-
126.
0+ başlık takip
-
127.
0bismillahirrahmanirrahiym'den sonrasını okumadım. eksi
not: evet evet copy paste yaptım -
128.
0: ALLAH'A VASIl OLMANIN YOLUTümünü Göster
Her şey Allah’a (CC) kavuşmakla son bulur. Sen de Hakk’a (CC) vasıl olduğun zaman
manen ve maddeten tekamülünü tamama erdirmiş sayılırsın.
Mevlaya (CC) vasıl olmanın manası: Halkı kalben bırakmış olmandır. Heva ve
hevesin kötü yolunu terk etmendir. irade ve şahsi arzularını bırakmış olmandır;
irade ile gitmek, bu yolda iyi sayılmaz. Bu iyi olmayan ahvali bırakıp Allah’ın (CC)
emirlerine bağlandığın gün, manevi yollar artık sana açılmış demektir. Bu hale
erdikten sonra iyi olmayan eski huylara doğru hiçbir kıpırdanma olmamalı. Başkası
da seni alakadar etmemeli… Hakk’ın (CC) emri ve O’nun (CC) hikmetli işlerini
görmelisin. Bu zikrettiğimiz hal fena halidir. Hakk’ın (CC) hikmetlerinde kendini
kaybetmek makamıdır. Bu makama: Vuslat, tabirini kullanırlar.
Hakk’a (CC) kavuşmak, vasıl olmak; bilinen belli başlı halkın birbirine kavuşmasına
benzemez. Hakk’ı (CC) bu gibi şeylerden tenzih etmek lazımdır. O’na (CC) hiçbir
şey benzemez. O (CC) hakikaten gören ve işitendir. Ama bizim gibi değil. O (CC)
yücedir, mahlukatın hiç biri ile kıyas olunamaz. Bu alemi, ona kavuşan ehl-i vuslat
bilir. Hakk’a (CC) kavuşmanın ne demek olduğunu Allah (CC) onlara bildirmiş ve
göstermiştir…
Bu ehl-i vuslattan her birinin ayrı makamı vardır. Biri, diğerinin yerine geçemez.
Aynı zamanda Allah-ü Teala (CC) her veli ve Peygambere (AS) değişik yönlerden
tecelli eder. Hiçbir Peygamber (AS) diğerinin; hiçbir veli diğer velinin sırrına
eremez, vakıf olamaz… Ve yine bu misalden olarak bir mürid şeyhinin haline akıl
erdiremez. Aynı zamanda müridin de şeyhden ayrı çeşitli halleri vardır. Bunu da
şeyh bilemez. Müridin yolu bazen şeyhin sırrına yaklaşır, yine de anlayamaz. işte
burada şeyhinden ayrılır. O müridi bundan sonra Mevla (CC) idare eder…
Artı o mürid Hakk’a (CC) teslim olmuştur. Hakk (CC) onu halktan keser. Önce şeyh
onun için bir mürebbi vazifesi görüyordu, o da mahluk olduğuna göre mürid ondan
kesilir. iki yılı geçtikten sonra çocuğa süt verilmez. Bu da bir bakıma onun gibidir.
Nefis ezildikten sonra halka ihtiyaç kalmaz. istek gittikten sonra kimseden bir şey
beklenilmez.
Şimdi o mürid yükselmiştir. Şayet şeyh, heva ve nefisle kaldıysa müride muhtaç
olur…
Sonra nefis ve iradeye gelince: Bunları Mevla (CC) yola getirir, yok olmak olmaz.
Çünkü yok olmak bir nevi noksan sayılır. Bu yolda ise noksanlık yoktur. Nefis ölmez,
ıslah olur.
Böylece Hakk’ a (CC) vasıl olduktan sonra, kendini masivadan emin gör, huzur
içinde bil. Hak ve hakikatten başka bir şey görme, ondan başkasına bir varlık
tanıma… Bu yolun icabı elbette bunu gerektirir.
Bulunduğun makamda iyilik, kötülük, vermek, almak, korku, ümit, hiç birinde
Hakk’tan (CC) başkasının tesiri olmaz. Çünkü kendinden korkanlara yine kendisi
sahip olur. Hataları örtecek yine O’dur (CC).
Kendini bu mertebeye getirdikten sonra, Mevla’nın (CC) hikmetli işlerini görmeğe
çalış… Çok hikmet taşıyan emirlerini yapmaya gayret et. Takib edeceğin yol bu
olmalı. O’nun (CC) taatıyla meşgul ol. ister dünyaya, isterse ahirete ait olsun;
bütün mahluk şeylerden elini çek. Hepsinden kalben ayrıl.
Bütün mahlukatı topla. Aşağıda hikayesi anlatılacak adam gibi zavallı ve çaresiz
olduklarını tahayyül et.
Şanı, şöhreti her tarafa korkunç bir şekilde yayılmış, emirleri kesin, saltanatı tam
bir padişah… Bir adamı yakalatıyor, ayaklarına ve boynuna zincir vurduruyor. Sonra
dalgası dehşetli, derinliğine derin, akıntısı şiddetli bir nehir üzerindeki ağaca
astırıyor.
Sonra; çok kıymetli, yüce ve maddi değer biçilmesi imkansız olan tahtına oturuyor.
Yanına da bir çok oklar, silahlar, mızraklar ve daha nice elemeli, paralayıcı ve
öldürücü aletler alıyor…
Şimdi, padişah, o asılmış adama, rastgele okları, kurşunları yağdırmağa başlamıştır.
Hal böyle olunca… O korkunç manzarayı temaşa eden biri için o padişahtan
korkmadan, merhamet nazarına sığınmamak ve korkmamak, o saltanatı görmeden
geçip, asılmış adama bakmak ve ondan korkmamak doğru olur mu? Sonra böyle
şeyi, akıl mantık nasıl doğru bulur? Hayır, hiçbir zaman doğru bulmaz ve seyircinin
haline şu hükmü verir:
- “Aklı gitmiş, hissiyatı bozulmuş ve neticede bir hayvandır, ki; insana benzemez.”
Her şeyin hakikatına erdikten sonra, basiretsiz, görmez olmaktan Allah’a (CC)
sığınırız. Hakk’a (CC) vardıktan sonra ayrılmaktan, Hakk’a (CC) yaklaştıktan sonra
tekrar maneviyatın kapanmasından, imandan sonra küfre, hidayetten delalete
düşmekten yine O’na (CC) sığınırız…
Dünya, anlattığımız o büyük ırmaktır. O her gün taşmakta olan su ise, insanoğlunun
şehveti ve lezzetidir. insanlara çarpan, kötü mahluklar da dalgalardır. Kader-i
ilahinin cereyan eden bela ve mihnetleri ise, o oklar ve silahlardır.
Evet, insan oğlunun başına bu dünyada en çok gelen şey, bela ve mihnettir. iyilik
ara sıra gelir, fakat zahmetler, incitici şeyler o ara sıra gelen iyiliği unutturur. Ara
sıra gelen hoşluklar olsa bile, yine onda çeşitli felaketler gizlidir. Eğer insan, ibret
nazarı ile bakacak olsa, hayatı ve iyi geçimin yalnız öbür aleme mahsus olduğunu
anlayacaktır. iyi inanmış olan bunu böyle bilir. Çünkü bu hali bilip anlamak, içinde
yaşatmak ehli imana mahsustur.
Peygamber (SAV) Efendimiz buyuruyor:
- “ Hayat ancak ahiret hayatıdır.”
Yine buyuruyor:
- “Mümin Allah’ına (CC) kavuşmadıkça rahata eremez.”
Bu sözler imanlı hakkındadır. Yine buyuruyor:
- “Dünya müminin zindanı, kafirin cennetidir. “
Yine buyuruyor:
- “Allah (CC) korkusu ile dolan kalb, Hakk’a (CC) bağlıdır.”
Bu ayan beyan haberlerle birlikte, bu dünyada nasıl rahatlık iddia edilir? Şu
muhakkak ki; bütün rahatlık Allah’a (CC) bağlanmakta, O’nun (CC) emirlerini
yerine getirmektedir. Her halde O’na (CC) uymaktır. O’nun (CC) yolunda boynu
eğik olmaktadır.
Kul, ancak anlattığımız şekilde dünya belasından kurtulabilir. Kurtulunca da gönlü
merhametle dolar, kendisine lutuflar, ihsanlar olur. Her işi ve her yaptığı doğru
olur. Bu da Allah (CC) tarafından ona bir iyilik olarak verilir. -
129.
0: HAKKI ŞiKAYET ETMEMEKTümünü Göster
Sana tavsiye: ihsan edildiğin hiçbir hayrı kimseye söyleme… isterse bu dostun
olsun…
Sonra… Hikmeti icabı sende yapacağı ve tecrübe için vereceği bazı belalardan
dolayı Allah’ı (CC) ithama kalkışma… Bil ki; sana düşen vazife, bela olursa sabır
göstermektir, hayra da şükretmek…
Nimeti bulmadan bulmuş gibi görünüp şükretmek, içinde bulunduğun bir felaketi
şikayet etmekten daha iyidir…
Nimet-i ilâhiye’den mahrum olan tek kişi gösterebilirmisin? Hayır!.. işte ayet:
- “Allah’ın (CC) nimetlerini saymağa kalksanız bitiremezsiniz…”
Sende o kadar Nimet-i ilâhiye var ki; hiç birini görmek istemiyorsun…
Kalben hiçbir mahluka gönül verme. Ve, kalben hiçbir kimse ile ünsiyet etme…
Bulunduğun hali kimseye anlatma. Ülfetin Allah’a (CC) olsun. O’na (CC) güven.
Derdini O’nun (CC) kuvvetiyle O’na (CC) açarsın… Arada ikinci bir varlık
göremezsin… Çünkü başkası varlığını ispat edip zarar veya menfaat vermeğe haklı
değildir. Belayı senden yine O (CC) defeder. izzeti ve zilleti O (CC) meydana
getirir… O’ndan (CC) başkası ne yükseklik vaad eder; ne de aşağı derecelere indirir.
Başkası ne zengin edebilir, ne de fakir. Ve hiçbir şeyi hareket ettiremez ve
durduramaz. Hepsini HakK (CC) yaratır ve hepsi O’nun (CC) yed’inde ve O’nun (CC)
iznindedir. Her şey O’nun (CC) emriyle cereyan eder ve yürür. Her şey muayyen
vakte bağlıdır. Kafi derecede gelir. Sonra gelecek evvel gelmez. Evvel gelecek de
sonraya kalmaz. Allah-ü Teala (CC) şöyle buyuruyor:
- “Allah (CC) sana bir zarar verecekse alacak yine O’dur (CC). Şayet sana bir hayır
murat edecekse, o hayrı senden çevirecek yoktur.”
ihsanını istediği kullara verir. O (CC) hem Rahîm (CC), hem de Gafûr’dur (CC)…
Afiyette bulunduğun halde Hakk’ı (CC) şikayete kalkışma. Yanında Allah’ın (CC) bol
nimeti olduğu halde fazlasını isteme. Sana verdiği nimeti görmez olup inkar yoluna
sapma. Bu halin bir nevi istihza olur. Sonra, Allah-ü Teala (CC) seni inceden inceye
hesaba çeker. Dünyada belanı arttırır, ahirette ise seni azarlar. Cehenneme atar.
Sonra, seni manevi halden soyar, rahmet nazarını senden çeker.
Hakikaten şekva[1] etmekten sakın. Etlerin makaslarla parça parça doğransa da
itiraz yoluna sapma.
Sakın ha sakın itiraz etme:
- “Allah (CC), Allah(CC)…”
De… Kurtuluş iste. Fakat şekva etmekle değil. Hazer[2] et… Yanlış yola sapmaktan
kork. Şekva yolunu tutmaktan çekin. Çünkü ademoğlunun başına gelecek belalar
ancak itirazından dolayı gelir…
O (CC), Erhamerrâhimîn olduğu halde, nasıl O’ndan (CC) şikayet edilir? Hakîm (CC),
Habîr (CC); kullarına en çok acıyan ve lütfunu esirgemeyen O (CC) olduğu halde,
nasıl O’ndan (CC) dert yanılır? O (CC), kullarına zulmetmez. Kuvvetli, işinden iyi
anlayan bir doktora kızılır mı? Evladına acıyan bir ana cinayetle itham edilir mi?
Peygamber (CC) Efendimiz şöyle buyuruyor:
- “Allah-ü Teala (CC) kuluna çok merhamet eder; bir ananın evladını o kadar
esirgemesi imkansızdır.”
Ey zavallı, Allah’a (CC) karşı edep tavrını takın. Zorla gelen belaya sabret,
sabretmeye çalış. Güçlükle de olsa kendini bu yola uydurmaya alıştır. Rıza ve
muvafakat yolunu tut. Maneviyattan az buçuk nasibin varsa, bu yolu tutarsın.
Hakikaten bu yola devam edersen eşi bulunmaz bir cevher olursun. Aksi halde her
şey elinden gider, artık bir daha bulmana da imkan kalmaz.
Allah-ü Teala’nın(CC) şu ayetini dinle:
- “Kıtâl[3] size farz oldu. Halbuki siz bundan hoşlanmazsınız… Bununla beraber
sizin sevdiğiniz şey iyi olabilir, sevdiğiniz şey belki de fenadır; bunu siz
anlayamazsınız, ancak Allah (CC) bilir.”
Çünkü hakikat ilimleri gizlidir. Böyle olunca, her hangi bir şeyi hissiyatına göre iyi
veya kötü görerek uygunsuz bir yola sapma.
Eğer takva halinde isen, Allah’ın (CC) emirlerine uymaya bak. Böyle olmak,
yolumuzda ilk basamağı teşkil eder. ikincisi velayet halidir. Burada da sakin ol.
Hiçbir işe karışma. Nefsini güzelleştirmeye bak. Haddi hiçbir zaman aşma.
Son mertebe gavs’lık, bedeliyet hallerine vardığın zaman, kader yolunda sıddıkiyet
mertebesine çıktığın zaman, bütün yolları gönlüne aç. Yalnız, nefsine meydan
verme. Kötü isteklerini araya sokma.
Dilini şikayetten sakla… Bu halleri özüne benimsettikten sonra, her şey sana hoş
gelir. Gelecek hayır olursa senin için güzelleşir. Şer gelirse korkma; seni, taat
ibadet yolunda felaketlerden Hakk (CC) saklar. Seni o beladan dolayı halka rüsvay
etmez. Hatta, o belanın, gelip gidişinden senin haberin bile olmaz. Bir karanlığın
gelişi gibi, akşam gelir; gün doğunca gider. Gidince de her taraf ışıkla dolar. Ve o
bela, senin için sıcak karşısında yok olan soğuk gibi olur.
Bu anlatılan güzel işleri, kendine örnek al ve misallerden ibret almaya çalış. Bu
bela geldikten sonra günaha, kötülüğe yaklaşma… Kerim olan Mevlanın (CC)
huzuruna günahla giremezsin. Oraya ancak iyiler girerler. O (CC), kapısına ancak
temizleri sokar. Kapısına ancak bütün manevi hastalıklardan beri olanları alır. Nasıl
ki, bir padişahın huzuruna, bütün koku ve kirlerden temiz olanların girmesi icap
eder. Hak’ka da (CC) ancak saf, temiz olanlar gider.
Beladan korkma…. Onlar günahlara kefaret olur. Nasıl ki; Peygamber (SAV)
Efendimiz bu hali işaret ederek:
- “Bir günlük sıtma, bir yıllık günaha kefaret sayılır.”
Buyurmuştur. Zahirde bela gibi görünen haller, seni daha da olgunlaştırır;
bulunduğun hali muhafaza hakkı sana tanınır. ilahi sırları saklamaya emin
görünürsün. Kalbin nurlanır, gönlün açılır. Lisanında bir fesahet olur. Bu fesahetin
sebebiyle hikmetli konuşmalar yaparsın. Sana muhabbet, sevgi yolları açılır, hep
bunları anlatırsın… Sendeki bu üstünlük sebebi ile herkesin sevdiği bir varlık
olursun. insanlar da seni sever, başka yaratılmışlar da… Dünya da sana koşar, ahiret
de….
Sen artık Allah’ın (CC) sevgilisi oldun. Her şey seni sevmeğe başlar. Mahlukatın
sevgisi, Hakk’ın (CC) sevgisine bağlıdır. Aynı şekilde buğzu da, O’nun (CC) buğzuna
bağlıdır.
Allah (CC) seni sevince; seni her şey sever. Buğzedince de her varlık sana düşman
olur.
Bu makama yetiştiğin zaman Hakk’a (CC) kavuşmuş olursun. Kendi varlığın gider.
Bir şey dileyemez olursun. Yanılıp da istekte bulunacak olsan, alacağın zaman bir
de bakarsın ki, o şey kaybolmuş gitmiş.
Bu halinde, dünyadan sana pek az nasip verilir. Asıl çoğu senin için öteki aleme
saklanır. Burada isteyip alamadığını ötede bol bol alırsın. Bunların arasında o kadar
büyük nimetler vardır ki, akıl bir türlü onun aslına eremez… Yükseğin yükseği ve
gönlün mesrur olacağı her büyük nimet orada bulunur…
Eğer bunları beklemeden, bu meşekkâtli teklif evinde onlara kavuşmak istersen, az
bir şey alabilirsin, fakat buna mukabil kalbin safiyeti gider, basiretin söner. Asıl
istenen ve tahakkuku ahirete kalan nimetlere kavuşmaktan mahrum edilirsin.
Halbuki senin isteyeceğin ne dünyaya ne de ahirete ait olmalı; sebepleri yaratan,
yeri seren, semayı yükselten Mevla (CC) olmalı. Halbuki sen, ne buranın, ne de
öteki alemin nimetini beklemeden az bir dünyalığa razı oluyorsun.
Kullarına doğru yolu O (CC) nasip eder, O (CC) Sübhân’dır (CC), en iyiyi bilen O’dur
(CC)…
[1] Şikayet, hoşnutsuzluk, sızlanma
[2] Sakınma, korunma, kaçınma
[3] Savaş, birbirini öldürme
-
çaycı hüseyinee ne olmuş lan böyle
-
istedigim gibi ozgurce
-
gene aklıma geldi kahpe
-
kimi sevdiysek ya öldü ya kayboldu
-
yolda 5 çocuğuyla gezen suriyeli bayan
-
kadın ağa erkek ağa
-
z kuşağı gençliği şeyime sürdüm
-
ucankedi bu havada 2 efes bira
-
beş yıl sonra buraya gelip
-
kons dayı ramo ufuk otuzbirspor kulubu
-
ayaklarım zonkluyor amq
-
abi bu nedirrrrrrrrrrrtrrr
-
olm benim doğum günü iznim var la
-
şimdi aramizdan bir kac erkek bunlarla konusup
-
moğol kürdü
-
oğuzların zaza boyu
-
çiğköftelerin fiyatı ne olmuş la öyle
-
telefonun da içerisinde bir tane whatsapp var
-
gülen bir kadın görünce sinir oluyorum
-
25 30 dan sonra nasıl evlencez la
-
bakir olmak tercih meselesidir
- / 1