1. 26.
    +1
    Hazır Giyim Sanayi
    HAZIR GiYiM SANAYiSi, giysilerin tasarı­mı ve üretimiyle ilgili sanayi dalıdır. Dokuma fabrikalarında üretilen kumaşın yanı sıra, ayrı ayrı fabrikalarda üretilen iplik, düğme, fer­muar ve çeşitli süsler bu sanayi dalının gereç­lerini oluşturur. Giysi yapımcıları bu tür gereçleri öbür fabrikalardan satın alırlar ve dikilmiş giysileri mağazalara satarlar.
    Giysi yapımının ilk aşaması giysilerin tasa­rımıyla başlar. Desinatörlerin çizdikleri giysi modelleri daha sonra terzilerce muslin benze­ri ucuz bir kumaşa uygulanır. Modelin seçi­len kumaşa uygulanarak dikilmesinden önce desenlerde değişiklikler yapılabilir.
    Çok sayıda üretilecek modellerin her biri için karton, kontrplak ya da metalden kalıplar hazırlanır. Bu kalıplar biçki bölümüne gönde­rilir. Bu bölümde kumaşlar büyük masalar üzerine yayılır ve bazen 50 ya da 100 kat kumaş üst üste konur. Kalıp bu katların en üstüne konularak tebeşirle çevresi çizilir. Daha sonra büyük biçki makineleri kumaş katlarının tümünü keser. Günümüzde önde gelen giysi üreticileri bilgisayarla çalışan oto­matik biçki makineleri kullanmaktadır. Biçki için artık laser ışınlarından bile yararlanıl­maktadır.
    Biçilen parçalar bundan sonra, içinde çok sayıda dikiş makinesi bulunan bölüme gönde­rilir. Kadın ve erkek giysileri dikim sırasında 40 ayrı işlemden geçer. Bir makineyle düz dikişler yapılırken, öbürüyle giysinin kolları takılır. Biri ilik açarken, öbürü düğmeleri diker. Mo­dern makineler insanlardan daha çabuk ve hatasız çalıştığı için, elle yapılacak iş çok azdır. Makinelerin çoğu otomatiktir ve bilgi­sayarla çalışır. Modern dikiş makineleri daki­kada 5.000 ilmek diker. Aynı zamanda ileri, geri ve zikzak da dikebilir. Bazıları düğme ilikleri açabilir, kumaş üzerine nakış işleyebi­lir. Bazı makinelerde dikiş türünü değiştir­mek için elle çalıştırılan kollar bulunurken, bazıları otomatiktir. Dikimi tamamlanan giysiler büyük buharlı ütülerle ütülenir. Daha sonra giysiler ambalaj ve etiketleme işlemleri tamamlanarak toptan ya da perakende satış mağazalarına gönde­rilir.

    Başlıca Merkezler

    Hazır giyim sanayisinin başladığı ülke olan ABD'de bu sanayinin merkezi New York'tur. Önceleri ABD'deki giyim sanayisinin yüzde 90'ının üretim ye satış bölümleri New York' tayken, birçok kuruluş üretim bölümlerini işçiliğin daha ucuz olduğu güney eyaletlerine taşımıştır. Öbür önemli merkezlerden bazıları da Chicago, Los Angeles, Dallas ve Mia-mi'dir.
    20. yüzyılın başlarında New York'ta işçi olarak çalıştırılabilecek çok sayıda göçmen bulunması dolayısıyla, bu kent giyim sanayisi­nin merkezi olmuştu. Bu göçmenler kalaba­lık, havasız ve kirli işyerlerinde çalışmak zorunda kalıyorlardı. içlerinde bir günlüğüne işe alınanlar bile oluyordu. Deneyimli işçiler iyi para kazansa da çalışma saatleri uzundu ve iş güvenlikleri yoktu. 20. yüzyılın ortalarında giyim sanayisinde çalışan işçileri temsil eden sendikalar bu kötü çalışma koşullarını düzelt­mek konusunda çetin bir mücadele verdi.
    Dünyanın moda merkezi olarak bilinen Fransa'da giyim ve dokuma ürünleri ülkenin en önemli ihraç malları arasında yer alır. Her ülkeden büyük giyim mağazalarının tem­silcileri, ünlü modacıların koleksiyonlarını görmek için yılda birkaç kez Paris'e gelirler. Düzenlenen defilelerde gördükleri modeller­den bazılarını satın alıp fabrikalarında aynı model giysiler üreterek kendi mağazalarında daha ucuza satarlar. Öte yandan bazı model­ler tek olarak satılır, böylece bu modeli yal­nızca onu satın alan kimse giymiş olur.
    Hazır giyim sanayisi açısından önem taşı­yan moda defilelerinin yapıldığı öbür Avrupa kentleri ise Londra ve Roma'dır. Önceleri ayakkabı yapımı ve öbür deri eşya sana­yisiyle tanınan italya'da 1960'lardan sonra gi­yim sanayisi de önem kazandı. Gene 1960'lardan bu yana çok zevkli giysiler üreten merkezlerden biri olan Londra, nitelikli erkek giysileri ve yünlü giyim eşyalarıyla ünlüdür.
    1970'lerden başlayarak Avrupa ülkelerinin ve ABD'nin Japonya, Hong Kong, Hindistan gibi ülkelerden giyim eşyası almaya başlaması bu sanayi dalında bir değişim yarattı. Japonya ve Hong Kong yapay (sentetik) kumaş üreten başlıca ülkeler arasında yer alır. Hindistan ise çok miktarda pamuklu kumaş üretip satmak­tadır. 1970'lerden sonra hazır giyim sanayisi­nin geliştiği öbür ülkeler Portekiz, israil, isveç, ispanya, Almanya Federal Cumhuriye­ti, isviçre, Tayvan ve Güney Kore'dir.

    Hazır Giyim Sanayisinin Gelişimi

    Eskiçağlarda, insanlar giysilerini hayvan deri­lerinden ya da bulabildikleri uygun gereçler­den yapmak zorundaydılar. Dokuma ve nakış Ortadoğu'daki eski uygarlıklar zamanında ge­lişti. Sivri kemikler iğne, sicim inceliğinde de­ri şeritler de iplik olarak kullanılıyordu.
    Ortaçağda Avrupa'da demir iğneler kulla­nılmaya başladı. Yoksul kişiler, seri üretimin başlamasıyla mağazalardan ucuza giysi satın alma olanağı buluncaya kadar giysilerinin çoğunu evde kendileri yapıyorlardı. Oysa zenginler, eski uygarlıklar döneminde bile giysilerini diktirmek için başkalarını çalıştırı­yor ya da dış ülkelerden çorap, ayakkabı ve dantel gibi giyim eşyalarını getirtiyorlardı.
    Bugün bildiğimiz anlamda hazır giyim sana­yisi ancak 19. yüzyıl ortalarından sonra geliş­me gösterdi. Birçok etken hazır giyime tale­bin artmasına yol açtı. Örneğin, Massachu-setts'teki New Bedford'da ilk olarak 1830'da şirketler, kentte yalnızca birkaç gün kaldıkları için giysi diktirmeye zaman bulamayan balina avcılarına hazır giyim eşyası üretip satmaya başladı. 1849'da altın aramak amacıyla akın akın California'ya gelenler de gene bir hazır giyim talebi yarattı. ABD'deki iç savaş bo­yunca (1861-65), hükümet şirketleri orduya üniforma yapımı için görevlendirmiş ve ilk olarak standart beden ölçüleri kullanılmıştır.
    Hazır giyim sanayisinde asıl gelişme maki­nelerin kullanımıyla gerçekleşmiştir. Bundan sonra standart ölçülerde çok sayıda giysi üretilmeye başlandı. 1850'de yaygınlık kaza­nan Isaac M. Singer patentli dikiş makineleri giyim sanayisinin hızla gelişmesine yol açtı . 1860'ta ingiltere'de biçki makineleri geliştirildi ve böylece kat kat kumaşı birden biçme olanağı doğdu. 19.yüzyılın sonlarında da ABD'de ilk kez ilik açan makineler yapıldı. Elle ütü yerine presle ütü yapılmaya başlandı. Bütün bu gelişmeler hem nitelikli, hem de ucuz giysilerin üretildiği fabrikaların kurulmasına yol açtı.
    Demiryollarının yaygınlık kazanması, ula­şım koşullarının gelişmesi malların mağazala­ra taşınmasını kolaylaştırdı. Ulaşılamayan yerlerde yaşayanların posta ile siparişte bulu­nabilmeleri için giysiler gazete, dergi ve kata­loglarla tanıtılmaya başlandı. Giysi modelleri konusunda herkesin aynı zamanda bilgi edin­mesi sonucunda, moda daha hızlı yayılır ve değişir oldu. 20. yüzyılda yapay ve ucuz kumaşların geliştirilmesiyle çok çeşitli giyim eşyası üretilebildi.
    Türkiye'de 1950'lerde çocuk giyim eşyasıyla başlayan bu sanayi dalındaki gelişmeler 1965'ten sonra hızlanmıştır. Günümüzde atöl­ye tipi küçük işyerlerinin sayıca çoğunlukta olduğu giyim sanayisinin dışarıya satılan do­kuma ürünleri içindeki payı yüzde 50'ye yaklaşmaktadır. Türk modacılarının hazırla­dığı giysiler de ülke içinde ve dışında gerçek­leştirilen defilelerde ilgiyle izlenmektedir. Bu gelişmeler istanbul'daki Hazır Giyim Lisesi'nin yanı sıra stilist yetiştiren birçok özel dershanenin açılmasına da neden ol­muştur.
    Tümünü Göster
    ···
  2. 27.
    +1
    hehehe bu hikayeyi başka başlığa taşısak tüm yazılanlar sıfırlanır lan.

    hinlik düşünüyorum.
    ···
  3. 28.
    +1
    sonra ben gülceyi bigün bize çaırdım gibişelimmi dedim tabi dedi ağzına yüzüne boşaldım bitti
    ···
  4. 29.
    +1
    ömre bedel 27. bölüm
    şubat 26, 2010
    ömre bedel 27. bölüm izle, ömre bedel 27. bölüm seyret, ömre bedel 27. bölüm tek parça, ömre bedel 27. bölüm full izle, ömre bedel 27. bölüm dizi izle

    kalp krizi geçiren erdinç yoğun bakımdadır ve durumu oldukça ciddidir. demetin erdinç ile dünya evine girdiğini öğrenen aile ne yapacağı hakkında hiç bir fikri yoktur. demet köşke yerleşir. bu durum erdemin zor anlar yaşamasına neden olur. cesur bu tehlikenin farkına çabuk varmıştır ve hemen yeni planlar için hazırlık yapmaya başlar.

    cesurun ömüre bıraktığı cd süpriz bir şekilde ortaya çıkar. bunun sonucu ise herkes üzerinde şok yaratır. yeni evlerine yerleşen ömür ve erdemi acı bir olay beklemektedir.

    cesurun ortaklığına güvenen demet, cesura deheşet verici bir teklif sunacaktır. köşeye sıkışan cesur önemli bir karar aşamasındadır.

    » yorum bırak; | dizi özetleri | kalıcı bağlantı
    şarkı sözleri tarafından yazıldı

    arka sokaklar 149. bölüm
    şubat 26, 2010
    arka sokaklar 149. bölüm izle, arka sokaklar 149. bölüm seyret, arka sokaklar 149. bölüm tek parça, arka sokaklar 149. bölüm full izle, arka sokaklar 149. bölüm dizi izle

    kip, küçük yaştaki çocuklara uyuşturucu temin eden bir çeteye baskın düzenliyor. seyit’in soruşturması son hızıyla devam etmektedir. seyit’in, arkadaşının verdiği ifadelerle ortaya çıkan gerçek ölüm nedeni, ekibin kanını dondurur.

    yıllardır görmediği kardeşine kavuşan canan, acımasız gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır. kaçırılan kardeşinin peşine düşen canan ve eşinin başına gelenler, onları şoke edecek bir olayla sonlanır.

    nazike bu kez, tüm ev halkını mutlu eder. alışveriş yaptığı marketten kazandığı tatil, evde neşeli anların yaşanmasına sebep olur. evde kalan tekin ve metin ise, tüm fırsatları değerlendirip, alem yapma derdine düşerler.

    uyuşturucu kullanarak ölen genç bir kızın ölümü, beraberinde birçok olayı açığa kavuşturur. çalıntı mal karşılığında, küçük çocuklara uyuşturucu temin eden kişiler ve ekip arasında heyecanlı dakikalar yaşanıyor. mesut ve tunç’un pgiboloğu arasındaki iletişim gün geçtikçe daha da iyiye gitmektedir. tunç ile birlikte akşam yemeğine çıkan çift, tunç’un ortadan yok olmasıyla, birbirlerine daha da yaklaşmaya başlarlar.

    » yorum bırak; | dizi özetleri | kalıcı bağlantı
    şarkı sözleri tarafından yazıldı

    adanalı 53. bölüm
    şubat 26, 2010
    adanalı 53. bölüm izle, adanalı 53. bölüm seyret, adanalı 53. bölüm tek parça, adanalı 53. bölüm full izle, adanalı 53. bölüm dizi izle, adanalı 53. bölüm izlesene

    çeşme’ye doğru yola çıkan maraz ali ve nazlı’nın mola verdikleri yerde, nazlı birden gözden kaybolur. maraz ali, nazlı’nın kaçtığını düşünerek çeşme’ye doğru yola koyulur. ancak nazlı’dan gelen bir telefon yoldan sapmalarına neden olur. maraz ali, nazlı’yı abisinin elinden kurtarır ancak planlarının ortaya çıktığı gerekçesiyle başka bir kaçış yolu bulmak zorunda kalırlar. maraz ali ve çetesi çeşme’de buluşmak üzere ayrılır. maraz ali ise nazlı’yla birlikte uludağ’a giderler. maraz ali ve nazlı’yı burada farklı maceralar beklemektedir. adanalı ise bu kez organ mafyasının peşine düşer. yaptıkları baskında ameliyatları gerçekleştiren doktora organ mafyasının şantaj yaptığını öğrenen adanalı öfkeden deliye döner.

    » yorum bırak; | dizi özetleri | etiketlendi: dünya, dizi izle, ekonomi, eğitim, güncel, günlük, genel, haber, haberler, magazin, politika, sağlık, siyaset, teknoloji | kalıcı bağlantı
    şarkı sözleri tarafından yazıldı

    kurtlar vadisi pusu 81. bölüm
    şubat 25, 2010
    kurtlar vadisi pusu 81. bölüm izle, kurtlar vadisi pusu 81. bölüm seyret, kurtlar vadisi pusu 81. bölüm tek parça, kurtlar vadisi pusu 81. bölüm full izle, kurtlar vadisi pusu 81. bölüm dizi izle, kurtlar vadisi pusu 4 mart izle
    Tümünü Göster
    ···
  5. 30.
    -1
    Uzun süren bu büyük savaslar 1463’te Fâtih tarafindan baslatildi. VenedikCumhuriyeti Osmanlilara savas îlân etti. Macaristan da Venedik’in yaninda savasa girdi. Kisa zamanda Osmanlilarakarsi savasa girenlerin sayisi artti. Her cephede düsmani yipratan, diplomatik yollarla bezdiren Fâtih, 1470 yazinda ordu ve donanmasi ile Egriboz Adasina yöneldi. Venedik’in Bati Ege’deki bu alinmaz dedikleri üssünü fethetti. Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan, Avrupalilarin,Osmanlilarla basa çikamayacagini anlayinca, Tokat’a hücum ederek burada bir cephe açti, kuvveti bölmeye çalisti. 18 Agustos 1472’de Sehzâde Mustafa, Akkoyunlu ordusunu yenerek isgâl edilenOsmanli topraklarini kurtardi. Fâtih, 11 Nisan 1473’te Üsküdar’dan hareket etti. 11 Agustosta Erzincan yakinlarinda Otlukbeli’nde Akkoyunlu ordusunu yendi.

    Fâtih’in akinci kuvvetleri, Venedik varoslarina Almanya içlerine kadar seferler düzenleyerek Avrupa’yi alt üst ettiler. 23. seferini Bogdan, 24.sünü 1476’da Macaristan üzerine yapti. Pâdisah, 1478’de Üçüncü Arnavutluk Seferine çikti. KirimHanligi Osmanli birligine katildi. 1480’de üçüncü Rodos Kusatmasi netîce vermedi. Iyonya Adalarini aldiktan sonra, donanmayi Italya’ya gönderdi. Temmuz 1480’de Otranto’yu fethettirdi.

    1481 senesi ilkbaharinda Fâtih SultanMehmed 300.000 kisilik bir ordunun basinda oldugu hâlde sefere çikti. 27 Nisan 1481 Cumâ günü kapikulu askerleriyle Üsküdar’a geçti. Pâdisah Üsküdar’a geçtiginde hasta oldugu için birkaç gün dinlendi. Daha sonra araba ile hareket etti. Gebze yakinlarindaki Tekir Çayiri veya Hünkâr Çayirina geldigi zaman hastaligi artti. Bunun üzerine hekimler tarafindan konsültasyon yapilarak, verilen ilâcin dozu arttirildi. Fâtih’in özel doktoru, Yâkub Pasa isminde bir Yahûdî dönmesiydi. Venedikliler, Fâtih’in zehirlenmesi karsiliginda bu dönme Pasa’ya büyük bir servet vâdetmisler Yâkub Pasa da bu isi gerçeklestirmisti. Fâtih zehirlendigini anladigi zaman is isten geçmisti. Birden bire müthis sancilar basladi ve 3 Mayis 1481 Persembe günü ögleden sonra saat dörtte, 49 yasinda iken vefât etti. Fâtih’in ölümü bir müddet halktan ve askerden saklandi. Ölüm hâdisesi duyulunca, Sultan’in bir zehirlenme olayina mâruz kaldigi anlasildi ve Yâkub Pasa, asker tarafindan parçalanarak öldürüldü.

    Fâtih’in ölümü, Türk milletini büyük mâteme gark etti.Ölüm haberi Roma’ya ulasinca, Italya’da toplar atilip günlerce senlikler yapildi. Papa bütün Avrupa kiliselerinde üç gün çanlar çaldirip, sükür âyini yapilmasini emretti.

    Fâtih’in nâsi Istanbul’a nakledilerek Muhyiddîn Seyh Vefâ hazretleri tarafindan kildirilan cenâze namazindan sonra Istanbul’da yaptirdigi Fâtih Câmiinin bahçesine defnedildi. Daha sonra üzerine türbe insâ edildi.

    Fatih Sultan Mehmed Han orta boylu, kirmizi beyaz yüzlü, dolgun vücutlu, sakallari altin telleri gibi kalin, yanaklari dolgun, kollari kuvvetli, burnunun ucu hafif kivrik, saçi siyah ve gib olup, kuvvetli fizîkî bir yapiya sâhipti. Londra’da, NationalGallery’de, Fâtih SultanMehmed’in bir portresi bulunmaktadir. Bu portrenin Centile Bellini tarafindan yapildigi, delil olmadigi hâlde iddiâ edilmektedir.Hâlbuki, National Gallery’de bu portreyle ilgili dosyadaki bilgilerden anlasildigina göre, her seyden önce portre üzerindeki Centile Bellini adi kesin olarak okunamamistir. Ayrica Bellini’nin Istanbul’a gelip, Topkapi Sarayi için manzara resimleri yaptigi bilinmekle berâber, Pâdisah’i gördügü de belli degildir.

    Türk târihi, sayilamayacak kadar çok kahraman ve cihângirlerle doludur. Fâtih SultanMehmed de bunlarin basinda gelenlerdendir.Çünkü o kiliçla kesfi yanyana yürütmüs, çag açip, çag kapatmistir. Istanbul’u bütün ganîmetleri içinde firûze bir yüzük tasi gibi parmaginda tasimis, bu güzel sehri torunlarinin torunlarina birakmistir. Onun için, asirlar boyu her cephesiyle yazilmis, çizilmis, hakkinda Garp’ta ve Sark’ta çok seyler söylenmistir. Tedkîk edildikçe derinlesen, derinlestikçe deryâlasan bu cihângirin sayisiz vasiflarindan bâzilari sunlardir:

    Fâtih Sultan Mehmed, soguk kanli ve cesurdu. Bu özelliginin en güzel misâlini, Belgrad Muhâsarasi sirasinda, askerin gevsedigini gördügü zaman önlerine geçip düsman hatlarina girerek gösterdi. Istanbul Muhâsarasinda da donanmanin basarisizligi yüzünden atini denize sürmesi bu cesâretinin büyük örnegidir.

    Ne istedigini, ne yapacagini, ne yapabilecegini bilen ve bu büyük isleri basarabilmek için gerekli tedbirleri, yorulmak bilmeyen bir azim, sabir ve sükûnetle hazirlayan bir insandi.

    Çok merhametli ve müsâmahaliydi. Kendisine elli gün mukâvemet eden, birçok Müslümanin sehid edilmesine sebeb olan Istanbul sehri ve onun sâkinleri hakkinda gösterdigi merhamet, aklin alamiyacagi genisliktedir.Hâlbuki o devir Avrupa’sinda muzaffer bir kumandan, zaptettigi sehrin halkina görülmedik zulüm ve iskence yapmakta kendini hakli görürdü. Fâtih vicdan hürriyetine büyük kiymet verirdi. Istanbul’a girdigi vakit ayaklarina kapanan Istanbul patrigini yerden kaldirmakla âlicenapligini gösteren cihângîr, su sözlerle patrigi tesellî etti: “Ayaga kalkiniz. Ben Sultan Mehmed, hepinize söylüyorum ki: Su andan îtibâren artik ne hayâtiniz ne de hürriyetiniz husûsunda gazâb-i sâhânemden korkmayiniz!”

    Fâtih, gayri müslim tebeasinin din ve mezheplerine aslâ dokunmadi, herkesi vicdânî inanisinda serbest birakti. Fâtih, Istanbul’un îmârinda ücret karsiliginda daha çok Rum esirlerini kullandi. Bu sirada biriktirdikleri paralarla hürriyetlerini satin alma imkânini sagladi. Bu müsâmaha o devir dünyâsinin hâyâlinden bile geçirmedigi bir olgunluk eseriydi.

    Batililarin iddiâlarina göre sehre giren Türkler, mâbedleri yikmislar veya yakmislar, hiçbir sey birakmamislardir.Hâlbuki bunlari yikan ve yakan yine kendileridir. Bizanslilar surlarda açilan gediklerin tâmirinde kullanilmak üzere yüzden ziyâde kilise yikmislardir.Öyle ki, Fâtih SultanMehmed, Ayasofya’yi yakindan seyrederken, bir yeniçeri neferinin kilisenin taslarindan birini sökmek üzere oldugunu görünce, mâni oldu ve; “Size malca alinacak seylere izin vermistim, mülk ise benimdir demistim.” diyerek yeniçeriyi siddetli bir sekilde cezâlandirmistir.

    Askerî ve siyâsi sâhada essiz bir dehâ idi. Askerî alanda basarisinin ilk özelligi kiliçla kalemin isbirligidir. Ordunun disiplinine çok dikkat ederdi. En küçük itâatsizligi ve buna sebeb olan subaylari siddetli bir sekilde cezâlandirirdi. Ordusunu, plânsiz, düzensiz hareket ettirmez, mâcerâ hevesiyle kan dökmezdi. Kendi devrine kadar atalarinin yer yer, ada ada yapmis olduklari akinlarini, plânli bir fütûhât hâline getirdi ve devletini, sistemli bir idârecilik suûruyla istikrarli, yerlesmis bir devlet yapti. Otuz senelik saltanat devresinde düzenledigi küçük, büyük seferler, memleketin cografî isbirligini saglamaya dayanir. Bu gâyeye ulasmak için de at geçmez kayaliklardan, geçit vermez nehirlerden geçerek; durup dinlenmeden, kis yaz demeden savasti. Bütün bu seferleri bir plâna göre yaptigindan nereye gitmesi, nerede durmasi lâzim geldigini bilerek hareket etti. Yapacagi seferlerin muvaffakiyetle netîcelenmesini saglamak için aylarca bu seferin bütün teferruâtini hazirlardi. Kumandanligi ile diplomatligi dâimâ berâber hareket ederdi. Hangi devlet üzerine sefer düzenleyecekse, o devletin iç ve dis münâsebetlerini, zaaflarini, kuvvetini, diger devletlerle olan münâsebetlerini en ince noktasina kadar tetkik eder ve sefere hasminin en zayif ve kendisinin en kuvvetli zamâninda çikardi. Yapacagi seferlerden en yakinlarina bile haberdâr etmez ve bunlarin gizli kalmasina çok dikkat ederdi.“Sirrima sakalimin bir tek telinin vâkif oldugunu bilsem, onu yolar, atarim” sözü meshurdur. Böyle hareket etmeyi muvaffakiyetlerinin baslica sebeblerinden sayardi. Nitekim böyle hareket etmesinin netîcesinde Isfendiyâr Beyligi ve Trabzon Rum Imparatorlugunu kolayca ele geçirdi.
    Tümünü Göster
    ···
  6. 31.
    -1
    Fâtih, ordu ve donanmasini iyi bir sekilde tekâmül ettirmisti. Ordunun silâhlari birkaç senede yenilenir ve daha gelistirilmis olanlari eskilerinin yerine konurdu. Osmanli donanmasinin tekâmül etmis sekilde kurucusu Fâtih’tir. Topçuluga gerekli ehemmiyeti veren ilk padisâhtir. Fâtih’ten önce, top, bütün dünyâda, daha çok sesi ile düsmani ürkütmek için kullanilirdi. Büyük kaleleri yerle bir edebilecegi ve meydan muhârebelerinde rol oynayacagi hiç düsünülmemisti. Fâtih, bütün bunlari akil ederek, o târihe kadar görülmeyen sayi ve çapta top yapilmasina yöneldi. Toplarin balistik ve mukâvemet hesaplarini kendisi yapti. Piyâdeye de, öncesine nisbetle, büyük önem verdi. Osmanli ordusu esas bakimindan bir süvârî ordusu olmaya devâm etmisse de, yeniçeri ve azab gibi piyâde siniflari, Fâtih devrinde önem kazandi.

    Fâtih Sultan Mehmed, ilme, sanata ve ilim adamlarina çok kiymet verirdi. Zihniyeti ve tabiati îtibâriyle ileri hamleden hoslanan, terakkî ve medeniyetten zevk alan bir pâdisahti. Tipki askerî fetihleri gibi, ilim adina açtigi savasta da bir âlimler, sanatkârlar ordusu kurdu ve bu muhtesem orduya kendisi serdâr oldu. Yeni devletin kurulmasi plâninin icrâsinda egitim ve ögretimin tesir ve önemini her seyden üstün tuttu. Maârif sistemini kânunla tanzim ederek ulemâ sinifi diye taninan ve idârenin temelini meydana getiren diyânet ve hukuk kurumlarini teskilâtlandirdi. Devlet idâresini ve bunun ilmîlestirilmesini esas aldi.

    Aklî ve naklî ilimlerde söz sâhibi olan âlimleri Istanbul’a topladi ve onlarin talebe yetistirmesi için medreseler kurdu. Devrinde yetisen büyük âlim ve sanatkârlar mühim eserler verdiler. Fikih ilminde Molla Hüsrev, tefsirde Molla Gürânî, Molla Yegan, Hizir Çelebi, matematikte Ali Kusçu, kelâmda Hocazâde, zamâninin büyük âlimlerindendi ve ülkesine dünyânin dört bir tarafindan âlimler akin ederdi. Hattâ Molla Câmî bile Istanbul’a gelmekteyken, Pâdisâh’in ölüm haberi üzerine geri döndü.

    Iyi bir komutan ve devlet reisi olan Fâtih, ayni zamanda iyi bir ilim adami ve sâirdi. Latince ve Rumca ile Arapça, Farsça ve Türkçeye bütün incelikleriyle vâkifti. Siirde, devrin üstatlari arasinda yer aldi. Hattâ sarayda dîvân sâhibi olan ilk pâdisâhti. Çünkü o, medeniyetin, sanatsiz olarak fertlerin gönüllerinde yer alacagina ihtimâl vermiyordu. Dedelerinin devlet kuruculuk kudretini, irâdeli bir idârecilik suuruyle gelistirmesini bilen Fâtih, çevresinde devrin üstad sâirlerini topladi. Avnî mahlâsiyla edebî degeri yüksek beyit ve gazeller söyledi. Aruzu, usta sâirlerden farksiz bir hâkimiyetle kullandi, siirlerinde ince hissiyât ve düsüncelerini dile getirdi.

    Bizümle saltanat lafin idermis ol Karamanî

    Hudâ fursat virürise, kara yire karam-ani

    beyti, Karamanoglu’nun çikardigi fitne ve fesatlar karsisinda sahlanan celâlini gösterdigi gibi, asagidaki siiri de ince duygular sâhibi hassas bir gönlün Türk edebiyâtina nâdide bir armaganidir:

    Sevdün ol dilberi söz eslemedün vay gönül

    Eyledün kendözüni âleme rüsvây gönül

    Sana cevr eylemede kilmaz o pervây gönül

    Cevre sabr eyleyimezsin n’ideyin hay gönül

    Gönül eyvây gönül vay gönül eyvây gönül

    Bilmedüm derd-i dilün ölmek imis dermâni

    Öleyin derd ile tek görmeyeyin hicrâni

    Mihnet ü derd ü game olmagiçün erzânî

    Avnîyâ sencileyin mihnet ü gam-kes kani

    Gönül eyvây gönül vay gönül eyvây gönül

    Istanbul’un fethinden sonra Fâtih, hocasi Aksemseddîn’in elini öpüp, tahti tâci birakip dervis olmak istedi. Aksemseddîn bu teklifi reddederek, devlet islerine memur edilen pâdisâhin asil vazîfesini yapmamis olacagini, dîn-i Islâm ve adâletle memleketi ve dünyâyi idâre etmenin daha makbul oldugunu; aksi hâlde din ve devletin zarar görecegi için, ikisinin de Allah indinde mesul olacaklarini bildirdi. Bunun üzerine Allah aski ile yanan kalbinin atesini de siirleriyle ortaya döktü.

    Fâtih SultanMehmed, kelâm ve matematik ilminde devrinin en büyük otoritelerinden biriydi. Bizansli târihçi Kritobulos’un hayranlikla anlattigi, balistik sâhasindaki kesifleri, ortaçagin surlarini yikmistir. Bu sûretle Avrupa’nin timsâli olan derebeyi satolari toplarla yikilarak büyük devletler kurulmus; netîcede büyük güç kaynaklari biraraya toplanarak ortaçaga son verilmistir. Bu sûretle Türkl
    Tümünü Göster
    ···
  7. 32.
    +1
    geniş aile 34. bölüm
    şubat 26, 2010
    geniş aile 34. bölüm izle, geniş aile 34. bölüm seyret, geniş aile 34. bölüm tek parça, geniş aile 34. bölüm full izle, geniş aile 34. bölüm dizi izle, geniş aile dizisi izle

    şuküfe’yi dükkanda ağlarken gören kuddusi, cevahir’den bunun hesabını sorar ve onu yine evden kovar. gece yarısı kalacak yer bulamayan cevahir, mecburen hayat’ın davetini kabul eder ve bir süreliğine onda misafir olur. ama herkese de bekar evine çıktığını söyler.

    doğruyu bir tek ulvi bilmektedir. sevim ile artık örnek bir çift olmaya karar veren ulvi, hayat ve cevahir’e giderek misafircilik oynar. zekai’nin başı da okuldaki tiki tayanç’la derttedir. pırıl ile abla kardeş gibi takıldıkları konusunda ciddi dedikodu çıkartmıştır. herkes onunla dalga geçince zekai de bu dedikodulara son vermek için pırıl ile evde başbaşa kalmak için plan bir yapar.

    nazan, yaptığı son testte hamile çıkar. aynı gece canı kivi çeker. gecenin bir vakti açık manav bulamayan mürsel, kivileri manavdan çalar. ertesi sabah tamamı soyulan aynı manav için polis soruşturmaya gelir. sadece 4 kivi çalan mürsel de nereye kaçacağını şaşırır ve cevahir’e sığınır.

    ancak cevahir’in bekar evi dediği evin hayat’ın olduğu sürpriz bir şekilde ortaya çıkar. bunu öğrenen şuküfe de cevahir’i bitirecek karşı atağa geçer.

    kaynak : geniş aile 34. bölüm
    ···
  8. 33.
    +1
    I. Dünya Savaşı (Birinci Dünya Savaşı)
    Vikipedi, özgür angiblopedi

    Özet
    I. Dünya Savaşı, 1914 yılında Avrupa'da başlamış, ancak dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin katılması ve diğer kıtalardaki sömürgelere de yayılması nedeniyle "dünya savaşı" olarak adlandırılmıştır. 1914'te başlayan savaş 1918 yılında sona ermiştir. 30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak savaştan çekildi.

    Nedenleri
    Birinci Dünya Savaşı, 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başlarında meydana gelen olay ve gelişmelerin bir sonucudur. Bu bakımdan sebeplerini bu dönemde aramak gerekir. Birinci Dünya Savaşı, Avrupa'da dört merkezi devlete karşı, Avrupa ve diğer kıtalarda bulunan yirmi beş devletin giriştiği, o tarihe kadar görülmemiş ilk dünya savaşıdır. I. Dünya Savaşı Avrupa'da ittifak veya merkezi devletler diye adlandırılan Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı Devleti ile itilaf devletleri diye adlandırılan ingiltere, Fransa, Rusya ve ABD önderliğindeki itilaf devletleri arasında gerçekleşmiştir. I. Dünya savaşının genel ve özel olmak üzere iki nedeni vardır.

    Genel Nedenler
    Fransız ihtilalinin getirdiği yeni anlayış ve görüşler siyasi ve sosyal hayatta büyük değişiklikler yapmıştır. Milliyetçilik düşüncesi özellikle 20. yüzyılın başlarında etkisini göstermeye başlamıştır. 1815 yılında Viyana Kongresi ile Avrupa'ya yeni bir statü getirilmiş ve buna göre de güçler dengesi kurulmuştur. Özellikle 1870 Sedan Savaşı ile Alman ve italyan birliklerinin kurulması ve bu devletlerin girişimlerde bulunmaları Viyana Kongresi statüsünü ve güçler dengesini büyük ölçüde değiştirmiştir.
    19. yüzyıl içinde önem kazanmış diğer bir gelişme de sanayileşmedir. Sanayileşme sonucu sömürgelicilik ortaya çıkmış ve büyük devletlerin çıkar çatışmaları Afrika, ve Uzak Doğu'ya kadar yayılmıştır. Ham madde ve pazar arayışı hızlanmış, bütün devletler sömürge yarışına girmiştir. Bazı devletlerin siyasi birliklerini geç kurmaları blokların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bloklar hızla silahlanarak yeni bir savaşın ortdıbını hazırlamıştır.
    Nedenler kısaca şöyle açıklanabilir:

    1. Avusturya-Macaristan imparatorluğunun velahdı Ferdinand'ın bir Sırplı tarafından öldürülmesi
    2. Milliyetçilik düşüncesi
    3. Sömürgecilik (ham madde ve pazar arayıcılığı)
    4. avrupa devletleri arasındaki ekonomik ve siyasi rekabet(özellikle de Almanya ve ingiltere arasında)
    5. Aşırı silahlanma hareketi

    I. Dünya savasının baslamasındaki en önemli etkendir.

    Özel Nedenler
    Devletlerin izledikleri politikalar ve çeşitli çıkarlar özellikle bu devletleri karşı karşıya getirmiştir. Rekabet ittifak ve itilaf devletleri arasında meydana gelmiştir. Savaş öncesi devletlerin durumuna bakıldığında;

    * Almanya: Siyasal birliklerini kurduktan sonra (1871) ekonomisinde büyük bir canlanma meydana gelmiştir. Birliğini geç kurduğundan dolayı sömürgeciliğe geç başlamıştır. Yeni sömürgeler elde etme ve denizlere hakim olma konularında ingiltere ile rekabete girişmiştir.
    * ingiltere: Almanya'nın siyasal ve ekonomik açıdan güçlenmesinden rahatsız olmuştur. Kendisine rakip olabilecek güçlerden kurtulmak ve Alman birliği ile bozulan Avrupa'daki güç dengesini tekrar kurmak istemektedir. Almanya'nın denizlede güçlenmesinden de fazlaca rahatsız olmuştur.
    * Fransa: 1870 Sedan Savaşı ile Almanyaya kaptırdığı Alsance-Loren bölgelerini geri almak istemektedir. Bundan dolayı Almanyaya karşı bir düşmanlık içindedir.
    * Rusya: Panislavizm ilkesi ile Balkanlara yayılmak istemektedir. Ayrıca Rusya, boğazları ele geçirerek Akdeniz'e inmek amacındaydı.
    * italya: Sömürgecilikte geri kalmıştır. Amacı yeni sömürgeler ele geçirmenin yanında, eski Roma imparatorluğu gibi Akdeniz'e hakim olmaktır.
    * Avusturya-Macaristan: En büyük tehlikesi Rusya ve onun destekçisi olduğu Sırbistan'dır. Panislavizme ve Balkanlar'daki Rus etkisine karşı mücadele etmiştir.
    * Osmanlı Devleti: Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile en değerli topraklarını kaybeden Osmanlı Devleti, son yüzyılda kaybettiği toprakları geri almak için Almanya yanında savaşa girmiştir.

    ABD, savaş öncesinde, Avrupa'daki savaşa katılma eğilimi içinde olmamıştır. Ancak 1917 yılında yaşanan bazı gelişmeler ABD'nin de savaşa katılma kararında etkili olmuştur. 1917 yılından itibaren ingiliz ve Fransız deniz ablukasına karşı Almanya'nın giriştiği denizaltı savaşı, Kuzey Atlantik'de Amerikan ticari ve yolcu gemilerini de hedef almaya başlamış, Amerika'nın Avrupa ticaretine katlanılmayacak ölçüde zarar vermeye başlamıştır. Öte yandan Almanya'nın Mekgiba hükümetini ABD'ye savaş açmaya teşvik etmesi de ABD'nin Avrupa'daki savaşa katılmasında etken olmuştur.

    Başlaması
    Avusturya BÜYÜK Sırbistan'ı kurmak isteyenlere gücünü göstermek üzere 1914 yılı Haziran ayında Bosna da bir manevra yapmaya karar vermiştir. Buna katılmak üzere veliaht Ferdinand da Saray Bosna'ya gelmiştir. Ancak veliaht 28 haziran 1914 günü bir Sırplı tarafından öldürülür. Buda I. Dünya savaşına yol açan olayın başlangıcı olur. Avusturya bu olaya Sırbistan'a savaş açarak karşılık verir. Bunun üzerine Almanya, Avusturya-Macaristan'ın, Rusya da Sırbistan'ın yanında yer alır. Böylece savaş kısa bir zaman içinde bütün Avrupa'yı etkilemiştir.

    Osmanlı Cephesi
    Sonuçta, Yavuz (Goesa) ve Midilli (Breslav) gemileri Amiral Sovchen komutasında 28-29 Ekim 1914 gecesi Rusya'nın Odessa ve Sivastopol Limanlarını topa tutması fiilen Osmanlı Devletini savaşa sokmuş oldu.
    Bu olay üzerine önce Rusya ardından ingiltere ve Fransa Osmanlı Devleti'ne savaş açtılar. Böylelikle savaşa resmen katılan Osmanlı Devleti I. Dünya savaşında birçok cephede savaşmıştır.

    Cephe Stratejileri
    Baltık Denizi
    Baltık Denizine egemen olmak ve hem Ruslara silahla cephane yetiştirmek, hem de Almanya'nın mesafelerce düz kumluk halinde bulunan Pomeranya kıyılarına, Berlin'den 150-200 km uzaklıkta olan yerlere, büyük bir Rus ordusu çıkarmak. Lora Fiser'e göre ayrıca üç yere üç ordu çıkarılacak biri asıl çıkış ordusu, diğer ikisi gösteriş ve şaşırtma orduları olacaktır.
    Planın esaslarına göre ingiliz donanması, Almanya Frizon (Frize) adalarından Batı'da bulunan Bordum adasını ele geçirip onu Çanakkale önündeki Limni, imroz ve Bozcaada gibi bir üs olarak kullanacak, o bölgede denize dökülen Alman ırmaklarının ağızlarını tıkayacak, Kiel kanalını tahrip edecek ve genel olarak Almanya'nın kuzey deniz kıyılarını torpille kuşatacaktır.

    Güney Harekat Planı
    Lloyd George Planı: Lloyd George planının esası ilkbaharda kuvveti 700 bin kişiye varacak olan yeni birliklerin Fransa'da Batı cephesine gönderilmeyip Balkanlar'da kullanılmasıdır. Lloyd George ayrıca Türklerin Süveyş kanalına saldırdıkları sırada, Suriye'ye 100 bin kişilik bir kuvvet çıkararak 80 bin kişilik Türk ordusunu mağlup etmeyi de düşünmüştür. Böylelikle Suriye ele geçirilmiş ve Kafkasya ile sıkışık durumda bulunan Ruslara yardım edilmiş olunur.
    Amiral Fisher Batı cephesini Baltık yolu ile Kuzeyden çevirmeyi, Lloyd George ise aynı işi Balkanlar'dan veya Adriyatik kıyılarından yapmayı istemektedir.

    Almanya Harekatı
    JOFR Planı: Bu düşüncede olanlar her şeyi bir kenara bırakarak ilk olarak Almanya'yı ezmeyi istemektedirler. Buna klagib düşünce ve plan denilebilir. Bunu isteyenler, elde edilecek bütün kuvvetlerini, yani en çok ingiltere'de önce gönüllü sonra mecburi olarak silah altına alınan ve alınacak olan birkaç milyon askerin hepsini veya hemen hepsini Batı cephesine yığmak ve Alman ordusunu kemire kemire ezmek düşüncesindedirler. Bu düşünceler ileri sürenlerin başında Fransız orduları başkomutanı Jofr ile ingiltere imparatorluk genel kurmay başkanı General (sonra mareşal) Robertson bulunmaktadır.

    Boğazlar Harekatı

    Churchill-Hankey'in Boğazları Zorlama Planı: Baltık denizine girmek planı da kısmen deniz bakanının düşünceleri arasında olmakla birlikte Churchill, hemen bütün gücünü Çanakkale'nin zorlanması üzerinde toplayacaktır. O sırada ingiltere'de Osmanlı Devleti, düşmanların en zayıfı sayılıyordu. O, Almanya'dan damla damla ve adeta kaçak gibi Romanya ve Bulgaristan yolu ile silah ve cephane alabiliyordu, dolaysıyla Türk'ün kahramanlığını göz önünde tutmayanlar Boğazları zorlamayı nispeten kolay sayabilirlerdi.
    Tümünü Göster
    ···
  9. 34.
    -1
    burada yazılmışı var beyler okuyun (bkz: bodrumda yaşadığım sex hikayemi anlatıyorum)
    ···
  10. 35.
    +1
    amk biz bu malı görmüyoruz bile dalyarak

    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always

    bu şekilde takip edin sadece alwaysin entrylerini görürsününüz diğer abazanda sadece kendini gibmiş olur

    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    ···
  11. 36.
    0
    caps isterük
    ···
  12. 37.
    0
    caps isterük
    ···
  13. 38.
    0
    ingiltere'deki tüm kuğular kraliçenin malıdır ve kuğulara zarar verenler ağır şekilde cezalandırılır.
    ···
  14. 39.
    0
    caps ver bin
    ···
  15. 40.
    0
    @1 sözünde duramadığı için eli ayağı birbirine dolaştı bi gib yazamıyo simdi .
    ···
  16. 41.
    0
    Trablusgarp Savaşı

    2. Meşrutiyet'in ilanından sonra, Osmanlı Devleti ile yabancı devletler arasındaki ilişkilerde meydana gelen gelişmeler içerisinde savaşla sonuçlanan ilk büyük olay, Osmanlı-italya Savaşı oldu. Bu savaş, her şeyden önce italya'nın sömürgecilik politikasının ve Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu bunalımların bir sonucuydu.

    italya, 19. yüzyılın ikinci yarısında, Almanya gibi siyasal birliğini kurarak güçlü bir devlet durumuna gelmişti. Dünya üzerindeki zengin sömürgeler, güçlü emperyalist devletlerce paylaşıldığından, italya ancak zayıf devletlerin elindeki toprak parçalarını alarak hedefine ulaşabilirdi.

    Ülkesine çok yakın olan Trablusgarp, Osmanlı Devleti'nin Afrika'da kalan son toprağı idi. Trablusgarp yoluyla, Afrika'nın ortalarına kadar inebileceğini hesaplayan italya, Rusya ile yaptığı Racconigi Antlaşması'yla (1909), onun da desteğini sağlamıştı.

    italya, Rusya'dan başka diğer devletlerin de desteğini sağlamıştı. italya; Trablusgarp ve Bingazi'nin uygarlık bakımından geri bırakıldığı, burada yaşayan italyanlara kötü davranıldığını bahane ederek, 28 Eylül 1911'de bu bölgeyi işgale başladı. italyanlar Trablusgarp, Tobruk, Derne ve Bingazi'ye asker çıkardılar.

    ingiltere, Kuzey Afrika'daki bu önemli işgal hareketine kayıtsız kalmış, hatta destek bile olmuştur. Çünkü Akdeniz'de Fransa'ya karşı italya'yı bir denge unsuru olarak kullanmak istiyordu. ingiltere, Fransa'nın yerleşmiş olduğu Cezayir ve Tunus arasında, bir tampon bölgenin kurulmasından yanaydı.

    Osmanlı Devleti, işgal karşısında, büyük devletlerden arabuluculuk yapmalarını ve savaşı durdurmalarını istemişti. Devletler, savaş karşısında tarafsız kalacaklarını ilan edince Osmanlı Devleti, italya ile karşı karşıya kaldı.

    Osmanlı Devleti'nin işgal karşısında Trablusgarp'ta çok az askeri vardı. Makedonya, Arnavutluk ve diğer yerlerde meydana gelen isyanlar dolayısıyla Osmanlı Hükümeti, savaş için hazırlıkları tamamlayamamıştı. ingiltere'nin de Mısır'da tarafsızlığı ilan etmesi ile karadan bağlantı da kesilmiş oldu. Osmanlı'da deniz gücü de yetersiz olunca, denizden yardım ümidi de sona erdi.

    Bütün bu olumsuzluklara rağmen, istanbul'da bulunan bazı kurmay subaylar, zor şartlar altında Trablusgarp'a ulaştılar. Mustafa Kemal ve Enver Paşa gibi komutanlar, halkı italyanlar'a karşı örgütleyerek iyi bir savunma cephesi oluşturmuşlardı. italya bu savunma karşısında güç duruma düşmüştü.

    Osmanlı Hükümeti'nin italya'ya uyguladığı ekonomik ambargo da italya'da önemli etkiler meydana getirdi. italya, kesin bir başarı sağlayamayınca, Akdeniz'e yönelerek, 17 Mayıs 1912'de Oniki Ada'yı işgal etmişti.

    Osmanlı Devleti'nin bu tarihlerdeki durumu da iyi değildi. isyanlar artmış, hükümet bunalımı meydana gelmiş, parti çekişmeleri başlamıştı. Osmanlı'nın dış politikadaki yalnızlığı sürüyordu. Bu durumdan yararlanan Balkan Devletleri, Osmanlı Devleti'ne karşı savaş hazırlığına girişmişlerdi. Balkanlardaki bu durum, Osmanlı Devleti'ni italya ile barış yapmaya zorlamıştı.

    Uşi Antlaşması (18 Ekim 1912)

    Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Bingazi'yi boşaltacak.

    italya, Oniki Ada'yı Osmanlı Devleti'ne geri verecek, ancak Balkan Savaşı bitinceye kadar Yunan işgaline karşı italya'nın elinde geçici olarak bulunacak.

    Trablusgarp'ta Naip adıyla bir temsilci, Padişah adına bulunacak.

    italya, kapitülasyonların kaldırılmasında, Osmanlı Devleti'ne yardım edecek.

    Uşi Antlaşması'yla, Osmanlı-italya Savaşı sona ermiş oldu. Kuzey Afrika'daki son toprak parçamız da kaybedilmiştir. Kuzey Afrika'daki kayıp, sırası şöyledir: Cezayir (1930 Fransa), Tunus (1881 Fransa), Mısır (1882 ingiltere).

    Ege Adaları'nın bir kısmına, dolayısıyla Ege Denizi'ne ve Anadolu Kıyılarına büyük bir devlet, geçici olarak da olsa yerleşmiştir. Oniki Ada, elimizden fiilen çıkmış, italyanlar, Ege Denizi'ne yerleşmişlerdir.

    Kuzey Afrika'da, italyan sömürgeciliği başlamış, Doğu Akdeniz'de güçler dengesi bozulmuş, böylece italya, etkisi olan bir devlet haline gelmiştir.

    Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durum ortaya çıkmış, topraklarını koruyamayacağı bir kez daha anlaşılmış, Balkan Savaşı'nın başlamasına cesaret vermiştir.
    Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et
    Tümünü Göster
    ···
  17. 42.
    0
    caps ver bin.
    ···
  18. 43.
    0
    caps nerde lan
    ···
  19. 44.
    0
    gibiş var
    ···
  20. 45.
    0
    am var dediler geldik
    ···