1. 126.
    0
    + başlık takip
    ···
  2. 127.
    0
    bismillahirrahmanirrahiym'den sonrasını okumadım. eksi

    not: evet evet copy paste yaptım
    ···
  3. 128.
    0
    : ALLAH'A VASIl OLMANIN YOLU
    Her şey Allah’a (CC) kavuşmakla son bulur. Sen de Hakk’a (CC) vasıl olduğun zaman
    manen ve maddeten tekamülünü tamama erdirmiş sayılırsın.
    Mevlaya (CC) vasıl olmanın manası: Halkı kalben bırakmış olmandır. Heva ve
    hevesin kötü yolunu terk etmendir. irade ve şahsi arzularını bırakmış olmandır;
    irade ile gitmek, bu yolda iyi sayılmaz. Bu iyi olmayan ahvali bırakıp Allah’ın (CC)
    emirlerine bağlandığın gün, manevi yollar artık sana açılmış demektir. Bu hale
    erdikten sonra iyi olmayan eski huylara doğru hiçbir kıpırdanma olmamalı. Başkası
    da seni alakadar etmemeli… Hakk’ın (CC) emri ve O’nun (CC) hikmetli işlerini
    görmelisin. Bu zikrettiğimiz hal fena halidir. Hakk’ın (CC) hikmetlerinde kendini
    kaybetmek makamıdır. Bu makama: Vuslat, tabirini kullanırlar.
    Hakk’a (CC) kavuşmak, vasıl olmak; bilinen belli başlı halkın birbirine kavuşmasına
    benzemez. Hakk’ı (CC) bu gibi şeylerden tenzih etmek lazımdır. O’na (CC) hiçbir
    şey benzemez. O (CC) hakikaten gören ve işitendir. Ama bizim gibi değil. O (CC)
    yücedir, mahlukatın hiç biri ile kıyas olunamaz. Bu alemi, ona kavuşan ehl-i vuslat
    bilir. Hakk’a (CC) kavuşmanın ne demek olduğunu Allah (CC) onlara bildirmiş ve
    göstermiştir…
    Bu ehl-i vuslattan her birinin ayrı makamı vardır. Biri, diğerinin yerine geçemez.
    Aynı zamanda Allah-ü Teala (CC) her veli ve Peygambere (AS) değişik yönlerden
    tecelli eder. Hiçbir Peygamber (AS) diğerinin; hiçbir veli diğer velinin sırrına
    eremez, vakıf olamaz… Ve yine bu misalden olarak bir mürid şeyhinin haline akıl
    erdiremez. Aynı zamanda müridin de şeyhden ayrı çeşitli halleri vardır. Bunu da
    şeyh bilemez. Müridin yolu bazen şeyhin sırrına yaklaşır, yine de anlayamaz. işte
    burada şeyhinden ayrılır. O müridi bundan sonra Mevla (CC) idare eder…
    Artı o mürid Hakk’a (CC) teslim olmuştur. Hakk (CC) onu halktan keser. Önce şeyh
    onun için bir mürebbi vazifesi görüyordu, o da mahluk olduğuna göre mürid ondan
    kesilir. iki yılı geçtikten sonra çocuğa süt verilmez. Bu da bir bakıma onun gibidir.
    Nefis ezildikten sonra halka ihtiyaç kalmaz. istek gittikten sonra kimseden bir şey
    beklenilmez.
    Şimdi o mürid yükselmiştir. Şayet şeyh, heva ve nefisle kaldıysa müride muhtaç
    olur…
    Sonra nefis ve iradeye gelince: Bunları Mevla (CC) yola getirir, yok olmak olmaz.
    Çünkü yok olmak bir nevi noksan sayılır. Bu yolda ise noksanlık yoktur. Nefis ölmez,
    ıslah olur.
    Böylece Hakk’ a (CC) vasıl olduktan sonra, kendini masivadan emin gör, huzur
    içinde bil. Hak ve hakikatten başka bir şey görme, ondan başkasına bir varlık
    tanıma… Bu yolun icabı elbette bunu gerektirir.
    Bulunduğun makamda iyilik, kötülük, vermek, almak, korku, ümit, hiç birinde
    Hakk’tan (CC) başkasının tesiri olmaz. Çünkü kendinden korkanlara yine kendisi
    sahip olur. Hataları örtecek yine O’dur (CC).
    Kendini bu mertebeye getirdikten sonra, Mevla’nın (CC) hikmetli işlerini görmeğe
    çalış… Çok hikmet taşıyan emirlerini yapmaya gayret et. Takib edeceğin yol bu
    olmalı. O’nun (CC) taatıyla meşgul ol. ister dünyaya, isterse ahirete ait olsun;
    bütün mahluk şeylerden elini çek. Hepsinden kalben ayrıl.
    Bütün mahlukatı topla. Aşağıda hikayesi anlatılacak adam gibi zavallı ve çaresiz
    olduklarını tahayyül et.
    Şanı, şöhreti her tarafa korkunç bir şekilde yayılmış, emirleri kesin, saltanatı tam
    bir padişah… Bir adamı yakalatıyor, ayaklarına ve boynuna zincir vurduruyor. Sonra
    dalgası dehşetli, derinliğine derin, akıntısı şiddetli bir nehir üzerindeki ağaca
    astırıyor.
    Sonra; çok kıymetli, yüce ve maddi değer biçilmesi imkansız olan tahtına oturuyor.
    Yanına da bir çok oklar, silahlar, mızraklar ve daha nice elemeli, paralayıcı ve
    öldürücü aletler alıyor…
    Şimdi, padişah, o asılmış adama, rastgele okları, kurşunları yağdırmağa başlamıştır.
    Hal böyle olunca… O korkunç manzarayı temaşa eden biri için o padişahtan
    korkmadan, merhamet nazarına sığınmamak ve korkmamak, o saltanatı görmeden
    geçip, asılmış adama bakmak ve ondan korkmamak doğru olur mu? Sonra böyle
    şeyi, akıl mantık nasıl doğru bulur? Hayır, hiçbir zaman doğru bulmaz ve seyircinin
    haline şu hükmü verir:
    - “Aklı gitmiş, hissiyatı bozulmuş ve neticede bir hayvandır, ki; insana benzemez.”
    Her şeyin hakikatına erdikten sonra, basiretsiz, görmez olmaktan Allah’a (CC)
    sığınırız. Hakk’a (CC) vardıktan sonra ayrılmaktan, Hakk’a (CC) yaklaştıktan sonra
    tekrar maneviyatın kapanmasından, imandan sonra küfre, hidayetten delalete
    düşmekten yine O’na (CC) sığınırız…
    Dünya, anlattığımız o büyük ırmaktır. O her gün taşmakta olan su ise, insanoğlunun
    şehveti ve lezzetidir. insanlara çarpan, kötü mahluklar da dalgalardır. Kader-i
    ilahinin cereyan eden bela ve mihnetleri ise, o oklar ve silahlardır.
    Evet, insan oğlunun başına bu dünyada en çok gelen şey, bela ve mihnettir. iyilik
    ara sıra gelir, fakat zahmetler, incitici şeyler o ara sıra gelen iyiliği unutturur. Ara
    sıra gelen hoşluklar olsa bile, yine onda çeşitli felaketler gizlidir. Eğer insan, ibret
    nazarı ile bakacak olsa, hayatı ve iyi geçimin yalnız öbür aleme mahsus olduğunu
    anlayacaktır. iyi inanmış olan bunu böyle bilir. Çünkü bu hali bilip anlamak, içinde
    yaşatmak ehli imana mahsustur.
    Peygamber (SAV) Efendimiz buyuruyor:
    - “ Hayat ancak ahiret hayatıdır.”
    Yine buyuruyor:
    - “Mümin Allah’ına (CC) kavuşmadıkça rahata eremez.”
    Bu sözler imanlı hakkındadır. Yine buyuruyor:
    - “Dünya müminin zindanı, kafirin cennetidir. “
    Yine buyuruyor:
    - “Allah (CC) korkusu ile dolan kalb, Hakk’a (CC) bağlıdır.”
    Bu ayan beyan haberlerle birlikte, bu dünyada nasıl rahatlık iddia edilir? Şu
    muhakkak ki; bütün rahatlık Allah’a (CC) bağlanmakta, O’nun (CC) emirlerini
    yerine getirmektedir. Her halde O’na (CC) uymaktır. O’nun (CC) yolunda boynu
    eğik olmaktadır.
    Kul, ancak anlattığımız şekilde dünya belasından kurtulabilir. Kurtulunca da gönlü
    merhametle dolar, kendisine lutuflar, ihsanlar olur. Her işi ve her yaptığı doğru
    olur. Bu da Allah (CC) tarafından ona bir iyilik olarak verilir.
    Tümünü Göster
    ···
  4. 129.
    0
    : HAKKI ŞiKAYET ETMEMEK
    Sana tavsiye: ihsan edildiğin hiçbir hayrı kimseye söyleme… isterse bu dostun
    olsun…
    Sonra… Hikmeti icabı sende yapacağı ve tecrübe için vereceği bazı belalardan
    dolayı Allah’ı (CC) ithama kalkışma… Bil ki; sana düşen vazife, bela olursa sabır
    göstermektir, hayra da şükretmek…
    Nimeti bulmadan bulmuş gibi görünüp şükretmek, içinde bulunduğun bir felaketi
    şikayet etmekten daha iyidir…
    Nimet-i ilâhiye’den mahrum olan tek kişi gösterebilirmisin? Hayır!.. işte ayet:
    - “Allah’ın (CC) nimetlerini saymağa kalksanız bitiremezsiniz…”
    Sende o kadar Nimet-i ilâhiye var ki; hiç birini görmek istemiyorsun…
    Kalben hiçbir mahluka gönül verme. Ve, kalben hiçbir kimse ile ünsiyet etme…
    Bulunduğun hali kimseye anlatma. Ülfetin Allah’a (CC) olsun. O’na (CC) güven.
    Derdini O’nun (CC) kuvvetiyle O’na (CC) açarsın… Arada ikinci bir varlık
    göremezsin… Çünkü başkası varlığını ispat edip zarar veya menfaat vermeğe haklı
    değildir. Belayı senden yine O (CC) defeder. izzeti ve zilleti O (CC) meydana
    getirir… O’ndan (CC) başkası ne yükseklik vaad eder; ne de aşağı derecelere indirir.
    Başkası ne zengin edebilir, ne de fakir. Ve hiçbir şeyi hareket ettiremez ve
    durduramaz. Hepsini HakK (CC) yaratır ve hepsi O’nun (CC) yed’inde ve O’nun (CC)
    iznindedir. Her şey O’nun (CC) emriyle cereyan eder ve yürür. Her şey muayyen
    vakte bağlıdır. Kafi derecede gelir. Sonra gelecek evvel gelmez. Evvel gelecek de
    sonraya kalmaz. Allah-ü Teala (CC) şöyle buyuruyor:
    - “Allah (CC) sana bir zarar verecekse alacak yine O’dur (CC). Şayet sana bir hayır
    murat edecekse, o hayrı senden çevirecek yoktur.”
    ihsanını istediği kullara verir. O (CC) hem Rahîm (CC), hem de Gafûr’dur (CC)…
    Afiyette bulunduğun halde Hakk’ı (CC) şikayete kalkışma. Yanında Allah’ın (CC) bol
    nimeti olduğu halde fazlasını isteme. Sana verdiği nimeti görmez olup inkar yoluna
    sapma. Bu halin bir nevi istihza olur. Sonra, Allah-ü Teala (CC) seni inceden inceye
    hesaba çeker. Dünyada belanı arttırır, ahirette ise seni azarlar. Cehenneme atar.
    Sonra, seni manevi halden soyar, rahmet nazarını senden çeker.
    Hakikaten şekva[1] etmekten sakın. Etlerin makaslarla parça parça doğransa da
    itiraz yoluna sapma.
    Sakın ha sakın itiraz etme:
    - “Allah (CC), Allah(CC)…”
    De… Kurtuluş iste. Fakat şekva etmekle değil. Hazer[2] et… Yanlış yola sapmaktan
    kork. Şekva yolunu tutmaktan çekin. Çünkü ademoğlunun başına gelecek belalar
    ancak itirazından dolayı gelir…
    O (CC), Erhamerrâhimîn olduğu halde, nasıl O’ndan (CC) şikayet edilir? Hakîm (CC),
    Habîr (CC); kullarına en çok acıyan ve lütfunu esirgemeyen O (CC) olduğu halde,
    nasıl O’ndan (CC) dert yanılır? O (CC), kullarına zulmetmez. Kuvvetli, işinden iyi
    anlayan bir doktora kızılır mı? Evladına acıyan bir ana cinayetle itham edilir mi?
    Peygamber (CC) Efendimiz şöyle buyuruyor:
    - “Allah-ü Teala (CC) kuluna çok merhamet eder; bir ananın evladını o kadar
    esirgemesi imkansızdır.”
    Ey zavallı, Allah’a (CC) karşı edep tavrını takın. Zorla gelen belaya sabret,
    sabretmeye çalış. Güçlükle de olsa kendini bu yola uydurmaya alıştır. Rıza ve
    muvafakat yolunu tut. Maneviyattan az buçuk nasibin varsa, bu yolu tutarsın.
    Hakikaten bu yola devam edersen eşi bulunmaz bir cevher olursun. Aksi halde her
    şey elinden gider, artık bir daha bulmana da imkan kalmaz.
    Allah-ü Teala’nın(CC) şu ayetini dinle:
    - “Kıtâl[3] size farz oldu. Halbuki siz bundan hoşlanmazsınız… Bununla beraber
    sizin sevdiğiniz şey iyi olabilir, sevdiğiniz şey belki de fenadır; bunu siz
    anlayamazsınız, ancak Allah (CC) bilir.”
    Çünkü hakikat ilimleri gizlidir. Böyle olunca, her hangi bir şeyi hissiyatına göre iyi
    veya kötü görerek uygunsuz bir yola sapma.
    Eğer takva halinde isen, Allah’ın (CC) emirlerine uymaya bak. Böyle olmak,
    yolumuzda ilk basamağı teşkil eder. ikincisi velayet halidir. Burada da sakin ol.
    Hiçbir işe karışma. Nefsini güzelleştirmeye bak. Haddi hiçbir zaman aşma.
    Son mertebe gavs’lık, bedeliyet hallerine vardığın zaman, kader yolunda sıddıkiyet
    mertebesine çıktığın zaman, bütün yolları gönlüne aç. Yalnız, nefsine meydan
    verme. Kötü isteklerini araya sokma.
    Dilini şikayetten sakla… Bu halleri özüne benimsettikten sonra, her şey sana hoş
    gelir. Gelecek hayır olursa senin için güzelleşir. Şer gelirse korkma; seni, taat
    ibadet yolunda felaketlerden Hakk (CC) saklar. Seni o beladan dolayı halka rüsvay
    etmez. Hatta, o belanın, gelip gidişinden senin haberin bile olmaz. Bir karanlığın
    gelişi gibi, akşam gelir; gün doğunca gider. Gidince de her taraf ışıkla dolar. Ve o
    bela, senin için sıcak karşısında yok olan soğuk gibi olur.
    Bu anlatılan güzel işleri, kendine örnek al ve misallerden ibret almaya çalış. Bu
    bela geldikten sonra günaha, kötülüğe yaklaşma… Kerim olan Mevlanın (CC)
    huzuruna günahla giremezsin. Oraya ancak iyiler girerler. O (CC), kapısına ancak
    temizleri sokar. Kapısına ancak bütün manevi hastalıklardan beri olanları alır. Nasıl
    ki, bir padişahın huzuruna, bütün koku ve kirlerden temiz olanların girmesi icap
    eder. Hak’ka da (CC) ancak saf, temiz olanlar gider.
    Beladan korkma…. Onlar günahlara kefaret olur. Nasıl ki; Peygamber (SAV)
    Efendimiz bu hali işaret ederek:
    - “Bir günlük sıtma, bir yıllık günaha kefaret sayılır.”
    Buyurmuştur. Zahirde bela gibi görünen haller, seni daha da olgunlaştırır;
    bulunduğun hali muhafaza hakkı sana tanınır. ilahi sırları saklamaya emin
    görünürsün. Kalbin nurlanır, gönlün açılır. Lisanında bir fesahet olur. Bu fesahetin
    sebebiyle hikmetli konuşmalar yaparsın. Sana muhabbet, sevgi yolları açılır, hep
    bunları anlatırsın… Sendeki bu üstünlük sebebi ile herkesin sevdiği bir varlık
    olursun. insanlar da seni sever, başka yaratılmışlar da… Dünya da sana koşar, ahiret
    de….
    Sen artık Allah’ın (CC) sevgilisi oldun. Her şey seni sevmeğe başlar. Mahlukatın
    sevgisi, Hakk’ın (CC) sevgisine bağlıdır. Aynı şekilde buğzu da, O’nun (CC) buğzuna
    bağlıdır.
    Allah (CC) seni sevince; seni her şey sever. Buğzedince de her varlık sana düşman
    olur.
    Bu makama yetiştiğin zaman Hakk’a (CC) kavuşmuş olursun. Kendi varlığın gider.
    Bir şey dileyemez olursun. Yanılıp da istekte bulunacak olsan, alacağın zaman bir
    de bakarsın ki, o şey kaybolmuş gitmiş.
    Bu halinde, dünyadan sana pek az nasip verilir. Asıl çoğu senin için öteki aleme
    saklanır. Burada isteyip alamadığını ötede bol bol alırsın. Bunların arasında o kadar
    büyük nimetler vardır ki, akıl bir türlü onun aslına eremez… Yükseğin yükseği ve
    gönlün mesrur olacağı her büyük nimet orada bulunur…
    Eğer bunları beklemeden, bu meşekkâtli teklif evinde onlara kavuşmak istersen, az
    bir şey alabilirsin, fakat buna mukabil kalbin safiyeti gider, basiretin söner. Asıl
    istenen ve tahakkuku ahirete kalan nimetlere kavuşmaktan mahrum edilirsin.
    Halbuki senin isteyeceğin ne dünyaya ne de ahirete ait olmalı; sebepleri yaratan,
    yeri seren, semayı yükselten Mevla (CC) olmalı. Halbuki sen, ne buranın, ne de
    öteki alemin nimetini beklemeden az bir dünyalığa razı oluyorsun.
    Kullarına doğru yolu O (CC) nasip eder, O (CC) Sübhân’dır (CC), en iyiyi bilen O’dur
    (CC)…
    [1] Şikayet, hoşnutsuzluk, sızlanma
    [2] Sakınma, korunma, kaçınma
    [3] Savaş, birbirini öldürme
    Tümünü Göster
    ···