1. 1.
    +4 -3
    Her insanın karşılaşacağı ölüm gerçeğinin son saniyeleri geldiğinde, o sırada yanında bulunanlardan Dr Neşet Ömer bey “Dilinizi göreyim efendim Lütfen dilinizi dışarıya doğru çıkartın” diye telaşlanırken, Atatürk, Dr Neşet Ömer beye bakarak “VE ALEYKÜMÜSSELAM” diyerek gözlerini kapatmıştır (Kılıç Ali’nin Anıları Sh 659 Hulusi TURGUT)

    Peki, o sırada Atatürk’ün yanında bulunanlar telaş ve çaresizlik içerisinde kıvranırlarken ve hiç gereği yokken Atatürk’ün “VE ALEYKÜMÜSSELAM” demesinin anlamı ne olabilir diye bir soru akla gelebilir Böyle bir sorunun yanıtını Kur’an ayetlerinden öğrenelim işte Kur’an’ın söyledikleri:

    “ iyiliklerini içeren kitabı sağ tarafından verileceklere, melekler: ‘SELAMÜN ALEYKE’ derler” (Vakıa Suresi 90,91)

    edit: okuyun 1 dakika alır en fazla
    ···
  1. 2.
    +1 -5
    okumadım..

    ama baban kimdi bilemezdin şerefsiz..
    ···
  2. 3.
    0
    @2 baydı amk eksi
    ···
  3. 4.
    0
    güzel paylasım suku
    ···
  4. 5.
    0
    @1 gözleri dönmüş bunların nasıl bir kanıt getirsen de boş beyinleri kör olmuş
    ···
  5. 6.
    -1
    lan adam gökten indiği sanılan kitap diyo daha ne olsun amk. yalandır o dediğin
    ···
  6. 7.
    0
    vay amk ateistim ama etkilendim
    ···
  7. 8.
    0
    upupupupup okumayan kalmasın
    ···
  8. 9.
    0
    Konuya girmeden evvel hemen belirteyim, sürekli Arapça ile mücadele eden M. Kemal Atatürk’ün son sözünün Arapça olduğunu iddia etmek, o adama yapılmış büyük bir hakarettir. M. Kemal Atatürk’ün bırakın ölürken “Aleykumüsselam” demesini, yoklama ve teftişlerde, askeri, “Selamun Aleykum Asker” yerine “Merhaba Asker” diye selamlayan ilk kişinin bizzat M. Kemal Atatürk olduğu Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” isimli kitabında yazıyor. Dileyen buradan o konuya bağlanabilir:

    http://belgelerlegercekta...kum-yerine-merhaba-asker/

    • **

    Son zamanlarda çokça dile getirilen bir konu var. M. Kemal Atatürk’ün son sözü “Aleykumüsselam”mış. Artık M. Kemal Atatürk’ü müslüman bir profil olarak takdim etmek moda oldu. Bu modanın başlamasının yegane sebebi ise müslümanların şuurlanmasıdır. Gerek Internet gibi kitle iletişim araçlarının hayatımıza girmesi, gerekse kemalistlerin değişen dünyada eski baskıcı yöntemlerini uygulamaya fırsat bulamamaları ve bunun neticesi olarak dini kitapların basılabilmesi, dolayısıyla laikliğe uygun yapay bir din anlatmayı üstlenen Hıyanet (Diyanet) Işleri Başkanlığının dini anlatan tek kaynak olma özelliğini kaybetmesi; bu şuurlanmanın temel etkenlerindendir.

    Bütün bu gelişmeleri yakından takip eden kemalistler, rejimin kurtuluşunu, M. Kemal Atatürk’ü “müslüman” olarak tanıtmakta gördüler. Zira şuurlanan bir müslüman; Hilafet’i, Kur’an’ı, Ezan’ı, Şeriat’ı vs. ülkemizde uygulamadan kaldıran bir adamı ve rejimini asla kabul etmez, edemez… Binaenaleyh, rejimin sürdürülebilirliği açısından bir tehlike oluşturur. Hedefleri ise bunu önlemektir.

    Gelelim asıl konumuza…

    M. Kemal Atatürk’ün son sözünün “Aleykumüsselam” olduğunu, Kılıç Ali anılarında Dr. Neşet Ömer beye isnad ederek yazmış.

    Kılıç Ali, hani şu şapka muhalifi diye birçok insanın iddıbına sebep olan adam!

    Iskilipli Atıf Hoca’nın boynuna ip geçirilirken, başına bir şapka geçirip, “Giy domuz!” diyen ve küfürler savuran adam![1]

    M. Kemal Atatürk’ün “Aleykumüsselam” dediğini Kılıç Ali kendisi duymuş veya görmüş değil. Yani başka birisine dayandırıyor.

    Dr. Neşet Ömer’in veya Kılıç Ali’nin yalan söyleme ihtimallerini göz ardı edemeyiz. Zaten az sonra ölecek bir insana küfürler eden ve “Giy domuz” diye kafasına şapka geçiren birisinin doğru sözlü olduğunu kabul etmemiz mümkün değil.

    M. Kemal Atatürk’ün ölüm anını, yanında bulunan yakın dostu Falih Rıfkı Atay şöyle anlatıyor:

    “Atatürk bir defa üç gün süren bir komaya girdi. Kendine geldiği vakit, uyumuş olduğunu söylediler. Pek inanmamış, fakat ne olduğunu da anlamamıştı. (…)

    Fakat ikinci ve son komadan uyanamadı. Kıvranmalar, çırpınmalar içinde yanıyordu. Kendini kaybetmeden son sözü:

    “Saat kaç?” olmuştu.

    Belki de bir önceki komadan sonra uyumuş olduğunu söyliyenleri kontrol etmek istiyordu. 10 Kasım sabahı yüzü gittikçe renk değiştiriyor, hançere hırıltısı artıyordu. Saat dokuzu beş geçe sert bir asker bakışı ile başucundaki hekime doğru döndü, gözlerini açtı, son nefesi idi.”[2]

    • **

    Görüldüğü gibi Falih Rıfkı Atay, son söz olarak M. Kemal Atatürk’ün “Saat kaç?” dediğini yazıyor. Üstelik kendisi görmüş ve kendisi yazmış… Yani rivayet değil, bizzat görgü tanığı.

    Dolayısıyla bu kaynak diğerine göre daha muteberdir. Kılıç Ali gibi eli kanlı katilin sözüne hem ilmen, hem de vicdanen itibar edilemez.

    Vicdanen itibar edilemez zira az sonra ölecek bir insana “Giy Domuz” diyen birisinde vicdan olduğu düşünülemez.

    Ilmen kabul edilemez çünkü bizzat görgü tanığı varsa, rivayetlere itibar edilmez.

    Kaldı ki, Cemal Kutay bile M. Kemal Atatürk’ün ölümünü Falih Rıfkı Atay’dan farklı anlatmıyor:

    “Anlamı olan SON sözü ‘saat kaç’ idi. Koma içinde manası anlaşılamayan ve devamlı olarak tekrarladığı sözü: ‘Aman dil… Aman dil…’di. Rahat konuşamadığını mı anlatmak istıyordu, yoksa şuur altı yerleşmiş ‘dil konusu’ mu bilinmez…”[3]

    Öte yandan Ruşen Eşref Ünaydın’ın (M. Kemal Atatürk ölürken yanında bulunan) “Prof. Dr. Nihat Reşat Belger’le Mülakat” adlı eserinden öğrendiğimize göre, devrimlerin babası, ‘hayata gözlerini yumarken Saat kaç?’ dedikten sonra sık sık ‘Aman dil! Aman dil!’ sözlerini tekrarlamıştır.[4]

    Son olarak Şevket Süreyya’nın o meşhur “Tek Adam” kitabına bakalım:

    “9 Kasım’da ikinci komaya girmiştir ve artık uyanmayacaktır. Koma karındaki suyun ikinci defa alınışından 8 saat sonra başlamıştır. Tam 36 saat sürer. Doktorların ve arkadaşlarının, başının ucunda çırpınmaktan ve ağlamaktan başka yapabilecekleri bir şey yoktur. Son komaya girmezden biraz önce Atatürk’ün son suali: “- Saat kaç?” demek olur…”[5]

    • **

    Bütün bunları bir yana bırakalım…

    Kılıç Ali’nin bu tür ne idüğü belirsiz rivayetlerini esas alarak M. Kemal Atatürk’ün son söz olarak güya “Aleykumüsselam” dediğini ve dolayısıyla kendisinin “Cennetlik” olduğunu iddia edeceğinize, daha açık ve kesin deliller ile bu konuyu ele alalım…

    • **

    M. Kemal Atatürk’ün hükmü:

    CAMi KAPATMAK iÇiN KANUN

    15 Kasım 1935′te “Cami ve mescitlerin tasnifine ve tasnif harici kalacak cami ve mescit hademesine verilecek muhasasat (maaş, ödenek) hakkında” bir kanun çıkarıldı.

    2845 numaralı kanunda “Tasnif harici tutulan cami ve mescitler usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere kapatılır” hükmü vardı. Bu tarihten sonra yüzlerce cami kapatıldı, depo yapıldı, satıldı, yıktırıldı, parti binası bile yapıldı…

    • **

    M. Kemal Devletin başında iken Cami kapatmak için kanun çıkarılmış mı?

    - Evet…

    Bakalım Allah (celle celaluhu) Kuran’da ne buyuruyor:

    Bakara Suresi
    114 – “Allah’ın mescitlerini, içlerinde Allah’ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! işte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır.”

    Gayet açık değil mi?

    • **

    Devam edelim…

    “DEVLETiN DiNi ISLAM´DIR” MADDESi ANAYASA´DAN ÇIKARILDI

    10 Nisan 1928 tarihinde yapılan değişiklikle Anayasa’nın 2′nci maddesinde yer alan “Türkiye Devleti’nin dini islâm’dır” hükmü çıkarılmıştır.[6]

    M. Kemal Islam hükümleri/kanunları ile yönetilmemizi engelledi mi?

    - Evet…

    Yani Allah’ın (azze ve celle) indirdikleri ile hükmedilmesini engelledi…

    Üstelik; “…Gökten indiği sanılan kitapların dogmaları…”[7] diyen de kendisi.

    Bakalım Allah (celle celaluhu) Kuran’da ne buyuruyor:

    Casiye Suresi
    18 – “Sonra (Ey Rasulüm) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.”

    Maide Suresi
    44 – “(…) insanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.”

    Burası da gayet açık… Değil mi?

    O halde, bu kadar sağlam deliller varken daha ne diye ne idüğü belirsiz şeylerle kafa yoruyorsunuz?



    • **



    KAYNAKLAR:

    [1] Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım (Paris 1929), Altındağ Yayınları, Istanbul 1967, cild 4, sayfa 1317.

    [2] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1968, sayfa 204.

    [3] Cemal Kutay, Atatürk’ün Son Günleri, 2005 iklim Yayıncılık, sayfa 29.

    [4] Namık Kemal Şahbaz, Türkçeye Hizmet Eden En Büyük Türk: Atatürk, Eğitişim Dergisi, Sayı: 25 (Ocak 2010).

    [5] Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam M. Kemal, Remzi Kitabevi, cild 3, 16. basım, sayfa 529, 530.

    [6] Türkiye Büyük millet Meclisi Zabıt Ceridesi, Devre 3, ictima 1, Cild 3.

    [7] M. Kemal Atatürk, Türkiye Büyük millet Meclisi Zabıt Ceridesi, Devre: 5, Ictima 3, Cild 20, Birinci inikad 1 – XI – 1937 Pazartesi, Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi, i: 1, 1-11-1937 Cild 1.
    Tümünü Göster
    ···
  9. 10.
    -2
    @1 den sonra tam Atatürk ü sevmeye başlamıştım @9 dan sonra yine sevmemeye devam ettim
    ···
  10. 11.
    0
    bir insanın dini düşünceleri bu kadar mı etkiliyor sizi?
    bu ülke de 32 etnik grup var hepsi islamın şartlarıyla yönetilmek zorunda mı?
    şu an bu kadar rahat davranabiliyorsak atatürk sayesindedir.
    iran şeriatla yönetiliyor da ne oluyor?
    hiçbir millet baskı altında yönetilemez, yönetilirse böyle çirkin görüntüler ortaya çıkar.
    http://www.yenieksen.com/...ndan-ciplak-protesto.html

    ayrıca islamı zorlamadan medeni yaşayan ülkeyiz örümcek beyinli ve hurafelerden tam kurtulamasak da çoğunun yok olmasına şükretmeniz lazımken şu söylediklerinize bakın.
    şuan adım başı her yer cami de ne oluyor allasen?
    bu ülkenin daha çok okula üniversiteye ihtiyacı var.
    lütfen bilinçli olun.
    ···