rağmen cevap vermek istemedim, dürbünden bakmaya devam ederken hafifçe kafamı salladım.

    Etraftakilerin benden fantastik birşeyler beklediğinin farkındaydım lakin neler yapabildiğimi henüz kendim de bilmiyordum, daha doğrusu bu bedenin neler yapabildiğini.
    Fırtınanın dışında dalgaların azaldığı bir bölge yakalamış ve doğrudan güney-batıya gitmemiz gerektiğini düşünmeye başlamıştım. Yön tayini konusunda bu zamana kadar beni hep
    yarı yolda bırakmış olan beynim an itibariyle verdiği kararlardan çok emin gibi görünüyordu.
    ···
  15. 40.
    0
    Kendime ayraç, part 30
    ···
  16. 41.
    0
    "Hey, güney-batıya çevir." Dürbünü indirip boğumları iç içe geçirirken esmer kadınla göz göze gelmiştim.
    "Ne saçmalıyorsun sen, sanki bu fırtına ilerlememize izin veriyormuş gibi, fırtına nereye isterse oraya sürükleniyoruz Navigatör şimdi şakalaşmayı bırakta bizi buradan çıkar"
    ne yapmam gerektiğini benden daha iyi bildiğinden şüphem yoktu. Çok fazla kişiyle göz göze gelmeyi istemiyordum bu sebeple bakışlarımın yönünü hiç değiştirmedim. Tam ağzımı açıp
    kendimi kurtaracak doğaçlama birşeyler söylemeye hazırlanıyordum ki yardımıma yetişen gözcü kulesindeki sıska denizci oldu.

    "Eşkiya dalga, sağdan yaklaşıyor irylth!" Denizci telaşla geminin sağını işaret ediyordu.
    "Bu galleon'u kaybetmeyeceğiz" dedi isminin irylth olduğunu öğrendiğim esmer kadın. Bakışları tekrar benimkileri yakalamıştı "Navigatör, bu gemi en fazla iki gün daha dayanır,
    eğer şimdi birşey yapmazsan iki gün sonra elinde çekiçkle çivi çakanlara katılırsın" diye kükredi.

    Hiç birşey söylemeden başımla onayladım, yüzümde ciddi bir ifade ile derin suların hırçınca yükselişini izliyordum. Sarışın adam güvertedekilere bağırıyordu, ikinci kaptan yere
    eğilmiş geminin korkuluklarından destek alıyordu. irylth dümeni o kadar sıkı tutuyordu ki artık kollarındaki damarlar bir kadında görülmeyecek kadar belirginleşmişti.

    "Çarpışma için hazırlanııııın!" Sarışın adamın tekrar bağırdığını duyduğum anda dalgayla çarpışacağımız gerçeğini kavrayabildim. Senelerdir denizlerle boğuşan bu vücudun içinde
    çok tecrübesiz hissettiren bu geç algı utanç vericiydi. Dalga gemiye sağından çarptığında irylth hariç herkesin eğilip bir yerlere yapıştığını görüyordum, dümeni kaybetmemek
    için elinden geleni yaptığı belliydi.
    ···
  17. 42.
    0
    Elimi en yakınımda bulunan yere doğru uzattım ve eğildim. Sıkıca tutunup dalganın beni güverteden kazımasını engellemek istiyordum. Dalga gemiye çarptığında darbe beklediğimin
    çok üzerindeydi. Tutunduğum küçük pusula masası neredeyse yerinden çıkmış bir vidanın zoraki sıkışmasıyla yerinde duruyordu. Ne kadar sürdü bilmiyorum ama ciğerlerimi yakacak
    kadar uzun bir süre dalganın içerisinde kaldıktan sonra tekrar rüzgarı hissettim.

    "Neilly! Saçmalamayı bırak ve çıkar bizi buradan!" Sarışın adam ıslanmış piposunu çılgınca sallıyor içindeki suyu boşaltıyordu. Gözleri benimkileri delip geçerken tek düşündüğüm
    nasıl bir mucize ile buradan çıkacağımdı.

    Pusula masasından destek alıp doğruldum ve yüzüme düşen can sıkıcı saçları kulağımın arkasında birleştirdim. Bu gün uyanır uyanmaz o odadan çıkışımı sorguluyordum. Bu esnada
    dalgadan yeni kurtulmuş olan gemi kendini toplayabilmek için rodeo yapan bir at gibi dalgalanıyor, üzerindekileri fırlatmaya çalışırcasına sallanıyordu.

    "Sanırım şimdi iki parmağımı kesip beni köpek balıklarına atacaklar" farkında olmadan yine kendi kendime konuşuyordum. Sağ elimi kaldırıp tam olarak nerede gördüğümü hatırlayamadığım
    yaraya tekrar baktım. "Parmaklarımı kesecekler.." Kendi kendime tekrar edip duruyordum, zihnimin bir yerinde buna dair birşeyler vardı ama ne anlama geldiğini bilmiyordum.

    Etrafımdaki sesler adeta denizin içinde kaybolmuş, yine kendimle baş başaydım, rüzgarın saçlarımı nazikçe okşayışı bana zamanı sanki daha yavaş ilerliyormuş gibi hissettiriyordu.

    Dalgalarıyla Gaellon'u kırbaçlayan deniz bu karşılaşmayı kesin ve net kazanacak olan taraftı. Navigatör kelimesinin bir anlamı olmalıydı şayet bu yön bulmayla alakalı değilse
    ne ile alakalıydı.

    Gözlerimi kapatıp hırçın denizin üzerimize yürüyüşünü dinledim. Ellerim titryior, ıslak avuçlarım heyecan ve korkunun getirdiği hissiyatla ısınıyordu.
    ···
  18. 43.
    0
    "gibtimin gemisi, tak vardı fırtınanın içinden geçtik." Pusula masası benden daha dengesiz, sanki o bana tutunuyordu. "iki gün kıyıda bekleyip fırtına dindikten sonra
    hareket etsek olmaz mıydı? Tamam herkesin bilip de benim bilmediğim numaralarım var ve belli ki insanlar bu numaralara bel bağlamış durumda ama hiç değilse uyanmama
    ihtimalimi düşünemezlermiydi" Sağ elimi yumruk yapıp kendi kendime konuşmayı bıraktım.

    "ASH NiR'AN VELADO'R!" binlerce kişinin, kadın ve erkeklerin, çocukların ve yaşlıların, binlercesinin aynı anda söylediği bir kelime işittim. Sesleri o kadar kuvvetliydi ki
    bir gök gürültüsünü andırıyordu. Gözlerimi açtığım anda dalgalar neredeyse havada donup kalmış, gemi neredeyse hiç kıpırdamıyordu.. Tam karşımda simsiyah metal zırhının içinde
    daha önce gördüğüme yemin edebileceğim bir kadın duruyordu. Siyah uzun saçları hissedemediğim bir rüzgarla dalgalanıyor, beyaz donuk yanaklarını okşuyordu. Benimle yaklaşık olarak
    aynı boyda , büyük bir kılıcı geminin ahşap güvertesine dayamış öylece bakıyordu. Kılıcı tutan ellerinden birini bırakıp arkamda bir yeri işaret etti.

    Gökyüzü simsiyah, ara ara şimşeklerin mavileştirdiği bir tonda girdap şeklindeydi. Geminin etrafını yeşil bir sis sarmıştı ve güvertede gördüğüm herkes öylece dona kalmış,
    yeşil birer silüete dönüşmüşlerdi. Biraz dikkat edince hem dünyadaki hallerini görebiliyordum hemde yeşilimsi sis hallerini.

    Sarışın adam yeşil bir sis bulutu halinde yanıma adımladı ve piposunu kaldırıp bir nefes çekti. "Bu yeni birşey Navigatör, böyle bir gücün olduğunu bilmiyordum" Adam benimle
    konuşurken dudakları kıpırdamıyor, geride bıraktığı vücudu olduğu yerde duruyordu. "Çıkar bizi bu cehennemden, Neilly".
    ···
  19. 44.
    0
    Ne yaptığımı bilircesine başımla onaylayıp bir anda arkamı döndüm, gemi de vücudu olmayan ama yeşil sis halinde dolaşan silüetler vardı. Gözlerim şövalye zırhı içerisindeki
    siyah saçlı kadını arıyor ama hiç bir yerde bulamıyorlardı.

    "Ruhlarımız.." Arkamdan gelen bir sesle irkilip bakışlarımı adeta suyun altından konuşurcasına bulanık gelen sese çevirdim. "Ruhlarımız, navigatör. Biz artık dünyada olamayız."

    Bu geçen gece her bilgi bir rumdur diyen sıska denizciydi.

    "Ne demek istiyorsun?" dedim, ne olduğunu anlamaya çalışıyor, her bir yardımı özenle kucaklıyordum.

    "Burası, dünyadan bağımsız lakin bir o kadar da boş ve tehlikeli" dedi adam belli belirsiz ellerinden birini kaldırıp omzumun üzerinden arkamı işaret ediyordu.

    Gemi de daha önce görmediğim ve güvertede bedeni bulunmayan silüetlerden birisi kılıca benzer birşey kuşanmış üzerime yürüyordu.

    "Elini çabuk tutsan iyi olur, navigatör" Sıska adamın sesini tekrar işittim ve haklı gibi görünüyordu. Birşeyler bu silüetleri bana karşı kışkırtıyordu.
    ···
  20. 45.
    0
    Sağ elimin işaret parmağını yalayıp elimi havaya kaldırdım, ufak bir rüzgar da olsa onu hissetmek bir yandan da zaman kazanmak istiyordum. Ne yaptığımı bilircesine elimi havada
    daireler çizecek şekilde çevirip geminin sağ tarafına doğru savurdum. Bir elimi pusula masasına dayamış öbürüyle aptal saptal hareketler yapıyordum.

    Bir anda gemi sağa doğru adeta bir gülle gibi fırladı ve sağımızda duran büyük kayalıkların içerisinden sanki orada hiç birşey yokmuşçasına kayıp geçti, ne dalgalara takılıyor
    nede başka bir sepeten ötürü rotasını değiştiriyordu. Fırtınanın yeterince dışına ulaştığımızda havada duran elimi indirdim ve sırtımda sol omzumun yakınlarında bir yanma hissettim.
    Bakışlarımı arkama çevirdiğimde yeşil bir silüetin kılıcını omzumdan sapladığını ve gökyüzündeki girdabın hızlandığını gördüm.

    Bir delikten içeriye çekilimişçesine savrulduk, girdap hızını arttırdı ve bir anda gökyüzü normale döndü, dalgalar gemimizi sallıyor, ve rüzgar yüzümü okşuyordu.
    Ne etraftaki yeşil sisten nede insanların yeşil silüetlerinden bir iz yoktu ama omzumdan aşağıya doğru inen sıcak kan hala oradaydı.

    Dizlerimin üzerine düşüp bakışlarımı yere odakladım. "Demin, ne oldu öyle" kendi kendime düşünüyor omzumdan yavaşça koluma oradan da yere süzülen kanı izliyordum.
    "Buradaydık ama bu dünyada değildik.." Tam da sıska denizcinin söylediği gibi, güvertede olamsı gerekenden çok daha fazla kişi vardı ama buraya ait değillerdi, bu dünyaya.

    Kulaklarımın yavaşça açılmasıyla birlikte adım sesleri işittim, güvertedeki bir kaç kişi doğrudan olduğum yere koşuyorlardı. "Mınısktimin yerinde bi ben yaralanmak zorundayım,
    şaşarım" diyerek doğrulmaya çalıştım ama dengemi sağlayamıyordum. Kendimi güvertenin ahşap zemininie bırakırken birinin beni yakaladığını hissettim, sıcak ve güven dolu
    bir hissiyat.. Bahar esintisi gibi bir koku, içimi ürperten bir ses.

    "Dinlen"..
    ···