-
426.
0Türk korkmaz, korkutur. Bir şey isterse onu yapmadıkça vazgeçmez. Hangi işe el atarsa başarır.
- Semame ibn-i Eşreş -
427.
0Türk milleti ikibin yıldır profesyonel askerdir. Bütün Türklerin mesleği askerliktir.
- Donaldson -
428.
0Dünyanın hangi ordusuna sorarsanız sorun, Türk askerinin karşısında düşünmenin hiç de kolay olmadığını veya olamayacağını size söyler.
- Donaldson -
429.
0Türklerle dost ol ama düşman olma.
- Gianni de Michelis -
430.
0Türkler devlet yıkmakta ve devlet kurmakta birinci sınıf ustadır. Ülkeleri değil kıtaları altüst etmişler ve< korkunç saldırışlar arasında sarsılması hiç de kolay olmayan egemenliklerini yaratmışlardır. Tarih Türklerden çok şey öğrendi. Onların elinden çıkma öyle eserler vardır ki uygarlık için birer süs olmaktadır.
- Hammer -
431.
0Çanakkale'de başarılı olamadık. Nasıl başarılı olurduk ki? Zira Türkler yuvasına girilmiş aslanların hiddetiyle, cüret ve cesaret kahramanlığı ile savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim.
- Sir Julien Corbet -
432.
0Toplumsal düzenin Türkler arasında kurmuş olduğu ilişkilerin hepsinde temiz yüreklilik ve iyi niyet hakimdir. Vatandaşların birbirlerine karşı borçlu oldukları işlemleri yapma ve yerine getirmeleri için başka ülkelerde olduğu gibi senetleşmeye yani yazılı belgeye ihtiyaçları yoktur. Çünkü onların övülmeye değe hallerinden biri de verdikleri söze genellikle sadık kalmaları ve karşılarındakini aldatmaktan, güveni suistimal etmekten çekinmeleridir.
- Monradgea D'ohsson -
433.
0Kendi ulusuna karşı bu kadar dürüst ve cömert olan müslüman Türkler hangi mezhebe bağlı olursa olsun aynı dürüstlüğü yabancılara karşı da yapar ve yerine getirirler Bu noktada müslümanla Müslüman olmayan arasında hiçbir fark gözetmezler.
- Monradgea D'ohsson -
434.
0Türk'ün ahlaki seciyesi çocukluğunda aldığı iyilik telkinleriyle değil çevrelerinde fenalık görmemek suretiyle oluşur.
- Thomas Thorsten -
435.
0Türklerin ruhu yeniden parlayacak ve silah kullanmak için doğan bu kahraman milletin tarihi eski ışığını bulacaktır.
- Moltke -
436.
0Türkler ölmesini iyi bilir ve Türkler öldükçe dirilirler. Tarih tekerrur edecektir.
Ahmet Abuş -
437.
0“Türkleri seviyorum. Onlar, cennetten bir köşe olan bu eşsiz memlekete yakışan, eşsiz insanlar. Yaradılışlarında göksel bir azamet, gönül alışlarında ise meleklerde bulunmayan bir mahviyet var. Bu büyük ruhlu milletin arasında vatanımı unutmaktan korkuyorum. Vatan aziz, pek aziz. Lakin Türk te aziz ve çok aziz.”
Comte De BONNEVAL -
438.
0ingiliz komutan Atatürk’e Türk'leri aşağılamak için bir yemekte şu sözleri söyler: "Biz asil ingilizler şeref, onur ve asil kanımız için savaşırız, siz Türkler ise para ve toprak için savaşırsınız"
ATATÜRK ise bunun üzerine güler ve şu sözleri söyler: "EVET HAKLISINIZ KOMUTAN. HER MiLLET KENDiNDE EKgib OLAN ŞEYLER iÇiN SAVAŞIR..! -
439.
0HÜLAGU HAN ( 1217- 1265 )Tümünü Göster
Dedesi, Cengiz Han; babası Cengiz Han'ın en küçük oğlu Tuluy'dur.
1217'de doğdu.
Tarihe bu kadar çapraşık sıfatlarla girmiş hükümdar az bulunur. Onun için tarihler, "Kan dökücü, kıyıcı, amansızdır", derler. "Mülkün ihyası için büyük bayındırlık hareketlerine girmiş, şehirler kurmuş, kurulu olanları onarıp geliştirmiştir" derler. "ilme tutkundu, bilim adamlarını sever, onları arkalar, sarayında bilim sohbetleri düzenlerdi" derler. "Taa Bizans'tan astronomi bilginleri getirmiştir. Kendisi de astronomi üstünde geniş bilgisi olan bir hükümdardı" derler... Bu kadar birbirine zıt düşen işleri nefsinde toplamış bir başka hükümdar göstermek kolay değildir.
Ağabeysi Büyük Kağan Mönke, küçük kardeşi Hülâgû'yu 1254'de Bağdad'daki islâm Halifesi ve Alamut'da yerleşen ismailiye mezhebine karşı savaş vermek üzere iran'a gönderdi. Hülâgû, iran-Moğol devletinin, öteki adı ile, ilhanlılar'ın kurucusu oldu.
CENKLERDE BÜYÜK USTALIĞI VARDI
Hülagu, ağabeysi Mönke'nin yanında iyi yetişmiş, cenk oyunlarında ve yönetimde ustalığı ve becerikliliği ile tanınmıştı, işlerinde kusuru olanlara karşı insafsızdı. Yasayı bozanlar, kim olursa olsun kılıçtan geçirilirdi. Alamut Kalesi'ne yerleşen ismailiye mezhebine bağlı insanlar, ne islâm Halifesi'ni, ne Moğolları dinliyorlar, bir başlarına yaşıyorlardı. Saklandıkları kale çok sağlamdı ve kıyasıya dövüşmekte idiler.
Hülâgû, ilk iş olarak ismailiyelilere saldırdı. Kaleyi kuşattı. Kale çevresindeki köyleri yakıp yıktı, yaşayanları kılıçtan geçirdi. Geçtiği yollardan, kan dereleri akıyordu. Alamut, uzun bir direnmeden sonra düştü. Ağabeysinin verdiği görevlerden biri yerine gelmiş ve ismailiyeliler meselesi ortadan kalkmıştı.
Bu defa, Bağdad üzerine yöneldi. Abbasi Halifesi Mutasım Billah'ın ordularını param parça etti. Bağdad'ı kuşattı. Halife, hiçbir çare kalmadığını görünce, Hülâgû'ya bir "Sultan" unvanı vererek işin içinden çıkmayı tasarladı. Halifeliğine güveniyordu. Hülâgû'ya, karargâhına gelip kendisini ziyaret edeceğini haber verdi. Hilafetin kudsiyetini göstermek için de Hz. Peygamber'in hırkasını sırtına giydi. Başına, ipekli bir sarık sardı. Oğullarını, Abbasi sülâlesine mensup ailesini yanına aldı. Bağdad'ın ileri gelenleri ve bilginlerini de haşmetli bir kafile halinde arkasına takıp büyük ve gösterişli bir törenle Hülâgû'nun ordugâhına gitti.
Hülâgû, bütün bu tantanalı alayı gülümseyerek seyrediyordu. Mutasım Billah çadırının önüne gelince, askerler bir anda üzerlerine çullandılar ve hepsini kılıçtan geçirdiler (1258). islâm dünyasının en önemli kişileri böylece, görülmemiş bir biçimde yok oldular. Bundan sonra Abbasiler devri kapanmış ve Arap imparatorluğu bu suretle ortadan silinmiştir.
Mutasım Billah'ın yeğeni, bu törene dahil olmadığı için, kaçmaya muvaffak oldu. Bundan sonra Hilâfet, Mısır'da, devlet gücünden yoksun, sade bir "Din reisliği" olarak yaşamış ve Osmanlı Hükümdarı Yavuz Selim'in Mısır'ı ele geçirmesiyle Hilâfet, Osmanlılara intikal etmiştir.
Hülagu, daha sonra Suriye'ye geçerek Akdeniz'e kadar uzanan bütün toprakları ülkesine kattı. Böylece, Amu - Derya ve Kafkaslardan Akdeniz'e kadar geniş bir imparatorluk kurdu.
Gerek 50 gün süren Bağdad kuşatması sırasında gösterdiği kıyıcılık ve gerekse Halife Mutasım ve kendisiyle birlikte zütürdüğü ailesine karşı giriştiği insanlık dışı katliam, Hülâgû'nun, islâm dünyasında kan dökücü olarak anılmasına sebep olmuştur. Osmanlı şairi Nedim bile bir şiirinde;
"Tahammül mülkünü yıktın,
Helagü, Han mısın kâfir!
Bütün Dünyayı Yaktın,
Ateşi suzan mısın kâfir!"
Diyerek islâm dünyasının bu duygusuna tercümanlık eder.
HER ÇEŞiT BiLGiYE MERAKLI iDi
Hülagu, Bağdad'ı aldıktan sonra, sarayına birçok bilginleri, şairleri, fikir adamlarını toplamış ve yeni bir uygarlık ateşi tutuşturmuştu. Kendisi de astronomi ve kimya ile uğraşıyordu. Her çeşit bilgiye meraklı idi. Merage'de bir rasathane yaptırdı. Bilginleri toplayarak ilim akademileri kurdu. Hastaneler açtı. Aladağ'da saraylar, Huy'da camiler inşa ettirdi.
Tebriz şehri, onun zamanında bir bilim merkezi haline dönüştü. Şöhreti o kadar yayıldı ki, Tebriz şehrine dünyanın uzak ülkelerinden, hatta Bizans'tan, astronomi, kozmografya ve kimya öğrenmek için öğrenciler geliyorlardı.
1265'de öldüğü zaman, sadece 48 yaşında idi. Kafası ile bir Rönesans adamı, kılıcı ile bir cellâttı. Ardında koskoca bir imparatorluk bırakarak tarih sayfalarına gömüldü. -
440.
0ATTILA, Tanrının Kırbacı (395-453)Tümünü Göster
Büyük Türk-Hun imparatoru'dur. 395 yılında doğdu. Hun Devleti'nin kurucularından Muncuk'un oğludur. 434 yılında kardeşi Bledu ile birlikte imparatorluğun başına geçti. Bir süre sonra kardeşinin öldürülmesiyle Tuna kıyılarından Çin Seddi'ne kadar uzayan imparatorluğun tek hâkimi oldu. 750 bin kişilik ordusuyla Galya şehirlerini alt üst etti. Orleans'ı kuşattı. Kuzey italya'yı silindir gibi ezip geçti. Avrupa'yı titreten bir cihangir oldu. 453 yılında öldü. Tıpkı Büyük iskender gibi bütün dünyaya hâkim olmak ihtirası ile dopdolu bulunan Attila, bu büyük emelini tamamen gerçekleştiremedi. Ancak tarihin tanıdığı en ünlü cihangirlerden biri oldu. Gençliğini barış için rehin olarak Roma'da geçirmiş, bu yüzden Roma kültürünün yanı sıra zaaflarını ve karakterlerini incelemişti. Latince'yi de ana dili gibi öğrenmişti. Hükümdar olduktan sonra Romalılar hakkındaki bütün bu bilgilerini en iyi şekilde değerlendirmeyi başardı.
Attilâ önce Doğu Roma'yı hedef aldı. Bizans üzerine yürüdü. Kendisinden aman dileyen imparatoru yıllık vergiye bağladı. Bir süre sonra vergisini ödemeyen imparatora, bunu pek pahalıya ödetti. Balkanlardan Mora'ya, oradan istanbul kapılarına kadar olan bölgeyi ele geçirdi. Bizanslılar vergiyi iki misline çıkartarak istanbul'u kurtardılar. Fakat, bu arada Bizans imparatoru III. Valentinianus, bir suikastçi göndererek Attilâ'yı öldürtmeye teşebbüs etti. Bu teşebbüs sonuçsuz kaldı. imparator bu kez kendi emriyle suikasti hazırlayanın kafasını kestirip Attilâ'ya göndermekle, kendisini temize çıkarmaya kalkıştı.
Bu arada III. Valentinianus'un hayatı boyunca evlenmemeye mahkum ettiği kız kardeşi, rahibe olarak kapatıldığı manastırdan Attilâ'ya bir nişan yüzüğü göndererek kendisiyle evlenmeye hazır olduğunu bildirdi. Bütün Avrupa'ya dehşet saçan Attilâ, Bizans imparatoru'na daha sert bir mesaj göndererek, nişanlısının kapatılmış bulunduğu manastırdan serbest bırakılmasını ve müstakbel eşine çeyiz olarak Batı Roma imparatorluğunun yarısının verilmesini istedi. III. Valentinianus, Büyük Türk-Hun imparatoru'nun bu teklifi karşısında kara kara düşüncelere daldı. Bunun verdiği huzursuzluk bütün Bizans'ı kapladı. Doğu Roma impatorluğu sınırları içinde bitip tükenmek bilmeyen korkulu günler ve aylar başladı,
Attilâ'nın bütün emeli Batı ile Doğu Roma imparatorluklarının kendisine karşı birleşmelerini önlemekti. iki cephede birden savaşmak istemiyordu. Doğu Roma'yı bu huzursuzluğun içinde bıraktıktan sonra ani bir kararla Batı Roma'ya yürüdü. Bir hallaç pamuğu gibi attı, Batı Roma imparatorluğu'nu.
Roma'ya girmesinin gün meselesi halini aldığı bir sırada Papa III. Leon, bizzat Attilâ'nın karargâhına giderek Roma'yı çiğnememesi için ricada bulundu. Hattâ bunun için kendisine yalvardı. Papanın bu yalvarışı karşısında istilâyı durdurmayı kabul eden Attilâ, Romalıları çok ağır bir vergiye bağladı. Sekiz yıl içinde bütün Avrupa'da eşi görülmemiş ölçüde büyük bir istilâda bulunan Attilâ, korku ve dehşet ifade eden tek isim oluvermişti. Bu yüzden son derece âdil bir hükümdar olmasına rağmen bütün Avrupa kendisini barbar gözüyle gördü. Onun etrafına saçtığı büyük korku ve dehşetin p:-):-):-)olojik bir sonucu olmuştu bu yanlış teşhis...
Attilâ yalnız büyük bir istilâcı ve yaman bir komutan değil, mükemmel bir hükümdardı. Tarih onu, milletine medenî bir düzen veren ve dünyada posta teşkilatını kuran ilk kişi olarak tanır. Attilâ'nın ilk eşi ve baş kadını Arıkan idi. Ölümünden sonra yerine geçen oğlu ilek'in anası olan Arıkan'dan başka bir kaç kadın daha almıştı. 453 yılında büyük Türk-Hun imparatorluğu'nun başkenti olan Etzelburg'da (Bugün Macaristan sınırları içinde bulunan Attila şehri) ilkido adında genç bir kızla evlendi. Elli sekiz yaşında olmasına rağmen son derece dinç ve kuvvetli idi. Zifaf gecesinin sabahında, bütün Avrupa'yı tir tir titreten cihangir, yatağında ölü bulundu. Ağzından, burnundan boşanan kanlarla, bütün yatak kıpkırmızı olmuştu. Ölümünün şiddetli bir burun kanamasından mı, bir hastalıktan mı, yoksa bir suikast sonucu mu meydana geldiği kesinlikle anlaşılamadı.
Cenazesi, ölümünün ertesi günü yapılan çok büyük bir törenle kaldırıldı. Cesedi altın bir tabuta konulmuştu. Bu tabut, önce gümüş, sonra da demir bir mahfazanın içine yerleştirilmiş ve böylece toprağa verilmişti. Attilâ, ölümünden sonra, kimse tarafından rahatsız edilmeden ebedî uykusunu uyumak isterdi. Bunu, böyle vasiyet etmişti. Bu nedenle mezarını kazıp kendisini toprağa verenler okla vurulmak suretiyle hemen oracıkta öldürüldü. Sonra mezarının yanından geçmekte olan bir çayın mecrası değiştirildi. Sular başta tarafa, muhtemel olarak mezarın üzerinden verilen yeni mecrasına akıtıldı. Böylelikle büyük cihangirin son arzusu yerine getirilmiş oldu.
Ne yazık ki bugün mezarının yeri dahi bilinmez... -
441.
0bir civi kayboldugu icin bir nal kayboldu
bir nal kayboldugu icin bir at kayboldu
bir at kayboldugu icin bir atli kayboldu
bir atli kayboldugu icin bir haber kayboldu
bir haber kayboldugu icin bir savas kaybedildi
ve bir savas kaybedildigi icin bir krallik yokoldu... -
442.
0cengiz hanTümünü Göster
Rivayete göre Timuçin, bir eli yumruk şeklinde doğdu ve avcu açıldığında içinin kan pıhtısıyla dolu olduğu görüldü. Babası Yesügey Bahadır bunu öğrenince oğlunun büyük bir savaşçı olacağını ve yeryüzünde çok kan dökülmesine yol açacağını söyledi. Babası Yesügüy Bahadır, 12. ve 13. yüzyılda Moğolistan'da büyük ün ve güç kazanmış Kıyat Tatar boyunun önderiydi. Annesi aynı boydan gelen Ulun Hatun, Timuçin'i ve diğer çocuklarını eski Türk geleneklerine göre yetiştirmeye çalışan fedakar bir kadındı. Yesügüy Bahadır, büyük bir savaşçı olacağını söylediği oğlu Timuçin henüz on yaşındayken öldü. Yönetimi altındaki halkın birliği dağıdı ve Ulun Hatun ve çocukları kimsesiz, yardıma muhtaç hale geldiler.
Bu zorlu yaşam koşullarında büyüyen Timuçin, uzun boylu güçlü kuvvetli atılgan bir genç adam olmuştu. Bütün gün at üstünde kalabiliyor, okunu ustalıkla kullanabiliyordu. Timuçin ve kardeşleri babalarının ulusunu kendi çevrelerinde toplamaya ve bütün haklı biraraya getirmeye karar verdiler.
Bu çağda birçok derebeyliğe bölünmüş olan Moğolistan'da iki güçlü han vardı; Kereyit Hanı, Tuğrul ve Nayman Hanı, Buyruk. Merkitler denen üçüncü bir han vardı ki, bu soy Yesügüy Bahadır soyunun en eski düşmanıydı.
Yesügüy'ün oğullarının güçlennmesi karşısında telaşa kapılan Merkitler, bir gece Timuçin ve kardeşlerinin karargahına bir baskın düzenlediler. Timuçin'in annesini ve karısını kaçırdılar. Ayrıca bütün malı mülkü yağmalanan Timuçin canını zor kurtararak Haldun Dağı'na sığındı. Merkitlere karşı koyabilmek ve ailesini kurtarabilmek için babası Yesügüy Bahadır'ın dostu Kereyit Hanı Tuğrul'dan yardım istedi. Tuğrul Han, Timuçin'in emrine büyük bir ordu gönderdi. Timuçin böylece ailesini Merkitlerin elinden kurtarabildi.
Timuçin'in giderek güçlenmesiyle diğer boylarda ayaklanmalar da başladı. Savaş sırasında dostu Tuğrul Han da ölünce Kereyit boyu Timuçin'in tebasına katıldı. Birçok beyliği kendi himayesi altında toplayan Timuçin'in, Moğolistan'ın tek hükümdarı olabilmesi için en güçlü düşmanı Nayman Hanlığını da ele geçirmesi gerekiyordu. 1204'te başlayan zorlu savaş bir yıl sürdü. Timuçin bu savaşı da kazanmış, artık gücünü kabul ettirmişti. 1206 yılında Onon nehri kıyısında toplanan büyük kurultayca Cengiz ünvanı ile hakan ilan edildi. Bu törende geleneklere göre dokuz sancak dikildi.
Cengiz Han, elli yaşına kadar Moğolistan'ın çeşitli boylarıyla savaştı, arasıra yenilgiye de uğrasa başarısızlıktan hiç bir zaman yılmadı. Ama Cengiz Han'ın asıl büyük başarıları bu yıllardan sonra başladı.
Cengiz Han önce Çin devleti ile savaştı. 1211 yılında Pekin'i kuşattı, uzun süren kanlı çarpışmalardan sonra Çin hükümdarıyla bir antlaşma imzalandı ve bir Çin prensesiyle evlendi. Bu ikinci evliliğiydi. Ancak savaş birkaç ay sonra yine başladı ve 1215'e, Pekin'in alınmasına kadar sürdü. Bu tarihte Çin hükümdarı Cengiz Han'ın kesin egemenliğini kabul etti ve haraç vermeye razı oldu.
Batıdaki en güçlü islam devleti Harzemşahlardı. Hükümdarları Sultan Mahmut, kısa süre önce Karahıtay devletini yenilgiye uğratmıştı ve Çin'e saldırıya hazırlanmaktaydı. Cengiz'in başarısından sonra telaşa kapıldı ve ona Seyyid Bahaiddin Razi başkanlığında bir elçiler kurulu gönderdi. Cengiz Han da Harzemşahlarla dostluğun ve ticaretin yararlı olacağını düşündüğünden, bu harekete karşılık olarak, Harzeme Mahmut Yalavaç başkanlığında bir kurul gönderdi. Böylece Moğollarla Harzemşahlar arasında dostluk başlamış ve bir ticaret antlaşması yapılmış oluyordu.
Bu antlaşma üzerine, 1218'de 450 kişilik Moğol ticaret kervanı, o çağın en pahalı mallarını islam ülkelerine zütürmek üzere yola çıktı. Ne var ki, Harzem ülkesindeki Otrar şehrinde, Otrar valisi Kayır Han Inaçık bu kervanı durdurttu; mallarını yağmalattı, bütün adamlarını öldürttü. Kurtulabilen tek kişi, durumu Cengiz Han'a bildirdi. Bunun üzerine Cengiz, Sultan Mahmut'tan Kayır Han'ın kendisine teslimini istedi. Ama, Cengiz'in bu isteğini belirtmek için gelen elçileri de öldürüldü. Tarihe Otrar Faciası adıyla geçen bu olay, islam ülkelerine Moğol akınlarının başlamasının sebebi oldu.
Cengiz Han Harzem Devletinden öc almaya karar vererek büyük bir sefer düzenledi. Yolu üzerindeki Karahıtay ve Nayman beyliklerini ele geçirdi. Kervanının yağmalandığı ve adamlarının öldürüldüğü Otrar şehrine geldiğinde 70 bin askerle karşı koyan Otrar valisi Kayır Han'la bir süre çarpıştıktan sonra, oğulları Çağatay ile Ogedey'i orada bırakıp yoluna devam etti. Yolu üzerindeki kendiliğinden teslim olan Zernuk kalesinin bulunduğu şehre Kutlu Şehir adını verdi.
Maverahünnehir denilen islam bölgesi de Cengiz Han'ın ordularınca kıskaca alındı. Ardında Semerkant'ı geçen Cengiz Han, Buhara'yı kuşattı. Üç gün üç gece süren saldırılar sonunda Buhara'yı savunan 50 bin kişilik ordu, kana bulanan şehri Cengiz Han'a teslim etti.
Semerkant'ı kuşattığında da yine halkı kılıçtan geçirdi. Horasan'ı da ele geçiren Cengiz Han oğullarına Harzem'in merkezi Ülgenç şehrini kuşatma emrini verdi. Altı ay süren kuşatma sonunda Ülgenç de yerle bir edildi. intikamı Cengiz Han'ın tarih sayfalarına kanlı hükümdar olarak geçmesine neden olmuştu.
Bütün bu savaşlar, doğudaki islam devletlerinin hemen hepsinin Moğol egemenliğine geçmesini sağladı. Cengiz Han, 1225'de Moğolistan'a döndü. Dönüşte imparatorluğunu dört oğlu arasında paylaştırdı. 1227'de, Tangut seferinde hastalanarak öldü. Cenaze töreni eski Türk hakanlarınınki gibi yapıldığından mezarının nerede olduğu bilinmemektedir.
Bu büyük savaşçı yalnız askeri başarılarla yetinmemiş, Moğol imparatorluğu'nun hukuk ve askeri işlerini düzenleyen bir kanun da yapmıştı. Cengiz Yasası diye bilinen bu yasa eski Türklerden Moğollara kadar gelen sözlü geleneğin otuz üç defterde toplanmasıydı.
Cengiz Han'ın askeri becerisi ve uyguladığı stratejileri tarihe büyük bir kumandan olarak geçmesini sağladı. -
443.
0Yenilmez Savaşçı Kül-TiğinTümünü Göster
M.S 710 Göktürk budusunun doğusunda isyanlar başlamış, isyancılar yakın çevresindeki kavimleri de kışkırtarak güçlü bir ordu kurmuştu.
isyancılar Bilge Kağan'a bir elçi yolladılar. Elçi Bilge Kağan'a bunları iletti;
("Güçlü bir ordu kurduk. Bizim bulunduğumuz toprakları bize iade ederseniz üstünüze yürümekten vzageçeriz.")
Herhangi bir milletin hükümdarına yazılmış mektgup değildibu... Türk'ün Başbuğu'na Göktürk Kağanı'na yazılmıştı.
Göktürk başbuğunun düşmandan korkup da toprak verdiği ne görülmüş,ne deduyulmuş birşeydi.
Toprak anadır, atadır,namustur, töredir.Türk toprak vermez alırdı!
Mektup cevapsız kalmadı, yazdırdı Bilge Kağan bir satırlık mektup;
Şöyle dedi;
("Bir bak tarihe, Türk'e baş kaldıranların sonu ne olmuş!")
Yolladılar elçiyi versin mektubu diye, açıp okundu mektup ve buz kesildi isyancıların otağı.
Bilge Kağan'ın tek satırlık mektubu isyancıları isyandan vazgeçirfecek noktaya getirmişti, lakin o kadar hazırlıktan sonra geri dönmek de olmazdı.
Mektuptan 2 hafta sonra Sanga dağının eteklerinde, bozkırın büyüleyici yeşil zemini üzerinde Gökjtürkler ile isyancılar karşı karşıya geldiler, sayıları hemen hemen aynıydı.7 bin göktürklü 9 bin isyancıya karşı.
Başka bölgelerden de devamlı isyan çıkarıp buduna akın edildiğinden, Bilge Kağan ordunun tamdıbını getirmemişti muharebeye.
Kül-Tiğin ak tenli atı ile Kağan'ın sağında duruyordu, buyruk verildiğinde düşmana atıyla ilk koşan o id,ok fırlattığında her seferinde sadağından ok almak zorunda olmasın diye 5'er 5'er alıyordu.
3 saniyede bir ok atıyor,her fırlattığı ok bir isyancıya saplanıyordu.
Sadağında ok kalmadığı zaman, uçmağa varan erlerin sadaklarını toplayıp oklamaya devam ediyordu.
Atı yaralandığında, atından inip, isyancıların atlarını pğalası ile yaralardı.
Düşen atların üstündeki erleri ise tamuya yollamak zor olmuyordu Kül-Tiğin için.
Ok atmadaki ustalığı kılıç kullanmada da vardı,her türlü pusatı ustaca kullanırdı Tiğin.
Fazla sürmedi savaş.
Göktürkler'in mutlak galibiyeti ile sonuçlandı. Buduna geri dönülmedi ve muharebeye yakın bir yerde çadırlar kuruldu.
Kül-Tiğin, savaş sırasında kaybettiği sadağını bulmak için geri döndü savaş meydanına.
Savaştan sağ kalan 9 isyancı ile karşılaştı Kül-Tiğin.
Yayı,oku yoktu yanında. Palasınıda almamıştıyanına.
Yanında pusat olarak sadece bir hançeri vardı ancak korkmadı Tiğin;çünkü kaplandı, bozkurttu o...
Atladı birinin üzerine sapladı hançeri kalbine. Bahadırdı,yiğitti Kül-Tiğin.
Tanrı'nın verdiği güç ile 1-2-3-4-5 demeden 9'unuda yolladı tamuya Kül-Tiğin.
istemi Kağan'ın torunu, Kutluk Kaüğn'ın oğlu, Bilge kağan'ın kardeşi, Aşina soyuınun Göktür Devleti'nin Prensiydi Kül-Tiğin.
Bilge Kağan'dan sadce1 yaş küçüktü.O düşmanların oyununa gelmedi, abisi Bilge Kağan'ı tahtan indirip yerine geçmeyi hiçbir zaman düşünmedi.
Türk'ü Türk'e kırdırma siyaseti Kül-Tiğin' işlemedi.O sadece rtürk yok olmasın diye, Türkü yüceltmek için, türkü yaşatmak için vardı. Savaştı,savaştı ve yine savaştı... Herşey türklük için.
Çin kaynaklarında onu "Yenilmez Savaşçı" olarak gösterdiler.
Orhun kitabelerinde de Kül-Tiğin'in elinde bir hançerle kaplan gibi atılarak 9 düşmanı biçtiğini anlatır. islam kaynaklarında da övgüyle bahsedilen ilk Türk komutanı oldu ve batıda ("Kürteğin/Gürtegin")adıyla zikredildi... -
444.
0KÜR-ŞAD ölmüş fakat attan düşmemişti...
Ölmüş fakat yenilmemişti...
Bozkurtların Destanı
Kür-şad
Bumun Kağan’ın torunu,
Çuluk Kağan oğlu Kür Şad
Kırkların başı…
Ölü Çinli yığınları üstünde
Vuruşuyordu.
Çin devletine karşı!
Hey! Hey!
Yine de hey! Hey!
Bir yanda Çin ordusu,
Öbür yanda Vey!...
Ortada Kür Şad!...
Olmaz böyle şey!...
Kim derdi ki Kür Şad,
Kemikle etti?
O bir kişi değil,
O bir devletti!...
Bayraktı, vatandı…
Bir özge candı
Tepeden, tırnağa
Kıpkızıl kandı!...
Tanrı Kut soyunun
Altın halkası…
Yedi iklim üzre
Düşer gölgesi!...
Çinliye ölümdü,
Türk’e kalkandı!...
Bin üç yüz elli yıl
Önceki dünden
Odu gönlümüze
Düşen volkandı!...
Bozkurt ocağının sönmeyen odu,
Çuluk Kağan Kür Şad,
Korku bilmiyordu!
Ölümcül yaralar almıştı,
Ölmüyordu! -
445.
0alparslanTümünü Göster
Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı. Selçuklu Devletinin kurulmasında önemli rolü olan Horasan valisi
Çağrı Bey'in oğludur. 20 Ocak 1029’da doğdu. iyi bir tahsil gördü, sayısız zafer kazanarak mertliği ve iyi kumandanlığı ile ün saldı. Babasının ölümünden sonra Horasan valisi oldu. Amcası
Tuğrul Bey, 4 Eylül 1063’te öldüğü zaman vasiyeti üzerine Selçuklu tahtına Alparslan’ın ağabeyi Süleyman getirildi, fakat Türk beyleri buna itirazda bulundular ve Alparslan’ı hükümdar tanıdılar.
Alparslan 27 Nisan 1064’te büyük bir törenle tahta çıktı. Amcasının vezirliğini yapan ve Süleyman’ın tahta çıkmasını isteyen Amidülmülk Kündiri’yi azledip, büyük bir devlet adamı olarak tarihe adı geçen
Nizamülmülk’ü vezir tayin etti. Başına buyruk beylerle mücadeleye girişen Alparslan, hepsini bir bayrak altına toplamayı başardı. Böylece Selçuklu Devleti kuvvetlendi.
1064 yılının sonuna doğru Alparslan, Bizans imparatorluğu’nun üzerine yürüdü. Gürcistan’ı zaptetti. isyan eden kardeşi Kavurd’u itaate zorladı. 1065’te Amuderya ırmağını geçti, o bölgedeki hükümdarla anlaştı. Alparslan’ın beyleri, Anadolu’da akınlar yapıp sayısız zafer kazandılar. Selçuklu Sultanının gittikçe kuvvetlenmesi Bizans imparatorluğu’nu telaşlandırdı. imparator Romanos Diyojenes ordusunu toplayıp sefere çıktı. Palu’ya geldiğinde Malatya’da bıraktığı ordusunun Türkler tarafından perişan edildiği haberini aldı. Geri dönmeye mecbur kaldı.
1070 yılında Alparslan,
Horasan ve Irak ordularının başında
Azerbaycan’a girdi, sınırdaki kaleleri fethetti.
Van Gölü'nün kuzeyinden geçerek Malazgirt önüne vardı, kale teslim oldu. Diyarbekir'den Elcezire’ye girdi, Urfa’yı kuşattı. Mısır’da birbirleriyle mücadele eden Fatımi komutanları, Alparslan’ı Mısır’ı almaya teşvik ediyorlardı. 1071 yılında Selçuklu ordusu Halep’te toplandı.
Alparslan’ın Mısır Seferine çıktığını öğrenen
Bizans imparatoru
Diyojenes son bir hamle yapmayı düşündü. Azerbaycan’a kadar giderek Türk kalelerini zapta ve Türkleri Anadolu’dan atmaya karar verdi. Rumeli’de yaşayan Peçenek ve Oğuz Türklerini de ordusuna kattı. 13 Mart 1071’de 200.000 kişilik Bizans ordusu istanbul’dan yola çıktı. imparator, halkına büyük zaferle dönmeyi vad etmişti. Diyojenes ve ordusu yol boyunca katliam yaparak Erzurum yoluyla Malazgirt’e ulaştı. Haleb’i teslim aldığı sırada Bizans ordusunun gelmekte olduğunu öğrenen Alparslan , Mısır Seferinden vazgeçip kuzeye doğru yola çıktı. Bizans ordusunun harekatını günü gününe haber alarak, vaziyetini ona göre ayarladı. Musul, Rakka, Urfa yoluyla Diyarbekir ve Bitlis’e ulaştı. Ordusundan on bin kişilik bir kuvvet ayırıp Ahlat’a gönderdi. Bizans kuvvetleri ile ilk çarpışma Ahlat’ta oldu. Bizanslılar bozuldu. Malazgirt’e doğru devamlı yol alan Alparslan 24 Ağustos günü Malazgirt’in doğusundaki Rahva Ovasına ulaştı. Ahlat’a gönderilen kuvvetlerin gelmesi ile kısa bir zamanda karşısına çıkmasına şaşıran Bizans imparatoru da, ordusunu Rahva Ovasının öbür tarafında düzene koydu. Anlaşma tekliflerinin reddetilmesi üzerine savaş hazırlıkları başladı.
26 Ağustos Cuma günü askerlerini toplayan Alparslan son derece kurnazca bir harp taktiği planlamıştı. Hilal şeklinde yaydığı ordusuyla akşama kadar Malazgirt meydanında dövüştü. Şaşkına dönen Bizans ordusu, hilalin içine düştü. 200.000 kişilik koca ordu perişan oldu. imparator esir edildi. (bkz.
Malazgirt Savaşı)
Sultan Alparslan savaştan sonra huzuruna getirilen imparatoru, hiç ümid etmediği şekilde affetti. Bizans imparatorunun harp tazminatı ödemesi, her yıl haraç ve ihtiyac halinde Selçuklu ordusuna asker göndermesi karşılığında barış andlaşması yapıldı. Fakat Diyojenes, istanbul’a geri dönerken, Bizanss tahtının el değiştirmesi, andlaşmayı geçersiz kıldı. Alparslan da, Selçuklu şehzadelerini Anadolu’yu fetihle görevlendirdi. Türkler, kısa zamanda Anadolu’ya hakim oldular.
Sultan Alparslan , Malazgirt zaferinden sonra 1072 senesinde çok sayıda atlı ile Maveraünnehr’e doğru sefere çıktı. Türkleri bir bayrak altında toplamak istiyordu. Ordunun başında Buhara’ya yaklaştı. Amuderya nehri üzerinde bulunan Hana kalesini muhasara etti. Kale komutanı, batıni sapık fırkasına mensup Yusuf el-Harezmi, kalenin fazla dayanamayacağını anladı ve teslim olacağını bildirdi. Hain Yusuf, Alparslan ’ın huzuruna çıkarıldığı sırada Sultan’a hücum edip, hançer ile yaraladı. Yusuf’u derhal öldürdüler. Fakat Sultan Alparslan da aldığı yaralardan kurtulamadı. Dördüncü günü, 25 Ekim 1072 tarihinde; “Her ne zaman düşman üzerine azmetsem, Allahü tealaya sığınır, O’ndan yardım isterdim. Dün bir tepe üzerine çıktığımda, askerimin çokluğundan, ordumun büyüklüğünden bana, ayağımın altındaki dağ sallanıyor gibi geldi. “Ben, dünyanın hükümdarıyım. Bana kim galip gelebilir?” diye bir düşünce kalbime geldi. işte bunun neticesi olarak, cenab-ı Hak, aciz bir kulu ile beni cezalandırdı. Kalbimden geçen bu düşünceden ve daha önce işlemiş olduğum hata ve kusurlarımdan dolayı Allahü tealadan af diliyor, tövbe ediyorum. La ilahe illallah muhafazidün resulullah!... ” diyerek şehid oldu. Tahran yakınlarındaki Rey şehrine defnedildi. Yerine oğlu Melikşah geçti.
Alparslan, büyük tarihi zaferlerinin yanısıra, medreseler kurmak, ilim adamlarına ve talebeye vakıf geliri ile maaşlar tahsis etmek, imar ve sulama te’sisleri vücuda getirmek suretiyle de hizmetler yaptı. imam-ı a’zam’ın türbesini, Harezm Camii’ni ve Şadyah kalesi gibi pek çok eser inşa ettirdi. Zamanında; imam-ı Gazali, imam-ül-Haremeyn Cüveyni, Ebu ishak eş-Şirazi, Abdülkerim Kuşeyri, imam-ı Serahsi gibi büyük alimler yetişmişti.
-
habiscan evrimci paleontolog çıktı
-
ucankedi caddedeyim bak
-
hayatim ucuncu sahislar yuzunden
-
bakircan bakir olduğun için
-
modlara bu kadar takıntılı olmak
-
kons dayı yayın acsa la
-
bi pussyde aradigimiz özellikler
-
arwen o gülüşler aşka nasıl bakar
-
dogum gunu kutlayan huur
-
çingenden teknik adam olmaz çingeneden
-
ucankedi benimle polemiğe girme bak
-
çiğ domatesten tiksiniyorum
-
sohbet odalarında soyle bı malık vardı
-
dokuzuncu dereceden memur ivan dmitriç
-
bu gothe taparim aga
-
habiscan bulge bu ferreyu bulursan senı tebrık
-
lipton sus spastik engelli seni
-
genel olarak bir yavaslik var sanki
-
karılardan sevgi dilenen sünepe oçeler
-
taliban lejyoner volunteer
-
rakibin her türlü haltı yer
-
gotcapsivarmi ben sana ozelden yazıyorsam
-
habiscan bulge mod yapan sozlugun
-
saygı güzel ama saydıkça en başta kendini
-
kadinlara ozgurluk verirsen
-
küçüklük videomda çalan şarkıyı
-
inek testisi
-
bakircan hakkında bir tespitim var
-
bakircan para kazanana kadar kizlar bos durmaz
-
bakircanın sorunu kızlar değil
- / 2