1. 626.
    0
    Malazgirt Muharebesi, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans imparatoru IV. Romen Diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. Alp Arslan'ın zaferi ile sonuçlanan Malazgirt Muharebesi, "Türklere Anadolu'nun kapılarını açan temsili savaş" olarak bilinir.[kaynak belirtilmeli]

    1060'lar süresince Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan Türk müttefiklerinin Ermenistan ve Anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve Türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında Romen Diyojen Türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat Koçhisar şehrini geri almasına rağmen Türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında Türkler (Alparslan komutanlığında), günümüzde Muş'un bir ilçesi olan Malazgirt'te Manzikert (Bizans dilinde Malazgirt) ve Erciş kalelerini ele geçirdi. Daha sonra Türk ordusu Diyarbakır'ı (Amid) aldı ve Bizans yönetimindeki Urfa'yı kuşattı. Ancak alamadı. Türk Beylerinden Afşin Beyi de güçleri arasına katıp Halep'i aldı. Alp Arslan Halep'de konaklarken Türk atlı birliklerinin bir kısmına ve Akıncı Beylere Bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. Bu sırada da Türk akınlarından ve son gelen Türk ordusundan çok rahatsız olan Bizanslılar tahta ünlü komutan Romen Diyojeni çıkardılar. Romen Diyojen'de büyük bir ordu kurup Konstantinopolis (bugünkü istanbul)'ten ayrıldı(13 mart 1071). Ordunun mevcudu 200.000 olarak tahmin ediliyor. Matthew of Edessa Bizans ordusunun sayısını 1 milyon olarak veriyor [1].

    Bizans ordusu düzenli Rum ve Ermeni birlikleri dışında ücretli Slav, Got, Frank, Gürcü, Uz, Peçenek, Kıpçak askerlerinden oluşuyordu. Ordu ilk olarak Sivas'ta dinlendi. Burada halkın çoşkuyla karşıladığı imparator halkın dertlerini dinledi. Şikayetler üzerine de şehrin Ermeni mahallesini yıktırıp, bir kısmını öldürüp önderlerini şehirden sürdü. Haziran 1071'de Erzurum'a vardı. Orada, Diyojen'in generallerinden bazıları Selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve Alp Arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. Nikeforos Bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. Sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.[2]

    Diyogen, Alp Arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve Malazgirt'i ve hatta Malazgirt yakınındaki Ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek Van Gölü'ne doğru ilerledi. Öncü kuvvetlerini Malazgirt'e gönderen imparator ana kuvvetleriyle yola çıktı. Bu sıradada Halep'te bulunan sultana elçiler göndererek kaleleri geri istedi. Elçileri Halep'te karşılayan Sultan teklifi reddetti. Mısır'a hazırladığı seferden vazgeçip Malazgirt'e doğru 50.000 kişilik ordusuyla yola çıktı. Casuslarının verdiği bilgiyle Bizans ordusunun büyüklüğünü bilen Alp Arslan Bizans imparatorunun gerçek hedefinin isfahan'a (Bugünkü iran) girmek ve Büyük Selçuklu Devletini yıkmak olduğunu sezdi.

    Ordusundaki yaşlı askerilerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle Erzen ve Bitlis yolundan Malazgirt'e varan Alp Arslan komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için Savaş Meclisini topladı. Romen Diyojen ise savaş planını hazırlamıştı. ilk saldırı Türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumunda da karşı saldırıya geçeceklerdi. Alp Arslan ise "Hilal Taktiği" konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı. Malazgirt Muharebesi, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans imparatoru IV. Romen Diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. Alp Arslan'ın zaferi ile sonuçlanan Malazgirt Muharebesi, "Türklere Anadolu'nun kapılarını açan temsili savaş" olarak bilinir.[kaynak belirtilmeli]

    1060'lar süresince Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan Türk müttefiklerinin Ermenistan ve Anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve Türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında Romen Diyojen Türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat Koçhisar şehrini geri almasına rağmen Türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında Türkler (Alparslan komutanlığında), günümüzde Muş'un bir ilçesi olan Malazgirt'te Manzikert (Bizans dilinde Malazgirt) ve Erciş kalelerini ele geçirdi. Daha sonra Türk ordusu Diyarbakır'ı (Amid) aldı ve Bizans yönetimindeki Urfa'yı kuşattı. Ancak alamadı. Türk Beylerinden Afşin Beyi de güçleri arasına katıp Halep'i aldı. Alp Arslan Halep'de konaklarken Türk atlı birliklerinin bir kısmına ve Akıncı Beylere Bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. Bu sırada da Türk akınlarından ve son gelen Türk ordusundan çok rahatsız olan Bizanslılar tahta ünlü komutan Romen Diyojeni çıkardılar. Romen Diyojen'de büyük bir ordu kurup Konstantinopolis (bugünkü istanbul)'ten ayrıldı(13 mart 1071). Ordunun mevcudu 200.000 olarak tahmin ediliyor. Matthew of Edessa Bizans ordusunun sayısını 1 milyon olarak veriyor [1].

    Bizans ordusu düzenli Rum ve Ermeni birlikleri dışında ücretli Slav, Got, Frank, Gürcü, Uz, Peçenek, Kıpçak askerlerinden oluşuyordu. Ordu ilk olarak Sivas'ta dinlendi. Burada halkın çoşkuyla karşıladığı imparator halkın dertlerini dinledi. Şikayetler üzerine de şehrin Ermeni mahallesini yıktırıp, bir kısmını öldürüp önderlerini şehirden sürdü. Haziran 1071'de Erzurum'a vardı. Orada, Diyojen'in generallerinden bazıları Selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve Alp Arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. Nikeforos Bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. Sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.[2]

    Diyogen, Alp Arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve Malazgirt'i ve hatta Malazgirt yakınındaki Ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek Van Gölü'ne doğru ilerledi. Öncü kuvvetlerini Malazgirt'e gönderen imparator ana kuvvetleriyle yola çıktı. Bu sıradada Halep'te bulunan sultana elçiler göndererek kaleleri geri istedi. Elçileri Halep'te karşılayan Sultan teklifi reddetti. Mısır'a hazırladığı seferden vazgeçip Malazgirt'e doğru 50.000 kişilik ordusuyla yola çıktı. Casuslarının verdiği bilgiyle Bizans ordusunun büyüklüğünü bilen Alp Arslan Bizans imparatorunun gerçek hedefinin isfahan'a (Bugünkü iran) girmek ve Büyük Selçuklu Devletini yıkmak olduğunu sezdi.

    Ordusundaki yaşlı askerilerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle Erzen ve Bitlis yolundan Malazgirt'e varan Alp Arslan komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için Savaş Meclisini topladı. Romen Diyojen ise savaş planını hazırlamıştı. ilk saldırı Türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumunda da karşı saldırıya geçeceklerdi. Alp Arslan ise "Hilal Taktiği" konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı.
    Tümünü Göster
    ···
  2. 627.
    0
    Mısır (Arapça: مصر Mısr/Masr) adıyla bilinen Mısır Arap Cumhuriyeti (Arapça: Cumhûriyet Masr'al Arabiye) Kuzey Afrika'nın en kalabalık ülkesidir. Nüfusun büyük bir bölümü Nil Nehri boyunca yerleşmiştir.
    Asya kıtasında yer alan bölümü Sina Yarımadası ile birlikte 1.020.000 km²'lik bir yüzölçüme sahiptir. Batıda Libya, güneyde Sudan ve kuzeydoğuda Filistin ve israil'le kara sınırı bulunmaktadır. Mısır'ın kuzeyde Akdeniz'e, doğuda Kızıldeniz'e kıyısı bulunmaktadır.
    Mısır antik medeniyetiyle ünlü bir ülkedir ve dünyanın en çok ilgi çeken tarihsel anıtları yine buradadır. Gize Piramitleri, Karnak Tapınağı ve Krallar Vadisi en önemli tarihsel anıtlardır.
    Coğrafik olarak, Aşağı ve Yukarı şeklinde tanımlanan Mısır'da ekonomi; turizm, Nil ve aluvyonlu mümbit topraklarda yetişen Dünya'nın en kaliteli uzun elyaflı pamuğu Gize ile tekstil ürünleri ihracatına dayanmaktadır. Müslüman Kardeşler Örgütü'nün çeşitli dönemlerde Piramitlerde, Şarm El Şeyh'te gerçekleştirdikleri bombalı saldırılar turizm gelirlerini dönemsel olarak etkilese de Uzak Doğulu turistler için Mısır her zaman çekim merkezidir. Kahire dünyanın en büyük zincirlerinin 5 yıldızlı otelleriyle yoğun konaklama imkanına sahiptir. Nil boyunca dünyanın en önemli üç medeniyetinden biri olarak tanımlanan Eski Mısır'ın tapınaklarını görerek Assuan'a kadar gerçekleştirilen gemi turları ilgi çekicidir. Asvan Müzesi'nde Yukarı Mısır medeniyetinin örnekleri ve günlük yaşamın sergilenmesi, Sudan ile etkileşimin yerli figürlerle desteklenen sergilenişi enteresan gelebilir. Dünyanın en büyük barajlarından biri olarak Enver Sedat tarafından inşa ettirilen Asvan barajının yapımı esnasında yerinden taşınan Büyük Tapınak, Firavunların inşa ettirdikleri ile Nil boyunca göreceğiniz Roma etkisini taşıyan tapınaklar o günün mimari bilgisini değerlendirmek adına Gize piramitleri kadar değerlidir. Nil'in iki kıyısında kurulmuş şehirlerde yerel geleneksel ürünleri temin edebilecek pazarlarda özellikle dünyaca ünlü papirüs ürünlerinde hem kalite hem de fiyat pazarlığı konusunda son derece dikkatli olunmalıdır. Kendilerini papirüs enstitüsü olarak isimlendiren Gize bölgesindeki dükkanlarda yüksek fiyatlardan büyük indirim yapılarak satılan papirüslerin Khan El Halil gibi çarşılarda son fiyatın dörtte bir fiyatına alınması mümkündür.
    Kendisine yetecek kadar olan petrolünü halkına ucuz olarak sunan Mısır'da ücretler oldukça düşüktür. Ancak hayatın sürdürülmesi için gereken zorunlu ihtiyaçlar da son derece ucuzdur. Son yıllarda gerçekleştirilen özelleştirme işsizliği arttırdığı için sosyal patlama yaşanmaması amacıyla yavaş ilerlemektedir. Genelde istihdam devlet tarafından sağlanmaktadır. Çalışma saatleri; iklimsel özellikler nedeniyle genel olarak sabah 8 ile 15 arasındadır. Özel sektörde çalışma saatleri uzundur. Yeni yetişen üniversite mezunu nesil için iş olanakları kısıtlıdır. Yabancı yatırımı özendiren indirim ve vergi ayrıcalıkları ile önemli bir girdi sağlanmışsa da nitelikli çalışan temininde yaşanan güçlükler yatırımcı yönünden olumsuz etki yaratmaktadır. Son zamanlarda Türkiye'nin önemli tekstil gruplarının da Mısır'daki nitelikli serbest bölgelerde yatırım konusunda çalışmalar yaptığı gözlenmektedir.
    Sabahın ilk saatlerine kadar açık olan dükkanlardaki alışveriş, ailelerin doldurduğu kordonboyu kahvehaneleri Kahire, iskenderiye gibi büyük şehirlerde hayatın 24 saat sürdüğünün işaretidir. Çarşı olarak; Kahire'deki Khan El Halil görülmesi gereken bizdeki Kapalı Çarşı tarzında önemli bir mekandır. Tarihi turizm gelirine dönüştürmekte başarılı olan Mısır'da görülmesi tavsiye edilecek bir mekan da Kahire'deki Firavunlar Köyü'dür. Nil'in kenarında ayrılmış özel bölümde Firavunlar çağındaki yaşam canlı oyuncular tarafından tasvir edilmektedir. Mısır'ın liman kentleri; Port Said ve iskenderiye'dir. Ticaret kapasitesi (pamuk, gıda,tarım ürünleri) , endüstriyel işlevi (petrol rafinerisi, tekstil ürünleri, kağıt,plastik) ve limanıyla (taşımacılık) birinci önemdeki iskenderiye, Mısır'ın ikinci büyük kenti, düzen ve yaşam tarzı olarak izmir'i andırır. Uzun bir kordonboyuna sahip olan kentte yerleşim kıyı boyunca yayıldıktan sonra kıyıdan içeriye doğru gelişmiştir. Dünyanın yedi harikasından biri olarak nitelendirilen iskenderiye Feneri bugün sadece kartpostallarda yer almaktadır. Çok lezzetli Akdeniz balıklarını yeme şansını bulabileceğiniz modern balık restoranları (Balık Pazarı) özellikle öğle yemeği zamanı saat 15'ten gecenin ilerleyen saatlerine kadar doludur. Mısır'a özgü kebaplar ve aşure ile muhallebi karışımı tatlısı "Umm'ali" tadabileceğiniz oryantal restoranlarda (Abu Shakra) kaliteli servis sunulmaktadır. Şehrin valiliğince kordonboyundaki binaların dış yüzey yenilemesi yapılarak görüntü kirliliğine son verilmiştir. Özellikle tarihi dokuyu koruyan tedbirlerin alınmasıyla Mısır'ın tarih ve turizm ilişkisinin gücüne verdiği önem örnek alınasıdır. Büyük zelzelede yıkılmış tarihteki ilk kütüphane olan iskenderiye Kütüphanesi, Bayan Mübarek'in koruması altında Unesco desteğiyle eski yerinde yeniden inşa edilerek açılmıştır. Modern mimarisi ve açılan önemli sergiler yönünden gezilmesi önerilir. Gezilecek diğer yerler arasında Kral Faruk'un Yazlık Sarayı, Sanat Müzesi, kale, Pompey sütunu, Roma-Mısır dini sembollerini taşıyan Kom el Sukkfa adıyla bilinen katlı mezarlar ve Kom el Dikka Roma Hamamları yeralır.
    Uzun yıllar Osmanlı hakimiyetinde kalan Mısır'da Osmanlı Paşalarının sülalelerinden gelmekle öğünen birçok yerli aile sosyal hayatta önemli yerlerdedir. Osmanlı sonrasında yerleşen ingilizler'in getirdikleri "kulüp" anlayışı Mısırlılar için ayrıcalığın simgesidir. Nesilden nesile verasetle de geçen üyelikler kişinin sosyal statüsünü belirlemekte önemli role sahiptir.
    Herbiri ayrı mimari özellikler taşıyan camilerin yanında inşa edilmiş kilise ve sinagoglar ilginç bir dinsel doku görüntüsü vermektedir. Müslümanlar için hafta tatili Cuma günü olup Hıristiyan ve Yahudi Mısır vatandaşları Cumartesi ve Pazar günleri tatil yapmaktadırlar. Bankalar Cuma/Cumartesi kapalıdır.
    Tümünü Göster
    ···
  3. 628.
    0
    MISIR

    DEVLETiN ADI: Mısır Arap Cumhûriyeti
    BAŞŞEHRi: Kahire
    NÜFUSU: 55.979.000
    YÜZÖLÇÜMÜ: 1.001.449 km2
    RESMi DiLi: Arapça
    DiNi: islâm
    PARA BiRiMi: Mısır Lirası
    Kuzeydoğu Afrika’da yer alan, Kuzeyden Akdeniz ve doğudan Kızıldeniz’le kuşatılmış ve Sina Yarımadası ile Asya kıtasına da taşan bir ülke.

    Târihi

    Dünyânın zengin bir mâziye sâhip olan ülkelerinden biri de Mısır’dır. Mısır, târih boyunca birçok medeniyetin beşiği olmuştur. Arkeolojik kazılardan çıkarılan neticelere göre, bilinen ilk târihi M.Ö. 5000 yıllarında kurulmuş olan, Aşağı ve Yukarı Mısır Krallıkları ile başlar. Bunlardan en eskisi Firavunlar dönemidir.

    Bugüne kadar sır olarak kalan ve dünyânın yedi hârikası arasında birincisi olan piramitler, bunların zamanlarında yaptırılmıştır. Piramitlerin inşâsında kullanılan ve bâzıları 15 tona ulaşabilen dev taş blokların taşınması, hesaplarının “pi” sayısına uygun olması ve en ücrâ yerlerinin aydınlatılması gibi sırlar hâlen çözülememiştir. Ayrıca teşekkülleri ayrı bir muamma olan ve rüzgârlar tesiriyle çeşitli hayvan şekillerini alan sfenksler de, bugün hayretleri üzerlerine çekmektedirler. Bunu Menes Hânedanlığı ve arkasından Pers hâkimiyeti tâkip eder. Perslerin, Kiyaniyan şahlarının sonuncusu olan Dârâ; Erbil’de mağlup olunca Mısır, Makedonya Kralı Filip’in oğlu iskender’in eline geçti. iskenderiye şehrini kurdu. Elde ettiği zaferleriyle ahlâkı bozuldu. Sonunda işret ve sefâhetle öldü. Bundan sonra Mısır, 640 yılına kadar Roma ve Bizans hâkimiyetinde kaldı.

    Bu târihte hazret-i Ömer, Eshâb-ı kirâmdan Amr ibni Âs komutasındaki bir orduyu Mısır’ın fethine gönderdi. Mısır feth edilerek burada El-Fustat (Eski Kahire) garnizonu kuruldu. Bu târihlerde bütün Mısır halkı islâmiyetle şereflendi.

    Halîfe hazret-i Muâviye zamânında Arapça, halkın dili hâline geldi. Din ve dil berâberliği sağlanmış olan Mısır, Abbâsiler döneminde refah ve huzur bakımından altın bir devir yaşadı. Abbâsilerden sonra 1171 târihine kadar Fâtımîlerin elinde kaldı. Bu târihte Selâhaddîn Eyyûbî tarafından fethedildi. Eyyûbîlerden sonra 16. yüzyıla kadar Mısır, Türk asıllı Memlük Sultanlarınca idâre edildi. Memlûkler zamânında idârî, askerî, iktisâdî ve daha birçok alanda yenilikler yapıldı. Mısır tüccarları, ülkenin stratejik ve iktisâdî mevkiinin verdiği avantajlardan geniş çapta faydalanarak Çin-Avrupa arası ticâreti ellerine geçirdiler.

    Aynı târihlerde Osmanlı Devleti yükselme devrini yaşamaktaydı. Pâdişâh Yavuz Sultan Selim Han, 1516’da Mısır Seferine çıktı. Önce Mercidâbık Ovasında Memlükleri kesin bir şekilde mağlup etti. Sina Çölünü 13 günde zâyiat vermeden geçti. Arkasından Ridâniye’de Memlükleri tekrar yenerek Mısır’ı Osmanlı topraklarına kattı. Böylece Osmanlı Devleti üç büyük kıtada topraklara sâhip olmuş ve buralarda islâmiyetin yayılmasına ve kuvvetlenmesine hizmet etmiştir.

    ingiltere’nin Hindistan yolunu kapatmak maksadıyla Fransa imparatoru Napolyon Bonoparte, 1798’de Mısır’ı işgâl etti. Fakat Akka Kalesinde Cezzar Ahmed Paşa tarafından hezîmete uğratıldı. Bunun üzerine Fransızlar geri çekildiler. Bu arada Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Mısır’a yardım için gönderildi. Fransızlar yenilerek, 1801’de tamâmen çekildi. Mehmed Ali Paşa ise Mısır’da kalarak vâli oldu. Batı ülkelerinden teknik malzeme ve uzman personel getirtti. Birçok medrese ve okullar açarak Mısır’ın en güçlü lideri oldu. Kurduğu Mısır donanmasını 1827 Osmanlı-Yunan Savaşında yardım için gönderdi. Ayrıca tarımın gelişmesi için kanallar açtırdı ve Mısır ekonomisini zenginleştirdi. Kavalalı Mehmed Ali Paşa dînine bağlı iyi bir insandı. Bundan sonra Mısır bozuldu. Yerine büyük oğlu ve Cidde Vâlisi olan ibrâhim Paşa geçti. ibrâhim Paşa, Sultan Mahmûd Hanın emriyle Vehhâbilerle harp ederek başşehirleri Der’iyye’yi aldı. Sonra Mora isyânını bastırdı. Bu arada Sultan ikinci Mahmûd Hana isyan ederek Kütahya’ya kadar geldi. Suriye, Adana ve Mısır ona verildi. Halîfeden, müstakil vâli demek olan (Hidiv) ünvânını aldı. ikinci defâ isyan ettiyse de ingiltere işe karıştı ve Suriye tekrar Osmanlılarda kaldı. 1848’de vefâtından sonra yerine Birinci Abbas, bundan sonra da 1854’te ibrâhim Paşanın oğlu Saîd Paşa hidiv oldu. Saîd Paşa, Süveyş Kanalını ve Port Saîd şehrini yaptırdı. Bunun ölümünden sonra kardeşiismâil Paşa hidiv oldu. Bunun 1879’da azl edilmesi üzerine, oğlu Tevfik Paşa yerine geçti. ingilizler bunun zamânında Mısır idâresine karıştı.

    Bu yıllarda Cemâleddin-i Efganî’nin reisliğini yaptığı Kahire Mason Locası üyeleri, ingilizlerle işbirliği hâlinde faâliyette bulunuyordu. Din adamı olarak tanıtılan Abduh da bunların aralarındaydı. Ekonomik ve askerî açıdan iyice zayıflamış olan Mısır, böylece 1882’de ingilizlerce işgâl edildi.

    ingilizler, meşhur câsus yüzbaşı Lavrens kanalıyla halk arasında bölücü fitneler çıkartarak başta Mısır, Ürdün, Irak ve Suudi Arabistan’ı karıştırdılar. ittihatçıların bâsiretsiz ve kararsız siyâsetleri bu gelişmeleri önleyemedi ve bu ülkelerin yavaş yavaş Osmanlı Devletinden ayrılmasına sebep oldu. Böylece ingiliz kontrolüne geçen Mısır’da Tevfik Paşadan sonra sırayla Abbas Hilmi Paşa, Hüseyin Kâmil Paşa ve Ahmed Fuad Paşalar başa geçti. Fuad Paşa, Osmanlılardan tamâmen ayrılarak melik adını aldı. 1936’da ölümü üzerine oğlu Fâruk, melik oldu. ikinci Dünyâ Harbi esnâsında Alman ve italyan birlikleri Mısır’a saldırmışlardı. Mısır, 1945’e kadar harbe katılmadı. Bu târihte Japonya ve Almanya’ya karşı harp îlân etti. Aynı yıl bağımsızlığını da elde ederek BM’e üye oldu.

    iç isyanlar, dış borçlar, kanal problemi ve çeşitli harbler Mısır’a ağır külfetler getirmişti. Bu yüzden 1952 yılında askerî ihtilal oldu ve Melik Fâruk yurt dışına çıkarıldı. Ertesi yıl cumhuriyet ilân edildi ve general Necib Cumhurbaşkanı oldu. 1956’da Sudan, Mısır’dan ayrıldı. Askerî ihtilâl, genç subaylar tarafından yapılmıştı. Bunların içinde bulunan Cemal Abduh Nâsır, ordu içinde durumu en güçlü olanıydı. iki sene sonra Cumhurbaşkanı Necib’in askerî idâreye son vermek istemesi üzerine, zâten farklı fikirler taşıyan Nâsır, Necib’i tutuklatarak Mısır’ı ele geçirdi.

    Nâsır, uyguladığı politika ile sosyalizmi Mısır’a getirdi. Mısır’ı batı dünyâsından kopararak Rusya’nın kucağına düşürdü. Rus askerî ve teknik yadımlarına kapılarını açtı. Çeşitli sebeplerle yaklaşık 60 bin Müslümanı zindanlara attırdı. Bir çok kuruluşları devletleştirdi. Zehirli fikirlerini diğer Arap ülkelerine de bulaştırdı. 1958-61 yılları arasında Suriye ile birleşme faaliyetine girdiyse de, Suriye, 1961 yılında bundan vazgeçti. Bu arada israil’le anlaşmazlıklar başladı. Zamanla Mısır-israil münâsebetleri gerginleşti. Nâsır, Süveyş Kanalını millîleştirince, ingiltere, Fransa ve israil, Mısır’a saldırmış, fakat ABD ve Rusya’nın îkazları ile saldırı durmuştu. israil sınırına ve Akabe Körfezine BM gücü yerleştirilmişti. Nâsır, 1967’de bu kuvvetleri geri çektirdi. Kanalı israil gemilerine kapattı. Bunun üzerine israil, Mısır’a taarruz ederek, Mısır Hava Kuvvetlerini imhâ etti. Altı gün süren muhârebelerden sonra israil, Sina bölgesini işgâl etti.

    1970’te Nâsır ölünce yerine Enver Sedat geçti. Mısır, 1973’te israil’e taarruz etti. 1975 ve 1977 müzâkereleri sonunda Camp David zirvesi gerçekleşti. Buna göre, israil, Sina’dan çekilirken Mısır, Kanalı israil gemilerine açmayı kabûl etti.

    Sedat döneminde Mısır, Rus tesirinden ve sosyalizmden ayrıldı. israil’le barış yaparak, ABD’ye yanaştı. Nasır politikasının tersine, Mısır’ı liberal ve hür dünya sistemine getirdi, fakat Arap dünyâsındaki liderliği sarsıldı ve ordu desteği zayıfladı. Nihâyet Sedat 6 Ocak 1981’de bir suikast neticesi öldürüldü. Yerine eski Hava Kuvvetleri Komutanı Hüsnü Mübârek başkan oldu. Ocak 1991 Körfez harekatında müttefik kuvvetler yanında yer alan Hüsnü Mübarek dış borçlardan kurtulmak için çeşitli çarelere baş vurmaktadır.

    Fizikî Yapı

    Kuzeydoğu Afrika’da yer alıp, Sina Yarımadası ile Asya’ya bağlanan Mısır’ın
    Tümünü Göster
    ···
  4. 629.
    0
    @1 tam bir huur çocuğusun hikayenden çok arada yazılanlara gülüyorum yarıldım aq eğrelti otunu yazmışlar 1. dünya savaşını anlatmışlar vikipediacı binler gece gece yardınız beni aq. böyle daha güzel senin hikayede iyi gidiyo arada
    ···
  5. 630.
    0
    malazgirt muharebesi, 26 ağustos 1071 tarihinde, büyük selçuklu hükümdarı alparslan ile bizans imparatoru iv. romen diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. alp arslan'ın zaferi ile sonuçlanan malazgirt muharebesi, "türklere anadolu'nun kapılarını açan temsili savaş" olarak bilinir.[kaynak belirtilmeli]

    1060'lar süresince büyük selçuklu sultanı alp arslan türk müttefiklerinin ermenistan ve anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında romen diyojen türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat koçhisar şehrini geri almasına rağmen türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında türkler (alparslan komutanlığında), günümüzde muş'un bir ilçesi olan malazgirt'te manzikert (bizans dilinde malazgirt) ve erciş kalelerini ele geçirdi. daha sonra türk ordusu diyarbakır'ı (amid) aldı ve bizans yönetimindeki urfa'yı kuşattı. ancak alamadı. türk beylerinden afşin beyi de güçleri arasına katıp halep'i aldı. alp arslan halep'de konaklarken türk atlı birliklerinin bir kısmına ve akıncı beylere bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. bu sırada da türk akınlarından ve son gelen türk ordusundan çok rahatsız olan bizanslılar tahta ünlü komutan romen diyojeni çıkardılar. romen diyojen'de büyük bir ordu kurup konstantinopolis (bugünkü istanbul)'ten ayrıldı(13 mart 1071). ordunun mevcudu 200.000 olarak tahmin ediliyor. matthew of edessa bizans ordusunun sayısını 1 milyon olarak veriyor [1].

    bizans ordusu düzenli rum ve ermeni birlikleri dışında ücretli slav, got, frank, gürcü, uz, peçenek, kıpçak askerlerinden oluşuyordu. ordu ilk olarak sivas'ta dinlendi. burada halkın çoşkuyla karşıladığı imparator halkın dertlerini dinledi. şikayetler üzerine de şehrin ermeni mahallesini yıktırıp, bir kısmını öldürüp önderlerini şehirden sürdü. haziran 1071'de erzurum'a vardı. orada, diyojen'in generallerinden bazıları selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve alp arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. nikeforos bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.[2]

    diyogen, alp arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve malazgirt'i ve hatta malazgirt yakınındaki ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek van gölü'ne doğru ilerledi. öncü kuvvetlerini malazgirt'e gönderen imparator ana kuvvetleriyle yola çıktı. bu sıradada halep'te bulunan sultana elçiler göndererek kaleleri geri istedi. elçileri halep'te karşılayan sultan teklifi reddetti. mısır'a hazırladığı seferden vazgeçip malazgirt'e doğru 50.000 kişilik ordusuyla yola çıktı. casuslarının verdiği bilgiyle bizans ordusunun büyüklüğünü bilen alp arslan bizans imparatorunun gerçek hedefinin isfahan'a (bugünkü iran) girmek ve büyük selçuklu devletini yıkmak olduğunu sezdi.

    ordusundaki yaşlı askerilerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle erzen ve bitlis yolundan malazgirt'e varan alp arslan komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için savaş meclisini topladı. romen diyojen ise savaş planını hazırlamıştı. ilk saldırı türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumunda da karşı saldırıya geçeceklerdi. alp arslan ise "hilal taktiği" konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı. malazgirt muharebesi, 26 ağustos 1071 tarihinde, büyük selçuklu hükümdarı alparslan ile bizans imparatoru iv. romen diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. alp arslan'ın zaferi ile sonuçlanan malazgirt muharebesi, "türklere anadolu'nun kapılarını açan temsili savaş" olarak bilinir.[kaynak belirtilmeli]

    1060'lar süresince büyük selçuklu sultanı alp arslan türk müttefiklerinin ermenistan ve anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında romen diyojen türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat koçhisar şehrini geri almasına rağmen türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında türkler (alparslan komutanlığında), günümüzde muş'un bir ilçesi olan malazgirt'te manzikert (bizans dilinde malazgirt) ve erciş kalelerini ele geçirdi. daha sonra türk ordusu diyarbakır'ı (amid) aldı ve bizans yönetimindeki urfa'yı kuşattı. ancak alamadı. türk beylerinden afşin beyi de güçleri arasına katıp halep'i aldı. alp arslan halep'de konaklarken türk atlı birliklerinin bir kısmına ve akıncı beylere bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. bu sırada da türk akınlarından ve son gelen türk ordusundan çok rahatsız olan bizanslılar tahta ünlü komutan romen diyojeni çıkardılar. romen diyojen'de büyük bir ordu kurup konstantinopolis (bugünkü istanbul)'ten ayrıldı(13 mart 1071). ordunun mevcudu 200.000 olarak tahmin ediliyor. matthew of edessa bizans ordusunun sayısını 1 milyon olarak veriyor [1].

    bizans ordusu düzenli rum ve ermeni birlikleri dışında ücretli slav, got, frank, gürcü, uz, peçenek, kıpçak askerlerinden oluşuyordu. ordu ilk olarak sivas'ta dinlendi. burada halkın çoşkuyla karşıladığı imparator halkın dertlerini dinledi. şikayetler üzerine de şehrin ermeni mahallesini yıktırıp, bir kısmını öldürüp önderlerini şehirden sürdü. haziran 1071'de erzurum'a vardı. orada, diyojen'in generallerinden bazıları selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve alp arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. nikeforos bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.[2]

    diyogen, alp arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve malazgirt'i ve hatta malazgirt yakınındaki ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek van gölü'ne doğru ilerledi. öncü kuvvetlerini malazgirt'e gönderen imparator ana kuvvetleriyle yola çıktı. bu sıradada halep'te bulunan sultana elçiler göndererek kaleleri geri istedi. elçileri halep'te karşılayan sultan teklifi reddetti. mısır'a hazırladığı seferden vazgeçip malazgirt'e doğru 50.000 kişilik ordusuyla yola çıktı. casuslarının verdiği bilgiyle bizans ordusunun büyüklüğünü bilen alp arslan bizans imparatorunun gerçek hedefinin isfahan'a (bugünkü iran) girmek ve büyük selçuklu devletini yıkmak olduğunu sezdi.

    ordusundaki yaşlı askerilerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle erzen ve bitlis yolundan malazgirt'e varan alp arslan komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için savaş meclisini topladı. romen diyojen ise savaş planını hazırlamıştı. ilk saldırı türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumunda da karşı saldırıya geçeceklerdi. alp arslan ise "hilal taktiği" konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı.
    Tümünü Göster
    ···
  6. 631.
    0
    iklim

    Mısır, sıcak ve kurak bir iklime sâhiptir. Yaz ve kış olmak üzere iki mevsim hüküm sürer. Kış ayları sert olmayıp, oldukça yumuşaktır. Akdeniz kıyılarında yıllık yaklaşık 200 mm civârındaki yağışlardan başka, yağış pek görülmez. Güney bölgelerde yaz günleri 43°C’ye kadar ulaşabilen sıcaklık, kış aylarında 15°C civârına düşer. Mısır’ın gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkı ise yüksektir. Meselâ çöl bölgesinde gündüz 37°C olan sıcaklık, gece 15°C’ye kadar düşebilmektedir. Ülkeyi etkileyen kuzey rüzgârlarından başka Nisan ve Mayıs aylarında ortaya çıkan “hamsin” rüzgârı, kum fırtınalarına sebep olur. Bu kavurucu rüzgâr, ülkenin % 80’ini kaplayan Batı Sahrası’nın uzantısı olan batı ve güney çöllerinden doğuya doğru eser.

    Tabiî Kaynakları

    Mısır’ın kurak ve sıcak iklimi, ormanlık alanlarının olmasına ve bitki örtüsünün zenginleşmesine mâni olmuştur. Kıyı bölgeleri de, Nil kıyıları ve havzasıyla çöllerde bulunan vaha ve kuyular çevresinde bitki örtüsü yemyeşil ve verimlidir. Diğer bölgelerdeyse çoğunlukla sarı çöldür. Çöller genellikle kurak bitki örtüsüne sâhiptir. Ülkenin tek hayat kaynağı Nil suları, en önemli tabiî kaynağı teşkil eder. Nil Nehri suları, bugün kontrol altına alınmış ve dolayısıyla ülkenin sâdece 1/28’ini teşkil eden Nil Vâdisiyle bereketli deltasından yılda tek ürün yerine üç ürün alınmaktadır. Nil sularıyla meydana gelen güneyindeki Assuan sun’î gölünün çevresi 3000 km, yüzölçümü 5000 km2 ve en derin yeri 70 m’dir.

    Bitki örtüsü gibi, hayvanlar bakımından da vasat olan Mısır’da daha çok evcil hayvanlar görülür. Çöl olan bölgelerde umûmiyetle ceylan, nubian keçisi, sırtlan, çakal, çöl tilkisi, yabânî tavşan ve vaşak yaşamaktadır. Ayrıca birçok tür kuş ve yabânî ördek de bulunur. Yaylalık bölgelerdeyse kaba çuha ve devekuşu yaşar. Nil suları ise, tatlı su levreği bakımından zengindir.

    En önemli yeraltı kaynağı petroldür. Batı ve doğu çölleri, Süveyş Körfezi ve Sina Yarımadası petrol bakımından oldukça zengindir. Demir filizi, fosfat, kireçtaşı ve tuz diğer önemli tabiî kaynaklarıdır.

    Nüfus ve Sosyal Hayat

    Afrika veAsya arasında köprü ve Avrupa ile Hindistan ve Uzakdoğu arasında deniz ulaşımında geçiş merkezi olan Mısır, târih boyunca birçok istilâlara sahne olmuştur. Stratejik mevkii onu, Afrika Birliği, Arap Milliyetçiliği veislâm Dünyâsı gibi büyük meselelerde büyük nüfûza sâhip kılmıştır. Ülke coğrafyası, târihin en eski devirlerinden bu yana çok çeşitli milletlerin kaynaşması ile meydana gelen Mısırlıların % 99’unu dar bir havzada yaşamaya zorlayarak, birlik ve berâberliğin kolayca meydana gelmesine sebep olmuştur.

    Mısır, 55.979.000’lik nüfûsuyla, Nijerya’dan sonra Afrika’nın en kalabalık memleketidir. Endüstrileşmedeki noksanlıklara rağmen, Nil Vâdisindeki nüfus yoğunluğu, Batı Avrupa milletlerinin en yoğun nüfuslu olanlarının yaklaşık iki katıdır. Nüfusun büyük çoğunluğu, Hâmi soyundan olan beyazlardan meydana gelir. Ayrıca Kıpti ve Nübyalılar da mevcuttur. Halkın % 99’u Müslümandır. Arapça, halkın esas konuşma dilidir. Yalnız köylerde yaşayan fellahların (köylüler) konuştuğu Arapça, şehirlerde konuşulandan biraz farklıdır. Ayrıca ingilizce ve Fransızca yaygın olarak konuşulur.

    Halk, yaşayış tarzı bakımından beş gruba ayrılabilir. Gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan Mısır’da nüfusun çoğunluğunu teşkil eden fellahlar (köylüler) ile, genellikle şehirlerde yaşayan, okumuş ve ticârî sınıf arasında, dilde olduğu gibi hayat tarzında da farklılıklar göze çarpar. Umûmiyetle Türkçe de bilen idârî kademeyi, çoğunlukla Araplar, Kuzey Afrikalılar, Türkler ve ingilizler teşkil ederler. Ayrıca bugün azınlıkta kalan arâzi sâhipleriyle vahalarda yaşayan Bedevîler, siyâsî güçlerini kaybetmiş durumdadırlar. Son yıllardaki Mısır liderleri, ekonomik ve politik birçok problemin eğitim ve öğretimle hâlledilebileceğine inandıklarından, özellikle 1952’den sonra okul, öğrenci, öğretmen ve uzman sayıları artmıştır. Sâdece ilk öğretim mecbûri, diğerleri isteğe bağlı ve ücretsizdir. Yabancı okullardan başka 7 üniversite mevcuttur. En meşhurları El-Ezher Üniversitesidir. Halkın % 50’si okur-yazardır.

    Afrika kıtasının en büyük şehri olan Kahire, Arap âleminin kültür merkezidir. Araplar tarafından 969’da kurulmuş olan bu şehirde eski ve târihî eserler bol olup, modern bir turizm merkezidir. Dünyânın 7 hârikasından biri olan iskenderiye Feneri’nin bulunduğuiskenderiye, Abu-Simbel tapınaklarının bulunduğu Assuan ve dünyânın en büyük sfenksiyle en büyük üç piramidinin bulunduğu Gize, diğer önemli büyük şehirleridir. Gize’deki üç piramitten Kefren piramidi yanındaki “Horus” isimli sfenks 73 m uzunluğunda ve 20 m yüksekliğindedir.

    Mısır Türk sanat eserleri: Mısır, 826 senesinden Osmanlıların son zamanlarına kadar Türk tesiri altında kalmıştır. Abbâsiler zamânından îtibâren Türk vâliler tarafından idâre edilmeye başlanan Mısır’da Türk mîmârî tarzında birçok eser yaptırılmıştır. Kahire’de bulunan Abbâsi halîfelerinin türbeleri, Türk mîmârisinin güzel örneklerindendir. Abbâsi Vâlilerinden Ahmed bin Tulun, bugün hâlâ duran ve ismini taşıyan ibn-i Tulun Câmiini yaptırdı. Bu câminin tuğladan yapılması, binânın kaleyi andıran bir tarzda olması, mîmârî stilinde Türkistan ve Samarra tesirlerini açıkça göstermektedir. Uygur yapılarında olduğu gibi, motifler büyük çapta ve sâdedir.

    Eyyûbîler zamânında ise dârülhadis, tekke ve eyvanlı medreseler, Türkistan mîmârî tarzında inşâ edilmiştir.

    Memlükler zamânında Türk hükümdarı, hâtunları ve beyleri Türk mîmârî tarzında birçok mescid, külliye, medrese, tekke, türbe ve hanlar yaptırmışlardır. Bugün bunların büyük kısmı Memlük sanat âbideleri olarak ayakta durmaktadır.

    Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesinden sonra, Memlük mîmârî tarzı unutularak, Osmanlı mîmârî tarzı Mısır’a yerleşmiştir. Osmanlı devrinde vâlilerin yaptırdıkları mescidler, sebiller ve tekkeler, Osmanlı mîmârî tarzında yapılmıştır. Bunlara örnek olarak Süleymâniye Câmii, Mahmûdiye Câmii, Murâd PaşaCâmii, Mehmed Ali Câmii, Kethüdâ Abdurrahmân Sebili, Osmanlı eserlerinden en tanınanlarıdır. Mısır’daki Osmanlı câmileri büyük kubbeli ve ince minâreli klagib Osmanlı eserleri olup, çinileri Türkiye’den getirtilmiştir.
    Tümünü Göster
    ···
  7. 632.
    0
    malazgirt muharebesi, 26 ağustos 1071 tarihinde, büyük selçuklu hükümdarı alparslan ile bizans imparatoru iv. romen diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. alp arslan'ın zaferi ile sonuçlanan malazgirt muharebesi, "türklere anadolu'nun kapılarını açan temsili savaş" olarak bilinir.[kaynak belirtilmeli]

    1060'lar süresince büyük selçuklu sultanı alp arslan türk müttefiklerinin ermenistan ve anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında romen diyojen türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat koçhisar şehrini geri almasına rağmen türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında türkler (alparslan komutanlığında), günümüzde muş'un bir ilçesi olan malazgirt'te manzikert (bizans dilinde malazgirt) ve erciş kalelerini ele geçirdi. daha sonra türk ordusu diyarbakır'ı (amid) aldı ve bizans yönetimindeki urfa'yı kuşattı. ancak alamadı. türk beylerinden afşin beyi de güçleri arasına katıp halep'i aldı. alp arslan halep'de konaklarken türk atlı birliklerinin bir kısmına ve akıncı beylere bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. bu sırada da türk akınlarından ve son gelen türk ordusundan çok rahatsız olan bizanslılar tahta ünlü komutan romen diyojeni çıkardılar. romen diyojen'de büyük bir ordu kurup konstantinopolis (bugünkü istanbul)'ten ayrıldı(13 mart 1071). ordunun mevcudu 200.000 olarak tahmin ediliyor. matthew of edessa bizans ordusunun sayısını 1 milyon olarak veriyor [1].

    bizans ordusu düzenli rum ve ermeni birlikleri dışında ücretli slav, got, frank, gürcü, uz, peçenek, kıpçak askerlerinden oluşuyordu. ordu ilk olarak sivas'ta dinlendi. burada halkın çoşkuyla karşıladığı imparator halkın dertlerini dinledi. şikayetler üzerine de şehrin ermeni mahallesini yıktırıp, bir kısmını öldürüp önderlerini şehirden sürdü. haziran 1071'de erzurum'a vardı. orada, diyojen'in generallerinden bazıları selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve alp arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. nikeforos bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.[2]

    diyogen, alp arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve malazgirt'i ve hatta malazgirt yakınındaki ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek van gölü'ne doğru ilerledi. öncü kuvvetlerini malazgirt'e gönderen imparator ana kuvvetleriyle yola çıktı. bu sıradada halep'te bulunan sultana elçiler göndererek kaleleri geri istedi. elçileri halep'te karşılayan sultan teklifi reddetti. mısır'a hazırladığı seferden vazgeçip malazgirt'e doğru 50.000 kişilik ordusuyla yola çıktı. casuslarının verdiği bilgiyle bizans ordusunun büyüklüğünü bilen alp arslan bizans imparatorunun gerçek hedefinin isfahan'a (bugünkü iran) girmek ve büyük selçuklu devletini yıkmak olduğunu sezdi.

    ordusundaki yaşlı askerilerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle erzen ve bitlis yolundan malazgirt'e varan alp arslan komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için savaş meclisini topladı. romen diyojen ise savaş planını hazırlamıştı. ilk saldırı türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumunda da karşı saldırıya geçeceklerdi. alp arslan ise "hilal taktiği" konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı. malazgirt muharebesi, 26 ağustos 1071 tarihinde, büyük selçuklu hükümdarı alparslan ile bizans imparatoru iv. romen diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. alp arslan'ın zaferi ile sonuçlanan malazgirt muharebesi, "türklere anadolu'nun kapılarını açan temsili savaş" olarak bilinir.[kaynak belirtilmeli]

    1060'lar süresince büyük selçuklu sultanı alp arslan türk müttefiklerinin ermenistan ve anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında romen diyojen türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat koçhisar şehrini geri almasına rağmen türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında türkler (alparslan komutanlığında), günümüzde muş'un bir ilçesi olan malazgirt'te manzikert (bizans dilinde malazgirt) ve erciş kalelerini ele geçirdi. daha sonra türk ordusu diyarbakır'ı (amid) aldı ve bizans yönetimindeki urfa'yı kuşattı. ancak alamadı. türk beylerinden afşin beyi de güçleri arasına katıp halep'i aldı. alp arslan halep'de konaklarken türk atlı birliklerinin bir kısmına ve akıncı beylere bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. bu sırada da türk akınlarından ve son gelen türk ordusundan çok rahatsız olan bizanslılar tahta ünlü komutan romen diyojeni çıkardılar. romen diyojen'de büyük bir ordu kurup konstantinopolis (bugünkü istanbul)'ten ayrıldı(13 mart 1071). ordunun mevcudu 200.000 olarak tahmin ediliyor. matthew of edessa bizans ordusunun sayısını 1 milyon olarak veriyor [1].

    bizans ordusu düzenli rum ve ermeni birlikleri dışında ücretli slav, got, frank, gürcü, uz, peçenek, kıpçak askerlerinden oluşuyordu. ordu ilk olarak sivas'ta dinlendi. burada halkın çoşkuyla karşıladığı imparator halkın dertlerini dinledi. şikayetler üzerine de şehrin ermeni mahallesini yıktırıp, bir kısmını öldürüp önderlerini şehirden sürdü. haziran 1071'de erzurum'a vardı. orada, diyojen'in generallerinden bazıları selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve alp arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. nikeforos bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.[2]

    diyogen, alp arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve malazgirt'i ve hatta malazgirt yakınındaki ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek van gölü'ne doğru ilerledi. öncü kuvvetlerini malazgirt'e gönderen imparator ana kuvvetleriyle yola çıktı. bu sıradada halep'te bulunan sultana elçiler göndererek kaleleri geri istedi. elçileri halep'te karşılayan sultan teklifi reddetti. mısır'a hazırladığı seferden vazgeçip malazgirt'e doğru 50.000 kişilik ordusuyla yola çıktı. casuslarının verdiği bilgiyle bizans ordusunun büyüklüğünü bilen alp arslan bizans imparatorunun gerçek hedefinin isfahan'a (bugünkü iran) girmek ve büyük selçuklu devletini yıkmak olduğunu sezdi.

    ordusundaki yaşlı askerilerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle erzen ve bitlis yolundan malazgirt'e varan alp arslan komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için savaş meclisini topladı. romen diyojen ise savaş planını hazırlamıştı. ilk saldırı türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumunda da karşı saldırıya geçeceklerdi. alp arslan ise "hilal taktiği" konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı.
    Tümünü Göster
    ···
  8. 633.
    0
    Siyâsî Hayat

    Başkanlık sistemine dayanan Mısır Cumhûriyeti, 25 idârî bölgeye (illere) ayrılır. En güçlü lider kabul edilen başkan, altı yılda bir halk tarafından seçilir. O da, hükûmeti kurar ve başkanlık görevini yürütür. Ayrıca kendisine yardım edecek bir başkan yardımcısı vardır. On üyesi devlet başkanınca tâyin edilen meclisin geri kalan 392 üyesi, beş yıl için halk tarafından seçilir. Mısır vilâyetleri, vâliye bağlı olup, müdürlerle idâre edilen kazâların temsilcilerinden meydana gelen “il konseyi” tarafından idâre edilir.

    Mısır’da 1952’de yapılan askerî darbe, Melik Fâruk’u devirmiş ve yerine yeni bir politik sistemin devri başlamıştır.

    Sedat döneminde daha çok barışçı ve ekonomik kalkınmaya dönük bir politika tâkip edilmiştir. Bunun neticesi ABD aracılığıyla gerçekleştirilen Camp David Barış Antlaşması ile israil’le barış sağlanmıştır. Ayrıca ekonomik kalkınma gerçekleştirilmiş ve nükleer santraller yapılmıştır. Enver Sedat’tan sonra yerine geçen Hüsnü Mübârek, liberal iktisad sistemi, özel teşebbüs, basın hürriyeti, çok partili demokrasi hayâtı olan Sedat modelinde bir değişiklik yapmadı.

    Ekonomi

    Mısır, kişi başına millî gelir bakımından Afrika’nın en zengin ülkesidir. Fakat dünyâ ülkeleri arasında ortalarda yer alır. 1980 yılından evvel Mısır, iktisâden dünyanın en kötü on ülkesi arasındaydı. Camp David Anlaşmasından sonra Enver Sedat’ın yeni ekonomik tedbirleri ile % 10 kalkınma hızı ile dünyânın en hızlı kalkınan ülkeleri arasında yer aldı.

    Mısır, sulama sistemlerinin düzenlenmesinden evvel oldukça fakir ve dengesiz bir ülkeydi. Daha sonra açılan kanallar ve inşâ edilen sulama sistemleriyle, Nil suları kontrol altına alınmıştır. Böylece yılda ancak bir defâ alınabilen ürün miktarı üçe çıkmıştır. Nil Vâdisi ve deltası tarıma elverişli olan bölgedir. Ekilebilir alanların artmasına sebep olan barajlar ve sulama sistemleri gibi su kontrol sistemlerinin en önemlisi, Büyük Assuan Barajıdır. Bu barajın inşâsı Kavalalı Mehmed Ali Paşa tarafından plânlanmış ve ancak çeşitli sebepler yüzünden 1902 yılında tamamlanabilmiştir. En son olarak 1934’te yükseltilmiş olan baraj, 4 km uzunluğunda, 110 m yüksekliğinde olup, 500.000 hektarlık yeni bir arâzi bölümünü ekime müsâit kılmıştır. Barajın hemen güneyinde 554 km uzunluğunda, 5000 km2 yüzölçümündeki Nasır Gölü yer alır.

    Böylece on iki türbini olan barajlardan yılda 10 milyar KW’lık elektrik üretilebilmektedir. Yaklaşık 130 milyar metreküp su hacimli baraj, son yirmi yıl içerisinde tarım ürünlerinde üç misli bir artışa sebep olmuştur.

    Baraj çevresi, Nil vâdi ve deltası ve kıyı bölgelerde daha çok pamuk, fasulye, mısır, buğday, şekerkamışı, akdarı, pirinç, soğan, patates, sebze ve meyve yetiştirilir.

    Mısır, mâden bakımından zengindir. Petrol, manganez, çinko, demir, kurşun, fosfat, krom, altın, amyant, kükürt, volfram ve titan en önemli mâdenleridir. Ayrıca, kireç taşı, tuz, bazalt ve pembe mermer oldukça bol çıkarılır.

    En önemli ihraç ürünleri; pamuk, pirinç, petrol, tabiî gaz, fosfat, tuz, demir, manganez, sigara, post ve deridir. Buna karşılık dışarıdan buğday, makine, teknik malzeme, harp silahı, araç ve gereçleri satın alır.

    Mısır ekonomisi, tarımdan başka endüstri ve turizme de dayanır. Tekstil, kimyevî ürünler, petro-kimyâ ve çimento başlıca endüstri dallarıdır. Mevcut eski ve târihî eserler, her mevsim uygun iklimi ve kıyıları turistlerin ilgisini çekmektedir. Dünyânın yedi hârikasından olan piramitler ve iskenderiye feneri, kral mezarları, sfenksler önemli turizm gelir kaynaklarıdır. Bundan başka uzun ve çeşitli târihe sâhip olmasıyla Mısır, birçok milletin izlerini taşır. Özellikle Emevîler, Abbâsiler, Memlükler ve Osmanlılardan kalma câmi ve medreseler, han ve kervansaraylar önemli târihî yerlerdir.

    Mısır’ın diğer önemli gelir kaynaklarından biri de Süveyş Kanalı ve Sina Yarımadasındaki mevcut petrol kuyularıdır.

    Süveyş Kanalı Firavunlar devrinden beri mevcuttu. M.Ö. 600 yıllarında Nil ile Kızıldeniz birleştirilmişti. Sonraları kumla dolmuştu. Yavuz Sultan Selim Han, ikinci Selîm Han ve Üçüncü Mustafa Han zamanlarında kanal için teşebbüslerde bulunulmuş ve nihâyet 1859’da Mısır Hidivi Saîd Paşa zamânında 50.000’in üzerinde işçi kullanılarak kanal kazılmaya başlandı. 1869’da hizmete açıldı ve üç yıl sonra senetleri ingiltere’ye satıldıysa da, 1956’da millîleştirildi. Genişliği 150 m, derinliği 14 m ve uzunluğu 172 km olan kanal, Mısır ticârî dengesindeki pürüzlerin yarısından çoğunu karşılamaktadır. 1967 israil Harbi bu gelirlerin kaybına yol açtıysa da Enver Sedat’ın Camp David Antlaşmasını gerçekleştirmesinden sonra tekrar ekonomik kalkınma hızına katkıda bulunmaya başlamıştır.

    Ulaşım: Mısır’da yerleşim merkezleri arasında yeterli bir ulaşım ağı vardır. 5335 km’ye varan demiryolları, devlet tarafından işletilmektedir. Karayollarının uzunluğu ise 32.241 km’ye ulaşmıştır. Bu yolların % 52’si asfalt kaplıdır.

    Demiryolları ve karayollarının büyük bir kısmı yerleşim bölgesinin yoğun olduğu Nil Havzası boyunca yer almaktadır.

    Nil’in büyük kısmında, belli tonaja kadar olan gemilerle ulaşım yapılmaktadır. Aynı zamanda iki yanı denizle çevrili olan Mısır’da her türlü geminin yanaşabileceği limanlar vardır. Ülkenin büyük şehirlerinde ve büyük kısmında hava alanları bulunmaktadır. Hava ulaşımı Mısır Hava Yolları tarafından sağlanmaktadır.
    Tümünü Göster
    ···
  9. 634.
    0
    malazgirt muharebesi, 26 ağustos 1071 tarihinde, büyük selçuklu hükümdarı alparslan ile bizans imparatoru iv. romen diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. alp arslan'ın zaferi ile sonuçlanan malazgirt muharebesi, "türklere anadolu'nun kapılarını açan temsili savaş" olarak bilinir.[kaynak belirtilmeli]

    1060'lar süresince büyük selçuklu sultanı alp arslan türk müttefiklerinin ermenistan ve anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında romen diyojen türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat koçhisar şehrini geri almasına rağmen türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında türkler (alparslan komutanlığında), günümüzde muş'un bir ilçesi olan malazgirt'te manzikert (bizans dilinde malazgirt) ve erciş kalelerini ele geçirdi. daha sonra türk ordusu diyarbakır'ı (amid) aldı ve bizans yönetimindeki urfa'yı kuşattı. ancak alamadı. türk beylerinden afşin beyi de güçleri arasına katıp halep'i aldı. alp arslan halep'de konaklarken türk atlı birliklerinin bir kısmına ve akıncı beylere bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. bu sırada da türk akınlarından ve son gelen türk ordusundan çok rahatsız olan bizanslılar tahta ünlü komutan romen diyojeni çıkardılar. romen diyojen'de büyük bir ordu kurup konstantinopolis (bugünkü istanbul)'ten ayrıldı(13 mart 1071). ordunun mevcudu 200.000 olarak tahmin ediliyor. matthew of edessa bizans ordusunun sayısını 1 milyon olarak veriyor [1].

    bizans ordusu düzenli rum ve ermeni birlikleri dışında ücretli slav, got, frank, gürcü, uz, peçenek, kıpçak askerlerinden oluşuyordu. ordu ilk olarak sivas'ta dinlendi. burada halkın çoşkuyla karşıladığı imparator halkın dertlerini dinledi. şikayetler üzerine de şehrin ermeni mahallesini yıktırıp, bir kısmını öldürüp önderlerini şehirden sürdü. haziran 1071'de erzurum'a vardı. orada, diyojen'in generallerinden bazıları selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve alp arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. nikeforos bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.[2]

    diyogen, alp arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve malazgirt'i ve hatta malazgirt yakınındaki ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek van gölü'ne doğru ilerledi. öncü kuvvetlerini malazgirt'e gönderen imparator ana kuvvetleriyle yola çıktı. bu sıradada halep'te bulunan sultana elçiler göndererek kaleleri geri istedi. elçileri halep'te karşılayan sultan teklifi reddetti. mısır'a hazırladığı seferden vazgeçip malazgirt'e doğru 50.000 kişilik ordusuyla yola çıktı. casuslarının verdiği bilgiyle bizans ordusunun büyüklüğünü bilen alp arslan bizans imparatorunun gerçek hedefinin isfahan'a (bugünkü iran) girmek ve büyük selçuklu devletini yıkmak olduğunu sezdi.

    ordusundaki yaşlı askerilerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle erzen ve bitlis yolundan malazgirt'e varan alp arslan komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için savaş meclisini topladı. romen diyojen ise savaş planını hazırlamıştı. ilk saldırı türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumunda da karşı saldırıya geçeceklerdi. alp arslan ise "hilal taktiği" konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı. malazgirt muharebesi, 26 ağustos 1071 tarihinde, büyük selçuklu hükümdarı alparslan ile bizans imparatoru iv. romen diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. alp arslan'ın zaferi ile sonuçlanan malazgirt muharebesi, "türklere anadolu'nun kapılarını açan temsili savaş" olarak bilinir.[kaynak belirtilmeli]

    1060'lar süresince büyük selçuklu sultanı alp arslan türk müttefiklerinin ermenistan ve anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında romen diyojen türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat koçhisar şehrini geri almasına rağmen türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında türkler (alparslan komutanlığında), günümüzde muş'un bir ilçesi olan malazgirt'te manzikert (bizans dilinde malazgirt) ve erciş kalelerini ele geçirdi. daha sonra türk ordusu diyarbakır'ı (amid) aldı ve bizans yönetimindeki urfa'yı kuşattı. ancak alamadı. türk beylerinden afşin beyi de güçleri arasına katıp halep'i aldı. alp arslan halep'de konaklarken türk atlı birliklerinin bir kısmına ve akıncı beylere bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. bu sırada da türk akınlarından ve son gelen türk ordusundan çok rahatsız olan bizanslılar tahta ünlü komutan romen diyojeni çıkardılar. romen diyojen'de büyük bir ordu kurup konstantinopolis (bugünkü istanbul)'ten ayrıldı(13 mart 1071). ordunun mevcudu 200.000 olarak tahmin ediliyor. matthew of edessa bizans ordusunun sayısını 1 milyon olarak veriyor [1].

    bizans ordusu düzenli rum ve ermeni birlikleri dışında ücretli slav, got, frank, gürcü, uz, peçenek, kıpçak askerlerinden oluşuyordu. ordu ilk olarak sivas'ta dinlendi. burada halkın çoşkuyla karşıladığı imparator halkın dertlerini dinledi. şikayetler üzerine de şehrin ermeni mahallesini yıktırıp, bir kısmını öldürüp önderlerini şehirden sürdü. haziran 1071'de erzurum'a vardı. orada, diyojen'in generallerinden bazıları selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve alp arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. nikeforos bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.[2]

    diyogen, alp arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve malazgirt'i ve hatta malazgirt yakınındaki ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek van gölü'ne doğru ilerledi. öncü kuvvetlerini malazgirt'e gönderen imparator ana kuvvetleriyle yola çıktı. bu sıradada halep'te bulunan sultana elçiler göndererek kaleleri geri istedi. elçileri halep'te karşılayan sultan teklifi reddetti. mısır'a hazırladığı seferden vazgeçip malazgirt'e doğru 50.000 kişilik ordusuyla yola çıktı. casuslarının verdiği bilgiyle bizans ordusunun büyüklüğünü bilen alp arslan bizans imparatorunun gerçek hedefinin isfahan'a (bugünkü iran) girmek ve büyük selçuklu devletini yıkmak olduğunu sezdi.

    ordusundaki yaşlı askerilerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle erzen ve bitlis yolundan malazgirt'e varan alp arslan komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için savaş meclisini topladı. romen diyojen ise savaş planını hazırlamıştı. ilk saldırı türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumunda da karşı saldırıya geçeceklerdi. alp arslan ise "hilal taktiği" konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı.
    Tümünü Göster
    ···
  10. 635.
    0
    Mısır ve Mısır Tarihi

    Mısır'ın tarihi demek Nil nehrinin tarihi demektir. Nil nehrinin tarihi, coğrafyası ile yakın bir ilişki içerisindedir. Nil nehri Mısır'ı üst Mısır (güney) ve alt Mısır (kuzey) olmak üzere ikiye ayırır. M.Ö. 3000 yıllarına kadar Mısır, alt ve üst Mısır'ın ayrı ayrı yönetildiği krallıklar halindeydi. M.Ö. 3000'de üst Mısır'ın kralı Menes (Narmer) alt Mısır'ı da ele geçirerek ilk Mısır hanedanını kurdu (bunu nereden mi biliyoruz? Kahire'de Mısır arkeoloji müzesini gezerken giriş katında Narmer plate adı verilen bir taş var. Bu taşın üzerinde Narmer denen kralın kuzey ve güneyi birleştirdiği resimlenmiş, ve bu taş da bulunmuş en eski yazıt. Narmer'a aynı zamanda Akrep Kral da deniyor, ben Mısırlı rehberimizi geçtiğimiz sene oynayan filmdeki Akrep Kral'la alakası var mı diye sıkıştırdım, adam güldü geçti). M.Ö. 2650'ye kadar uzanan bu döneme erken hanedanlık dönemi deniyor. Firavunlar hakkında pek birşey bilmiyoruz, ama bugüne kadar uzanan pekçok şehir bu ilk iki hanedanlık zamanında kurulmuş.

    M.Ö. 2650 yılında piramitler dönemi de diyebileceğimiz Eski Krallık dönemi başlıyor ve 3.-6. hanedanlık dönemleri M.Ö. 2150 yılına kadar sürüyor. Gize piramitleri de bu dönemde yaşayan üç firavunun eseri. Eski Krallık kaos içerisinde sona eriyor ve 7.-11. hanedanlıkları kapsayan yüz yıllık bir kargaşa hüküm sürüyor. Sonunda Mentohotep ülkeyi biraraya getirmeyi başarıyor ve M.Ö. 1750 yılına kadar süren Orta Krallık dönemi başlıyor. Bu dönem sanata ve özellikle mücevher yapımına önem verilen bir zaman dilimi olarak göze çarpıyor.

    Orta krallık döneminin sonunda M.Ö. 1540 yılına kadar süren bir kargaşa dönemi daha yaşanıyor. 18.-20. hanedanları kapsayan Yeni Krallık döneminde ise firavunlar mezarlarını ortalık yerde yapmak yerine çalınmasınlar diye gizli vadilerde saklamaya başlıyorlar. Ama sonunda rahipler kendilerine politik güç sağlamak amacı ile mezarları soymaya başlayınca ülkede düzen kalmıyor ve bir kez daha kargaşa yaşanmaya başlıyor. M.Ö. 1070-715 yılları arasındaki bu döneme Mezopotamyalılar son veriyorlar ve M.Ö. 332'de Büyük iskender'in gelişine kadar süren Son Krallık dönemi başlıyor. Büyük iskender Mısır'da sadece bir sene kalmasına rağmen onun ve ordusunun etkisi M.Ö. 30 yılında Roma kralı Augustus Mısır'ı ele geçirene kadar sürüyor.

    Roma ve Bizans etkisi Mısır'ın M.S. 642'de islamiyet'e geçişine kadar sürüyor. Sonrasını sanırım küçük yaştan beri öğrettiler bize, 1517'de Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı alması ile Osmanlılar'a geçen Mısır daha sonra önce Fransız sonra da ingilizler'in egemenliği altında kaldıktan sonra II. Dünya Savaşı'nın ardından bağımsızlığına kavuşuyor.

    Özetlemek gerekirse, Mısır'ı gezen turistler açısından dört önemli grup var:

    * Eski Krallık: Piramitleri yapmışlar
    * Yeni Krallık: Karnak, Krallar Vadisi, Abu Simbel onların eseri
    * Büyük iskender'in Kralları: Edfu, iskenderiye feneri ve kütüphanesi onların eseri.
    * islam: Eski camiler, al-Azhar üniversitesi ve Kahire kalesi
    Tümünü Göster
    ···
  11. 636.
    0
    gibtir et bu malları panpa devam et hızlı yaz ama
    ···
  12. 637.
    0
    aat 02:45 'de gemin'nin üst güvertesi ve ileri güverte su altındaydı ve ileri A güvertesi gezinti noktası ortalama yüzeyin 3m üstündeydi.
    esi 4 saatti, ancak Titanic için çok geçti. Titanic'in acil yardım çağrısını karadan iki nokta aldı. Bir tanesi Cape Race'deki radyo istasyonu diğeri ise New York'da Wanamaker mağazasının tepesinde bulunan Marconi telgraf istasyonu idi. Acil yardım çağrısından kısa bir süre sonra, bu çağrı gemiden gemiye, Halifax'dan New York'a oradan tüm ülkeye yayılmaya başladı. New York'da insanlar White Star Line'in önünü doldurmaya başladı.

    Titan.
    Mount Temple'in Kurtarma Denemesi

    Mount Temple ilk acil yardım cağrısını Titanic'e 79 km uzaklıkta iken saat 00:30'da aldı. Kaptan Moore gemi'nin yönünü hemen çevirip 11.5 knot azami hızla yola çıktı. Saat 04:30 civarlarında Titanic tarafından verilen koordinata ulaştığında ortada herhangi bir gemi veya benzeri birşey bulamadı. Sonradan ortaya çıkan gerçek ise Titanic'in vermiş olduğu pozisyon gerçek yerinden 12 km uzaklıktaydı. Eğer Titanic o anda doğru koordinatları vermiş olsa idi, Mount Temple muhtemelen RMS Carpathia'dan daha önce varacaktı
    Yakınlarda Duran, Cevap Vermeyen Ve Bilinmeyen Gemiler

    New York Herald'in Titanic felaketi ile ilgili ön sayfası

    Titanic köprüsünden, sancak tarafında bulunan bir gemi'nin ışıkları görünebiliyordu, gemi'nin Titanic'e olan ortalama uzaklıgı 16–24 km civarındaydı.Bu gemi ne radyo iletişimine ,nede her 15 dakikada bir fırlatılan roketlere cevap veriyordu. Bunun üzerine Boxhall ve levazım subayı George Rowe Titanic'deki lambalar ile karşı gemiye mors kodları göndermeye başladı ,ancak bu denemede sonuçsuz kaldı. Bu gemi ile ilgili yapılan soruşturmalarda S.S Mount Temple kaptanı Moore ve S.S Carpathia'nın kaptanı Rostron bagımsız olarak ayrı ayrı verdikleri ifadelerde gece karanlıgında bu vapurun ışıklarını gördüklerini ifade etmişlerdir. Ancak her iki kaptanında aynı geminin ışıklarını gördüklerine dair ortada bir kesinlikde bulunamamıştır. Buna ilaveten hem Rostron hemde Moore ek kanıt olarak gün agardıgında (15 Nisan 1912) iki diregi ve tek bacası olan bir vapuruda gördüklerini ifadelerinde belirtmişlerdir.Bu anılan gemi'nin çok sık olarak adı geçen ve mürettabatı soruşturmaya ugrayan S.S Californian olup olmadıgı çok tartışma konusu olmuştur. (S.S. Californian dört tane direge sahipti.) Çarpışma gecesi ,SS Californian buzdan dolayı ve gece oldugu için duruş yapmıştı ancak Titanic'e oldukça yakındı, vapurun telsiz sistemi, operator gece uyumaya gittiginden dolayı kapatılmıştı. Titanic'in telsiz sistemi (Marconi) daha önceki günlerde bir hasar görmüş ,Philips ve Bride bunu düzeltebilmek için tüm gün boyunca ugraşmışlardı. Bunun sonucu olarak geride gönderilmeyi bekleyen çok fazla sayıda mesaj birikmişti. Philips en yakındaki Halifax istasyonundan güçlü bir sinyal alınca mesajları göndermeye başlamıştı. Californian telsiz operatörü Cyril evans saat 23:00 'da yataga gitmeden önce Titanic'i yollarının üzerinde büyük buzdagları oldugu konusunda uyarmaya çalıştı ,fakat Cyril ,Jack Philips tarafından sürekli kesildi ve geri cevap olarak " Çeneni kapat ,şu anda çok meşgulum ve çalışıyorum " cevabını aldı.

    SS Californian vapuru.

    Felaket ile ilgili yapılan her iki soruşturmadada SS Californian ve kaptanı Stanley Lord yeterli yardımı yapmadıgı için hatalı bulunmuştur. Saat 22:10'da Californian, güneyden gelen bir gemi'nin ışıklarını farketmişti. Kaptan Lord ve üçüncü subay C.V Groves bunun bir yolcu gemisi oldugu konusunda mutabık olmuşlardır. Yukarıdada ifade edildigi gibi durmuş olan Californian, gelen gemiyi buz ile ilgili uyarmaya çalışmış ,ancak Titanic'in telsiz operatörü (Jack Philips)tarafından azarlanmıştı. Saat 23:50'de Grove gemi'nin ışıklarının yanıp söndügünü farketti ,sanki gemi durmuş veya tamamen kapatılmış gibiydi. Kaptan Lord'un emri ile saat 23:30 ve 01:00 arasında mors ışık kodları gönderildi ,ancak hiçbirine geri cevap alınamadı. Daha sonra yapılan soruşturmalarda ortaya çıkan gerçek ise ,Mors lambasının maximum mesafesinin 6 km olduğudur ,bu sebebden dolayı Titanic tarafından asla görülemedi. Kaptan Lord saat 23:30'da köşküne istirahat etmek için çekilmişti ,ikinci subay Stone görev başındaydı ve saat 01:15'de Lord'u gemi'nin (Titanic) bir tane roket fırlattıgına (bunu takiben dört tane daha fırlatılmıştır.) dair uyardı. Lord bu roketlerin bir şirket sembolu olup olmadigini bilmek istedi ,bu roketler tanımlama yapmak için kullanılan ve ışık saçan roketlerdi. Stone roketlerin tamdıbının beyaz olup olmadıgı ile ilgili olarak hiç bir fikrinin olmadıgını ifade etti. Titanic'in göndermiş oldugu acil yardım roketleri'nin renkleri farklı idi ,o zamanlardaki denizcilik yönetmeligini ekgiblerinden dolayı ,Kaptan Lord'un kafası kartıştı ve bu roketlerin acil durum roketi olup olmadıgını bilemedi. Kaptan Lord ekibine izlemeye devam etmelerini ve diger vapurlara Mors lambası ile sinyal göndermelerini emir etti ve tekrar yatagına çekildi. Saat 01:50'de üç roket daha görüldü ve Stone gemi'nin suyun içinde enterasan göründügünü not etti. Saat 02:15'de gemi'nin artık görünmedigi konusunda Kaptan Lord tekrar bilgilendirildi. Lord ışıkların herhangi bir renginin olup olmadıgını tekrar sordu ,cevaben hepsinin beyaz oldugu bilgisini aldı. Birinci subay George Stewart saat 05:30'da telsiz operatörü Cyril Evans'i uyandırdı ve gece boyunca roketlerin görüldügü konusunda onu bilgilendirdi ve bulabilecegi gemiler ile iletişim kurmasını istedi. Frankfurt gemisi Titanic telsiz operatörünün kayıp oldugu bilgisini verdi ,bu bilgi heme Lord'a aktarıldı ve Californian yardım için harekete geçti. Soruşturmalarda tesbit edilen ise Californian Titanic'e olan uzaklıgı 31 km civarındaydı. Kaptan Lord roketleri gördükten sonra telsiz operatörünü kaldırabilir ve yardım için hemen harekete geçebilirdi bu sayede yaşanan kayıplar daha az olabilirdi.
    Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
    Okunmamış 15-06-2010 #4 (mesaj-linki)
    The Unique Bay-M
    The Unique - avatarı

    02:00 - Dondurucu Okyanus Suyu ileri Bot Güvertesine Ulaşıyor

    Felaketin ilk anlarında yolcular sıcak odalarını bırakmak konusunda oldukça isteksiz davranmıştır ve Titanic'i daha güvenli bulmuştur. Bunun nedenleri ile ilgili yapılan araştırmalarda ortaya çıkan gerçek ise gelen felaketin boyutunun yolcular tarafından çok iyi anlaşılamamasıdır. Gemi mürettabanın felaketin ilk anlarındaki tavırlarıda bu algıya önemli miktarda katkı saglamıştır.Çarpışmanın hemen arkasından kazanın boyutları tam olarak bilinemedigi ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuldugu için yolcular arasında panik havasına neden olabilecek ifadelerden kaçınılmıştır. Titanic araştırmacıları flika'ların ilk başlarda mevcut kapasitesinin çok altında gitmesinin ana sebeblerinden birisini buna baglamaktadır ,araştırmacılar ikinci neden olarak ise, flikaların saglamlıgı konusunda kafalarda oluşan şüphelerin oldugunu ifade etmişlerdir. Flikaların tam olarak doldurulması halinde batabilecegi düşünülmüş ,hatta birçok yolcunun gemiden atlayıp flikalara binebilecegi tahmin edilmiştir. Kaptan Smith aynı zamanda flikaların yarı doldurulup gonderilmesinide istemiştir ,bu sayede flikalar hemen geri dönüp su üzerinde kalanları kurtarabilecekti.Bir numaralı flika 40 kişi taşıyabiliyordu, ancak Titanic'den 12 kişi ile birlikte ayrıldı.Çıkarılan bir dedikoduya göre Sir Cosmo ve Lady Duff Gordon iki tayfa ve beş ateşciye rüşvet verdigi kendileri ile birlikte, üç tanede arkadaşını gemiden çıkartmasını istedigi iddia edilmiştir. Ancak bu söylenti daha sonra yanlış oldugu ispatlanmıştır. White Star Line'ın yönetici direktörlerinden J.Bruce Ismay portatif flika C ile gemiden ayrılmış ,hem American hemde Ingiliz soruşturmalarında bundan dolayı eleştirilmiştir. Diger yolculardan peder Thomas Byles ve Margaret Brown flikaların içindeki kadınlara ve çocuklara yardım etmişlerdir. Brown son olarak flikaya binmesi konusunda zorlanmış ve kurtulmuştur ,ancak Byles kurtulamamıştır. Zaman geçtikçe gemi'nin okyanusa dogru egimi artması ile birlikte insanlardaki endişede artmaya başlamıştı ,bazı flikalar daha fazla yolcu ile ayrılmaya başlamıştı. Flikaları doldurulur iken kadınlar ve çocuklar ilk olarak flikalara alınıyordu ,bu emir Kaptan Smith tarafından verilmişti.Ilk başta düşünülen kadınlar ve çocuklar doldurulacak ,yer kalırsa erkeklerde alınacaktı. Maalesef bazı heyecanlı subaylar erkeklerin flikalara binmesini engellemişti ,hatta erkekler için yer olmasına rağmen, silah bile kullanmaktan çekinmemişlerdir. Çok sık olarak anılan bir slogan ise birinci sınıftaki erkeklerin yaşam oranı üçüncü sınıftaki kadınlardan fazla oldugudur.Bu asla doğru degildir. Resmi kayıtlara göre kurtarılan üçüncü sınıf kadınların oranı birinci sınıf erkeklere göre sayıca çok üstündür. Ancak unutulmaması gereken bir gerçek ise üçüncü sınıf'daki kadınların yarısından fazlası donmuş, birinci ve ikinci sınıftaki kadınların neredeyse tamamı kurtarılmıştır. Saat 02:05'de dondurucu okyanus suyu köprü altındaki trabzanlara ulaşmıştı ,taşınabilir A, ve B flikalarıda dahil olmak üzere ,bütün flikalar indirilmişti. Taşınabilir D flikası ise matafora'lardan indirilen son flikaydı. tüm flikalar içinde toplamdaki boş alan sayısı 466 olarak hesaplanmaktadır.
    Tümünü Göster
    ···
  13. 638.
    0
    1948den bu yana Arap ülkeleri ile israil arasında çıkan savaşların en önemlileri bu adla anılır.
    Birinci Arap-israil Savaşı (1948-49)
    Birleşmiş Milletler (BM) 1947'de, Filistin topraklarının israil Devleti ile Filistin Arap Devleti olarak ikiye bölünmesini öngören bir karar aldı. Ama Arap ülkeleri 1948'de kuru­lan israil Devleti'ni tanımadı. Mısır, Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Filistin'deki Arap­lar israil'e savaş açtı. israil, "10 gün saldırısı" adı verilen bir saldırıyla Arap ordularını geri püskürttü. Mısır ordusunu El-Ariş'e kadar geriletip Necef ve Celile kentlerini ele geçirdi. israil, BM kararıyla kendisine ayrılan Filistin topraklarını yüzde 40 daha genişletti. Mısır'ın anlaşma isteğini, Irak dışında kalan öbür ülkeler de benimseyince savaş sona erdi. 500 bin Filistinli Arap, Ürdün, Suriye ve Lüb­nan'a göç etmek zorunda kaldı. Böylece, top­raklan işgal edilen Filistinliler ile israil arasın­da süregelen savaşlar da başlamış oldu.

    ikinci Arap-israil Savaşı (1956)

    1956'da Mısır'ın devlet başkanı Cemal Ab-dünnasır, bir özel şirketin elinde bulunan Süveyş Kanah'nı millileştirdi. Bu kararla çı-karlan zedelenen Fransa ile ingiltere, israil'i de yanlanna alarak Mısır'a bir saldın planla­dılar. 29 Ekim 1956'da israil ordusu, Sina Yanmadası üzerinden Mısır'a saldırdı. ilk saldında bozguna uğrayan Mısır ordusu, Fransız ve ingiliz ordusunun da havadan ve denizden başlattığı saldınyla yenildi. BM Acil

    Üçüncü Arap-israil Savaşı ya da Altı Gün Savaşı (Haziran 1967)

    Mısır Devlet Başkanı Abdünnasır'ın SSCB ile yakınlık kurarak askeri ve siyasi alanda işbir­liği yapması batı ülkelerini kaygılandırıyordu. Bu arada Mısır, BM Acil Kuvveti'nin görevini Mısır ordusuna bırakmasını önerdi. BM bu öneriyi kabul edince Mısır ordusu Sina'ya yerleşti. Suriye de kendi sınırlanna asker yığdı. Bu gelişmeler olurken, israil de saldın-ya hazırlanmıştı. 5 Haziran 1967'de israil'in saldırısıyla başlayan ve altı gün süren savaş sırasında Mısır, Suriye, Ürdün ve Irak savaş uçaklan, daha havalanmadan israil tarafın­dan yok edildi. israil büyük bir hızla kazandı­ğı savaşta Gazze, Sina, Şarm el-Şeyh ve Batı Şeria'yı işgal ettiği gibi, Suriye'nin Golan Tepeleri'ni de ele geçirdi. israil ordusu Suri­ye'nin başkenti Şam'a doğru harekete geçer­ken BM duruma müdahale etti ve BM'nin girişimiyle ateşkes ilan edildi. BM, 22 Kasım 1967'de aldığı 242 sayılı kararla israil'in işgal ettiği topraklardan geri çekilmesini, buna karşılık israil'in Arap devletlerince tanınma­sını ve Filistinli göçmenler sorununun uygun bir biçimde çözülmesini istedi.

    Dördüncü Arap-israil Savaşı ya da Yom Kippur Savaşı (Ekim 1973)

    BM'nin 242 sayılı kararı savaşan taraflarca uygulanmadı. israil aldığı topraklan işgal etmeyi sürdürdü, Arap ülkeleri de israil'i tanımadılar. 1970'te Mısır Devlet Başkanı Abdünnasır ölmüş, yerine Enver Sedat geç­mişti. Enver Sedat, ülke sınırlarını Altı Gün Savaşı öncesindeki durumuna getirmeyi ve israil'i tanıyarak barışı sağlamayı amaçlıyor­du. Bunun için de 242 sayılı BM karannın uygulanmasını sağlayacak bir girişimi gerekli görüyordu. Enver Sedat'a göre, sonuç ne olursa olsun, bu girişim israil ile savaştan geçiyordu. Mısır ve Suriye savaşa hazırlandı. 6 Ekim 1973'te, israilliler'in kutsal günü Yom Kippur'da Mısır ve Suriye'nin başlattığı saldı­rıyı Irak, Ürdün, Fas ve Cezayir de destekle­di. israil'i ise ABD destekliyordu. 24 Ekim' deki ateşkes kararına kadar süren savaşta, israil üstünlüğü ele geçirerek Arap ordulanna büyük kayıplar verdirdi.

    Savaş daha da uzayabilirdi. Ama, 7 Ekim' de petrol üreten Arap ülkelerinin Avrupa ülkelerine ve ABD'ye verdikleri petrolü azal-tacaklannı açıklamalan BM'nin ateşkes kara­rı almasında etkirTöldû. 25 Ekim'de BM Barış Gücü savaş bölgesine yerleştirildi.
    18 Ocak 1974 ve 4 Eylül 1975'te israil ile Mısır arasında iki barış andaşması imzalan­dı. Antlaşma gereğince israil, "Sina'nın batısı­na çekilecek, buna karşılık Mısır Süveyş Kanalı'nın doğu yakasındaki güçlerini azalta­caktı. israil 1975'te Suriye ile de anlaştı. Her iki ülke, ordularını BM Barış Gücü'nün oluş­turduğu tampon bölge dışına çıkarmayı ve sa­vaş tutsaklarını değiştirmeyi kabul etti.

    Bu antlaşmalara karşın, israil ile Filistinli­ler arasındaki savaş sona ermedi. 5 Haziran 1982'de israil Beyrut'u ve Filistin Kurtuluş Örgütü kamplarının bulunduğu Güney Lüb­nan'ı bombaladı. 14 Haziran'da israil kuvvet­leri Beyrut'u kuşatmıştı. Filistinliler uzun süre direndiler. Ama sürekli israil bombardımanı karşısında, çokuluslu kuvvetlerin denetimin­de Beyrut'u terk ettiler. 14 Eylül'de israil birlikleri yeniden Beyrut'a girdi. Hıristiyan milislerin 16 Eylül'de iki Filistin mülteci kampında gerçekleştirdiği katliam bütün dünyada kınandı.
    Tümünü Göster
    ···
  14. 639.
    0
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always

    alın böyle okuyun araya zıpçıktı muallakler giremiyor

    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    v
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    http://inci.sozlukspot.co...toplanın-hikayem/@always
    ···
  15. 640.
    0
    ilk Reklam Şirketi

    Resmi kayıtlara göre, bilinen en eski reklam şirketi, 1786 yılında, Londra'da kuruldu. Şir- ketin sahibi William Tayler , özellikle yerel ba sında sayısız ilan yayınlattı. ilk ilan metinleri, genellikle "duyuru" biçimindeydi . 1809 yılın- dan itibaren reklam ajansları, metinlerde vurucu sloganlara yöneldiler. Bu akımı ilk başlatan metin yazarı ise James White'ın reklam ajansında çalışan Charles Lamb oldu. Lamb'in yazdığı ilk orijinal reklam metninde, bir eşya piyangosunun tanıtımı yapılıyordu. 1880'lerden itibaren gazete ilanlarında, biçim olarak da yaratıcı zekânın ürünleri sergilenmeye başlandı. 1889'da ingiltere'de Thomas Smith, kurduğu reklam ajansını "yaratıcı metin ve mizanpaj kuruluşu " olarak tanımlıyordu . Amerika'da J. Ayer tarafından kurulan reklam ajansı, ilk metin yazarını 1892, ilk grafi- keri ise 1898 yılında kadrosuna aldı.

    Amiral Thomas Cochrane'den, Fransız halkına seslenen bazı bildirilerin dağıtılmasını istediler. Donanma Komutanlığı, söz konusu bildirilerin ingiliz kıyılarında avlanan Fransız balıkçılarına verilmesini ve kendilerinden bu bildirileri yurttaşlarına dağıtmalarının isten- mesini öneriyordu. ingiliz Cochrane ise, Fransız balıkçılarının, düşmanları tarafından ellerine zorla tutuşturulan kâğıtları, kendi yurttaşlarına ileteceklerine hiç inanmıyordu. Bu yüzden, teslim edilen emanetleri, Fransa'ya ulaştırmak için başka bir yöntem aramaya başladı. Daha önceki yıllarda, Kraliyet Donanması'ndan "Pallas" adlı geminin güvertesinde uçurduğu dev uçurtmalarla, tekne- nin hızını artırabilmek için bazı deneyler gerçekleştirmişti. Bu deneyler ona esin kaynağı oldu ve küçük uçurtmalar yaptırttı. Bildiriler, bu uçurtmaların kuyruklarına düğümlendi. Gemi, Fransız sahillerinde dolaşmaya başladı. Belirli aralıklarla, uçurtmaların ipleri bırakıldı ve böylece ingilizlerin bildirileri, Fransız sahillerine ulaşmış oldu.
    Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et
    ···
  16. 641.
    0
    ilk Havadan ilaçlama

    Tarım ürünlerini zararlılardan korumak için ilk havadan ilaçlamayı 3 Ağustos 1921 günü Teğmen John B. Macready ABD'de, Ohio'nun Troy yöresinde gerçekleştirdi. Dünya yükseklik rekorunun da sahibi olan Teğmen Macready, Ohio Tarımsal Deneyler istasyonu adına, Curtiss JN6 tipi uçağıyla 24 dönümlük bir katalpa ormanını ilaçladı. Yerden yaklaşık 10 metre yüseklikte giden uçaktan bo- şaltılan 80 kilo toz kurşun arsenatla, 4 bin 815 ağaç ilaçlanmış oldu. Bu ilaçlama işlemi, bir dakikadan bile daha az sürmüştü.

    iki gün sonra, bu projenin fikir babası olan Ziraat Mühendisi C.R. Nellie, ağaçlar üzerinde bir inceleme yaptı ve katalpa ağaçlarına büyük ölçüde zarar veren böceklerden yalnızca yüzde birinin sağ kaldığını saptadı.

    Ticari amaçlı ilk tarımsal ilaçlama şirketi ise, ABD'nin Georgia eyaletinde C.E. Woolman tarafından 1925 yılında kuruldu. Daland Dustters inc. adlı bu şirket, Petrel türü tek uçağı ile boşalttığı kalsiyum arsenat sayesin- de, Georgia'daki pamuk tarlalarını büyük ölçüde zararlılardan kurtardı.
    Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
    Eski 05-09-2008 #3 (mesaj-linki)
    CrasHofCinneT Bay-M
    CrasHofCinneT - avatarı

    Kürtaja izin Veren ilk Ülke
    Kürtaja izin Veren ilk Ülke

    Sovyetler Birliği, kürtaja izin veren ilk ülkedir. Bu ülkede, 1920 yılında, çocuk aldırmak yasal olarak serbest bırakıldı. Ancak, tüm kadın doğum doktorlarına birer genelge gönderilerek, hastalarını, özellikle ilk hamilelikleriyse, ameliyattan vazgeçmeye ikna etmeye çalışmaları istendi. Ancak, hamilelik iki buçuk ayı geçmemişse, doktorun, hastanın arzusuna karşı çıkması olanaksızdı. Yani, son söz annedeydi. Kürtajın serbest bırakılması üzerine, Sovyetler Birliği'nde çocuk aldıran annelerin sayısı hızla arttı. 1934 yılında, yalnızca Rusya Sosyalist Cumhuriyeti'nde 700 bin kürtaj olayı kayıtlara geçti. Bu gelişmeden endişe duyar, yetkililer, 1936 yılında yasada yaptıkları bazı değişikliklerle, kürtaj için bazı koşullar getirdiler. Buna göre, bir annenin çocuğunu aldırabilmesi için, hamilelik nedeniyle yaşdıbının "ciddi bir tehlike" altında olması ya da bebeğin hastalıklı doğacağına ilişkin bazı belirtiler bulunması gerekiyordu. Bu koşullar, 1955 yılına kadar geçerliliğini korudu. O yıl, Kürtaj Yasası'nda bazı değişiklikler yapıldı. Bugün Sovyetler Birliği'nde, resmi kayıtlara geçen yıllık kürtaj sayısı. 6 milyon civarındadır.

    Mediko-sosyal nedenlerle, kürtajı yasal hale getiren ilk ülke ise, izlanda'dır. 28 Ocak 1935 günü kabul edilen 38 sayılı yasaya göre, eğer doğum annenin bedensel ya da ruhsal sağlığı açısından ciddi tehlikeler taşıyorsa ve hamileliğin ilk 28. haftası geçilmemişse, çocuk alınabiliyor. Batı Avrupa'da, yine medikososyal nedenlerle kürtajı yasal hale getiren pek çok ülke, kendilerine izlanda'daki uygulamayı örnek almıştır.
    Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
    Eski 05-09-2008 #4 (mesaj-linki)
    CrasHofCinneT Bay-M
    CrasHofCinneT - avatarı

    Havadan Uçakla ilk Propaganda
    Havadan Uçakla ilk Propaganda

    Havadan, uçakla ilk propaganda, 1911-1912 yıllarında, Türk-italyan savaşı şırasında ger- çekleşti. italyan havacılık teşkilatı olan"Italian Servizi Aeroriautici", Libya üzerinde iken uçakla Tripolili Araplara seslenen, "Tripoli, 15 Ocak 1912" tarihli ve "Cavena" imzalı bildiriler attılar. Bu bildirilerde, teslim olan herkese bir "Napolyon altını" ile bir çuval buğday ya da arpa vaat ediliyordu.
    Tümünü Göster
    ···
  17. 642.
    0
    Savaşta Görev Yapan ilk Uçak

    Türk-italyan savaşı sırasında, Tripoli'deki italyan Hava Kuvvetleri'nin komutanı Binbaşı Piazza, 23 Ekim 1911 günü "Bleriot XI" türü uçağıyla, Aziziye'deki Türk birliklerinin üzerinde bir keşif uçuşu yaptı. Bu, bir savaşta uçak tarafından yerine getirilen ilk görev oldu.
    Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
    Eski 05-09-2008 #6 (mesaj-linki)
    CrasHofCinneT Bay-M
    CrasHofCinneT - avatarı

    Savaşta Yaralanan ilk Havacı
    Savaşta Yaralanan ilk Havacı

    31 Mart 1912 günü. Tobruk'taki Arap siperlerini bombalayan bir uçağın ikinci pilotu Yüzbaşı Montu, yerden açılan bir ateşle vuruldu. Teğmen Rossi kumandasındaki uçak, yerden 600 metre yükseklikteyken, dört kurşun yarası aldı ve bunlardan biri Yüzbaşı Montu'ya isabet etti.
    Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
    Eski 05-09-2008 #7 (mesaj-linki)
    CrasHofCinneT Bay-M
    CrasHofCinneT - avatarı

    Havadan ilk Askeri indirme
    Havadan ilk Askeri indirme

    Havadan ilk savaş operasyonları, italyan Ordusu’ndaki havacılık gönüllüleri tarafından yine 1911-1912 yılları arasında Türk-italyan savaşı sırasında, Libya üzerinde gerçekleştiril­di. Tripoli’ye gönderilen italyan hava birliğin­de (19 Kasım 1911), 10 subay, 29 er ve 9 uçak vardı (2 Bleriot, 2 Etrich, 2 Henri Farman ve 3 Nieuport). Bu birlik, daha sonra birkaç Deperdussin ve hava gemisi ile takviye edildi. italyanların Libya’daki hava kuvvetleri, kısa zamanda bir savaş uçağı taburu, bir hava ge­misi taburu (4 Mart 1912′de faaliyete geçti), bakım ve onarım için bir fabrika ve deneysel çalışmalar için bir laboratuvardan oluştu. Ha­vacı gönüllülerin görevleri ise, beş ana nok­tada odaklanıyordu. Havadan keşif, fotogrametri, topçulara hedef tayin etme, ha­vadan propaganda ve hava saldırılan. Görül­düğü gibi, bu birlik hava kuvvetlerinin günümüzdeki işlevlerinden yalnızca ikisini ye­rine getiremiyordu: Son derece hafif olan uçaklarla, asker ve cephane nakli mümkün de­ğildi ve havada başka uçaklarla savaş olanak­sızdı. Eğer o dönemde Türklerin de savaş uçaklan olsaydı, belki bu ikinci olasılık da ger­çekleşebilirdi.
    Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
    Eski 05-09-2008 #8 (mesaj-linki)
    CrasHofCinneT Bay-M
    CrasHofCinneT - avatarı

    ilk Hava Saldırısı
    ilk Hava Saldırısı

    1 Kasım 1911 günü, Teğmen Giulio Gavotti, "Etrich" türü uçağıyla, Tripoli'den havalandıktan sonra, Ain Zara'daki Türk mevzilerinin üzerine, yaklaşık iki kiloluk "Citelli" tipi bir bomba attı. Mevzilerin üzerinde dolaşıp yaptığı tahribatı gördükten sonra, Tagiura üzerine yöneldi ve yanındaki üç bombayı da buraya fırlattı.

    Üç gün sonra, Ain Zara'ya düzenlenen ikinci bir hava saldırısı, Türklerin çok şiddetli protestolarına neden oldu. italya, Cenevre Konvansiyonu'na aykırı davranmakla suçlandı. Havadan yapılan bombardımanın tahrip gücü, yalnızca Türk ve italyan gazetelerinde değil, tüm dünya basınında günün konusu oldu.
    Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
    Eski 05-09-2008 #9 (mesaj-linki)
    CrasHofCinneT Bay-M
    CrasHofCinneT - avatarı

    ilk Esir Pilot
    ilk Esir Pilot

    Libya'daki Türk-italyan savaşı sırasında, italyan Hava Kuvvetleri'nden ölen olmadı. Ancak, Teğmen Moizo, 11 Eylül 1912 günü Nieuport türü uçağıyla Aziziye yakınlarında zorunlu iniş yapınca , "savaş tarihinde esir olan ilk pilot" unvanını kazandı. Tripoli'ye ilk gelen pilotlardan biri olan Moizo, 11 aylık görev süresi içinde 82 hava saldırısıyla birlikte bir rekor kırmıştı.
    Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
    Eski 05-09-2008 #10 (mesaj-linki)
    NympH Bayan-F
    NympH - avatarı

    ilk Telsiz Telgraf
    ilk Telsiz Telgraf

    Irak Posta Direktörü Douglas Gumbley, ilk telsiz telgraf gönderen kişi olarak tarihe geçti. Gumbley, 1933 yılı Şubat ayında, buluşunu Londra'da kendi adına tescil ettirdi. Daha sonra telsiz telgraf, posta amacıyla 15 Temmuz 1933'ten itibaren Irak Postanesi'nde kullanılmaya başlandı.
    Tümünü Göster
    ···
  18. 643.
    0
    lamanı gibeyim amcık bi gibtir git amk
    ···
  19. 644.
    0
    devam et lama hepsini okuyorum
    ···
  20. 645.
    0
    özet geçiyom lan binler :
    katil bahçevan.
    ···