1. 76.
    0
    o gün evraklarımı bulamadılar, beni çalıştırma kararı aldılar. ben de "tamam elbette" deyip bulaşıkların olduğu kısma geçtim. burada 2 kişi çalışmaktaydı, birisi chris adında devlet korumasına ve maaşına mahkum edilmiş yarı özürlü kısa boylu bir adam, diğeri ise jason adında 190 cm boyunda (benden sadece 6 cm uzun ne var yani?) baba şefkatiyle insana yaklaşan tam bir reyis. yarı özürlü chris değişik hareketlerle ağzından tükürükler saçarak konuşmaya başladı, onu anlayamayan tek kişi de ben değildim. bana çıkan bulaşıkların nereye koyulduğunu gösterdi, ne nasıl yapılır vs bunları gösterdi ama özürlü gibi gösteriyor ve çevredekiler bile bana "yazık" gibisinden bakıyordu. şöyle ki, chris metal kabı alıp "this! hıııııııııııııığğğğğ!" yapıyor ve yerine koyuyordu. sürekli "hııııığğğhhğ!" diyordu bu adam. geçmişini merak etmiyor değildim, onunla bir gün bu konuyu konuşacaktık...
    ···
  2. 77.
    0
    o gün çıkan bulaşıkları yerlerine zütüren bir taşıyıcı olarak çalıştım. jason soğukkanlıydı, henüz tanışmamıştık kendisiyle. amerikalı insanlar katı yüreklidir gençler, her ne kadar insana verdikleri saygı, sevgi, hoşgörü üst seviyede olsa bile vicdani özellikleri gelişmemiştir ya da başka bir deyişle duygusal değil, mantıksal düşünürler. ancak jason öyle değildi. yufka yürekli, ama bunu belli etmek istemeyen yiğit bir delikanlıydı. 30'lu yaşlarda iri ve dev bir adamın narin bir kalp taşıdığına kim inanbilirdi ki?

    spoiler: jason'ın hikayesi ise eminim sizin de boğazınızı düğümleyecektir.
    ···
  3. 78.
    +1
    şimdi araya başka hikayeleri karıştırmanın zamanı değil, sırası geldiğinde o da olacak. ama gelin, biz kendinibilenadam'ın yaşam mücadelesine devam edelim.
    o gün tanıştıklarım arasında ukraynalı da vardı. ismini hala bilmiyorum, ama o benim gözümde hep ukraynalı olarak kalacak. 188 cm boylarında, hafif sarışına çalan kahverengi kıvırcık saçları, beyaz teni ve mavi gözüyle tam bir ukraynalıydı. jason o gün akşam 18 gibi işten çıktığında yerine ukraynalı gelmişti. o da 1 aydır orada bulaşıkçı olarak çalışan bir wat öğrencisiydi. ikinci işi yoktu. akşama doğru konuklar yavaşladı, bulaşıklar ağırlaştı. ben ise bitik bir haldeydim. son olarak bulaşıkların yıkandığı yeri temizledimk. çıkışta beyaz teninin üzerinde kahverengi ve büyük benekler bulunan menejer hepimize "kutsal akşamlar (bizdeki hayırlı akşamlara denk gelen phrase" diyordu. son olarak onun yanına gittim, "madam, bildiğiniz üzere bugün numaram olmadığından punch in yapamadım, bugünkü çalışma saatimi benim için aklınızda tutar mısınız?" dedim. "elbette, elbette yavrum. isa'ya inanıyor musun?" dedi. kadın kafayı dinle bozmuştu, cevaben "evet, elbette inanıyorum." dedim. bunu ukraynalı ve onun arkadaşları (onlar da ukraynalı) da duymuştu.
    ···
  4. 79.
    0
    reserved jfuck
    ···
  5. 80.
    0
    menejerlerin hepsi bana "tatlım" derken, ukraynalılara "jigololar" diye sesleniyorlardı. 184 cm boyuma, iri cüsseme rağmen çocuk rolünü oynamıştım(bir nevi "acting the fool") ben, restoranın tatlı erkeğiyken, ukraynalı oranın sert erkeğiydi.
    işe gittiğimin ikinci günü, bir başka ukraynalı ile tanıştım. bu çocuk asıl ukraynalının bir arkadaşıydı ve 180 cm boylarındaydı. evrak işlerini hallettik ve eve yollandık. o gün bana numara ayarlandı, numaram 2013 * giriş ve çıkış yapmalıyım her gün ki saat başına 7,75 $ alıyorum.
    öbür gün sabah kalkıp gene uno'ya gittim, orasını artık giblemiyordum. jfk yine ortalarda yoktu. tam o günlerde de şu an hala yaşadığım grip hastalığı yeni yeni filizleniyordu dolayısıyla bulaşıkçılık işim haricinde her şeye kızgındım. aç kaldığımda yemeğini paylaşmayan odamdaki türklere kızgındım, zütü sıkıştığında beni işe geri çağıran mike ve laura'ya kızgındım. uno'dan nefret ediyordum, ama çalışıyordum. o gün uno'dan çıkıp yorulacağımı bilsem de kendimi mutlu hissettiğim tek yere doğru yola koyuldum: bulaşıkçı olarak işe başladığım restorana.
    ···
  6. 81.
    0
    o gün 3:56'da giriş yaptım, fişi alıp çantama attım. ukraynalı ve chris bulaşık bölümündeydi. chris özürlü hareketleriyle tükürüklerini suratıma saça saça konuştu. biraz sonra gitti. yalnızca 2 kişiydik. ukraynalı ve ben fazla konuşan kişiler değildik. 40 dakika kadar iki kişi bulaşıklarla cebelleştik. ben hem taşıyıcılık hem de kirlileri derleme- toplama ve makineci için hazır etme işlerini yürütüyordum. derken fare suratlı 160 cm boylarında huur çocuğunun biri fırladı önüme.
    ···
  7. 82.
    0
    bu huur çocuğu, miguel, mekgibalı kahpe dölü. ingilizce'de bildiği birkaç kelime: crazy, fuck you, motherfucker. başka hiçbir şey bilmiyor. önüme aniden fırlayınca mecburen "what da???" dedim, bu huur çocuğu homurduyor gibi sesler çıkarıyor. adeta fare gibi konuşuyor, babasının fare olduğuna inanıyorum zira adamın tipi bildiğiniz fare dıbına koyim. minicik küçücük bir kafa, uzun keskin bir fare burnu, dişlek ve gib gibi kaymış bir tip.
    ···
  8. 83.
    0
    ispanyolca konuşuyor ve "seni anlamıyorum ispanyolca konuşamıyorum." dediğin zaman hala yarrrrrrrrrrrrrrrrrrrak gibi ispanyolca konuşuyor amın gibi.
    ···
  9. 84.
    0
    bunun yaptığı tek iş, geçiyor oraya, temizleri alıp yerlerine ulaştırıyor. başka hiçbir şey gibinde değil, biz bulaşıkları yıkamak için geberelim umrunda olmaz. içerde mutfakta çalışan mekgibalı arkadaşlarıyla konuşmaya dalıyor, temiz bulaşıklar iyice sıkışıyor. işini doğru düzgün yapamıyor, menejerler zaman zaman kızıyor buna. anca o zaman aklı başına geliyor, ben kızdığımda ise kavga çıkıyor ki şerefsiz binin dölü yüzünden başıma gelmeyen kalmadı.
    ···
  10. 85.
    0
    anlat panpa dinliyoruz
    ···
  11. 86.
    0
    anlat kanka anlar burdayız.
    ···
  12. 87.
    0
    güzel hikaye amk. yarak kürek sevgilimden ayrıldım zütüme kazık kaçtı gözüm yaşlandı hikayelerine methiyeler düzüyonuz. bunu da dinleyin amk.
    ···
  13. 88.
    0
    hadi kanka devam etsene. daha sonra sana pm den bişiler sormak istiyorum.
    ···
  14. 89.
    0
    serveri sörvır diye okudum
    ···
  15. 90.
    0
    reserved
    ···
  16. 91.
    0
    amk adam şımardı lan. önceden kimse giblemiyodu bu gavat yine yazıyodu. şimdi 2 3 kişi gibliyo yazmayı bıraktı pekekent.
    ···
  17. 92.
    0
    yorgun argın eve geldim ama huzurluyum. doğru şeyi yaptığımı içimde hissediyorum. bizim türkler kapıda oturmuş geyik muhabbeti yapıyorlar, içki içiyorlar. 2 merhaba deyip içeri girdim. yattım yatağa, midemdeki ülser beni uyutmuyordu. 3 saat döndükten sonra ancak uyuyabiliyordum. aklımdan geçen binlerce şey arasında yarın ne yapacağım da vardı. geleceğim nereye gidiyordu? bundan sonra planım ne olacaktı?
    ···
  18. 93.
    0
    sabah uyandım, rutin yüz yıkama sıçma olaylarını falan yapıp çıktım. uno'ya ulaştım, 515 numaramı girip punch in yaptım. gelen fişin üzerinde june 28 yazıyordu. fişi her zaman yaptığım gibi çantama attım, çantayı da her zamanki gibi işçiler için ayrılmış özel eşya bölümüne koydum. bana ayrılan masalar o gün 200'lerdi, burası bar kısmıydı. burası jfk'nin sabit bölgesiydi, restoranın geniş kısımlarından olan bar kısmını o çekip çevirirdi. bu arada, harbi o nerelerdeydi? (not: her masanın üzerinde yazmayan ama sizin bilmeniz gereken numaraları var, 11'ler 21'ler 31'ler... ) velhasıl kelam o gün bir rezillik çıkmadan işi tamamladım, saat 2 gibi punch out yaptım. biraz motele gittim, dinlendim, ardından cennetime gitmek üzere yola koyuldum.
    ···
  19. 94.
    0
    yine o kapıdan kovboy misali girip etrafa gülümsedim, mekgibalılar bana bir başka gözle bakıyordu. insanlık gereği onlara da gülümsedim, karizmatik birisiyim bunu kabul etmeliyim. sarışın menejer barbie ile, yine miguel'e "çabuk ol!" "hızlı ol!" "yarım saattir seni bekliyoruz!" gibi ikazlarla geçen o günün akşamında daha bir haşır neşir olduk. bu restoran, müşteriler gittikten sonra çalışanlarının da oturup yemek yemesine izin veriyor(self- servis çalışan, menüsünde sadece biftek çeşitleri bulunan bir restoran, çalışanlar gün sonunda oturup ortadaki büyük yemek masasından istediğini alıp yiyor.)o gün barbie'yi gördüm, yanında kel ve gey menejer vardı. bir şey söyleyip yanından ayrıldı, masası boştu. dolayısıyla ben de yanına yaklaştım. yaklaştığımı farkedip kafasını bana çevirdi, heyecanlıydım. "oturabilir miyim?" dedim.
    ···
  20. 95.
    +1
    aynı kibarlıkta "elbette" dedi. oturdum, yemeğimi yerken bana bakıp "türkiye'den gelmiştin, değil mi?" diye sordu. yutkundum, ve evet dedim. türkiye'deki olayları bildiğini ve benim için üzüldüğümü söyledi. teşekkür edip olayın iç yüzünü kendisine anlattım, şaşırdı ve inanmak istemiyor gibi bir yüz ifadesi takındı. parmağında yüzük yoktu, bu iyiydi. kolye falan da kullanmıyordu. sıradan fakat şık giyinmeyi tercih ediyordu. gözümü kalçalarından alıp diğer kısımlarını incelediğimde gördüklerim bunlardı. dişleri bembeyazdı ve gülüşü harikaydı. tek sorunu aşırı ince olmasıydı belki. içeceği bitmişti, bense kibar erkeği oynuyordum. hemen kalktım ve bir garson gibi "içecek olarak ne arzu ederdiniz?" dedim. şaşırıp gülümsedi, "bir bardak mountain dew lütfen!" dedi.
    ···