• 1 / 1 / 79 entry
  • 0 başlık
  • 0.00 incipuan

mrmarco dötüncü nesil normal

  • 0
    bildiğin yalnızım ben
    sevglim yok halbuki olması lazımdı şurlarda
    bir yerlerde
    Tatlıyım da ha niye böyle oldu bilmem
    Saat sabahın körü mü
    Yoksa elinin körü mü
    bu karamsar bir öngörü mü
    Bilmem
    Bildiğim bir şey varsa
    Oda bu sabah hiçbir şey yemediğim
    Birinin dizine başmı koymak
    Birinin sesine ses olmak
    Bi dilbere kahvaltı hazırlamak
    bana bazen angarya görünse de
    galiba seviyorum bu düzeni
    Ama nerdee?
    Beni sevsenize panpalar
    iki dakka pohpohlasanıza?
    ···
  • 0
    sporlu bi oyun vardı
    AAAAAAAAAAA
    ···
  • 0
    çakma inci radyo
    harbi lan efsaneydi şaka maka. Şakalar elinde duran varsa uplasın amk.
    ···
  • 0
    çakma radyo canlı yaynda dedeler şakası cpsli
    hatırlayan var mı lan?
    ···
  • 0
    sporlu bi oyun vardı
    lan hadi laan. çok güzel bi oyundu.
    ···
  • 0
    çakma radyo canlı yaynda dedeler şakası cpsli
    http://www.youtube.com/watch?v=9wyRo8oZPAs yıl 2010 duygulandım lan bu eleman benim:D
    ···
  • 0
    el salvador
    inci radyodaki bu deli bendim amk bakıyım dedim nolmuş diye vaayy be. burlar duttu dut.
    ···
  • 0
    salvador deli
    inci radyodaki bu deli bendim amk bakıyım dedim nolmuş diye vaayy be. burlar duttu dut.
    ···
  • 0
    sporlu bi oyun vardı
    lan hadi laan. Çok güzel bi oyundu.
    ···
  • 0
    sporlu bi oyun vardı
    yaa hadi beyler el atın yaa
    ···
  • 0
    okulda yaşadğım bir olayı özet geçiyorum
    Her sabah Çarşı Camii`nin arkasındaki harap zaptiye ahırlarının önünden, bir serçe sürüsü gibi, cıvıl cıvıl neşeli geçerdik. Okul biraz daha ileride, alçak duvarlı, oldukça geniş bir avlunun ortasında idi. Bir kattı, etrafında yükselen büyük kestane ağaçlarının birbirine karışmış koyu gölgeleri bütün çatısını kaplardı. Biz daha avlunun kapısından Hoca girmeden Efendinin olup olmadığını, şöyle bir bakar, anlardık:

    -Abdurrahman Çelebi gelmiş mi be?

    -Gelmiş, gelmiş…

    Abdurrahman Çelebi, Hoca Efendinin eşeğiydi. Siyah, huysuz, inatçı bir hayvan… Her sabah bizler gibi erkenden okula gelir, akşama kadar kalır. Evlerimizden, sırasıyla getirdiğimiz kucak kucak otları, yazsa ağaçların, kışsa sol taraftaki abdestlik sundurmasının altında yavaş yavaş yerdi. Ona su vermek, onu tımar etmek okulda bir ayrıcalıktı. Hoca Efendiye kim yaranırsa bunu mükafat olarak kazanırdı. Okulun kapısına dar, taş bir merdivenle çıkılırdı. içeri girilince ta karşı tarafta Hoca Efendinin rahlesi vardı.

    Rahlenin önünde top yavrusu, müthiş tuhaf bir kürek gibi siyah kayışlı, ağır falaka asılı dururdu. Hepimiz kırk çocuktuk. Kızları birkaç ay evvel bizden ayırarak başka yere almışlardı. Sınıf taksimi filan yoktu. Elifbeyi ,amme`yi her şeyi bir ağızdan okuyor, rakamları bir ağızdan sayıyor,bir ağızdan ilahi söylüyorduk. Bütün dersimiz sıkıcı genellikle bir bestenin asla manalarını anlamadığımız güfteleriydi. Hoca Efendi,ak sakallı, uzun boylu, bağırtkan bir ihtiyardı. Yaz kış, her zaman cüppesiz abdest almaya hazırlanmış gibi kolları, paçaları çıplak, sıvalı, yerinde otururdu. Öğleden sonra Çarşı Camii’ni süpürmeye gidip sonra hiç gelmeyen kalfa daha gençti. Müezzinlik de yapıyordu. Bize şeker, leblebi, keçiboynuzu, çiğdem gibi şeyler satardı.

    Gönen’den geldiğimiz günden beri her gün okula devam ediyordum. En başta gelen zevkim falaka tutmak!…Fakat bir gün Hakim Efendi ile setre pantolonlu, asık suratlı biri geldi.
    ···
  • 0
    sporlu bi oyun vardı
    evrim geçirdikten sonra spor yapıyo musun?
    ···
  • 0
    geçen gün başıma ibretlik bir olay geldi
    Ahırın avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hüzünlü şırıltısını işitirdik. Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. Annem, istanbul’a gittiği için benden bir yaş küçük olan kardeşim Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, yaşlı bir adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh’la birlikte onları suya zütürmek, çıplak sırtlarına binmek, ne doyulmaz bir zevkti. Hasan korkar, yalnız binemezdi. Dadaruh onu kendi önüne alırdı. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşumuza gidiyordu. Hele tımar. Bu en zevkli şeydi. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerimde duramaz,
    - Ben de yapacağım! diye tuttururdum.
    O vakit Dadaruh, beni Tosun’un sırtına koyar, elime kaşağıyı verir,
    - Hadi yap! derdi.
    Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdım.
    - Kuyruğunu sallıyor mu?
    - Sallıyor.
    - Hani bakayım?..
    Eğilirdim, uzanırdım. Ama atın sağrısından kuyruğu görünmezdi.
    Her sabah ahıra gelir gelmez,
    - Dadaruh, tımarı ben yapacağım, derdim.
    - Yapamazsın.
    - Niçin?
    - Daha küçüksün de ondan…
    - Yapacağım.
    - Büyü de öyle.
    - Ne zaman?
    - Boyun at kadar olduğunda….
    At, ahır işlerinde yalnız tımarı beceremiyordum. Boyum atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının düzenli tıkırtısı Tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Höyt..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı. Ben bir gün yalnız başıma kaldım. Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. içimde bir tımar etmek hırsı uyandı. Kaşağıyı aradım, bulamadım. Ahırın köşesinde Dadaruh’un penceresiz küçük bir odası vardı. Buraya girdim. Rafları aradım. Eyerlerin arasına falan baktım. Yok, yok! Yatağın altında, yeşil tahtadan bir sandık duruyordu. Onu açtım. Az daha sevincimden haykıracaktım. Annemin bir hafta önce istanbul’dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen kaptım. Tosun’un yanına koştum. Karnına sürtmek istedim. Rahat durmuyordu.
    - Sanırım acıtıyor? dedim.
    Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine baktım. Çok keskin, çok sivriydi. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başladım. Dişleri bozulunca yeniden denedim. Gene atların hiçbiri durmuyordu. Kızdım. Öfkemi sanki kaşağıdan çıkarmak istedim. On adım ilerdeki çeşmeye koştum. Kaşağıyı yalağın taşına koydum. Yerden kaldırabildiğim en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başladım. istanbul’dan gelen, üstelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezdim, parçaladım. Sonra yalağın içine attım.
    Babam, her sabah dışarıya giderken bir kere ahıra uğrar, öteye beriye bakardı. Ben o gün gene ahırda yalnızdım. Hasan evde hizmetçimiz Pervin’le kalmıştı. Babam çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı gördü; Dadaruh’a haykırdı:
    - Gel buraya!
    Soluğum kesilecekti, bilmem neden, çok korkmuştum. Dadaruh şaşırdı, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babam bunu kimin yaptığını sordu. Dadaruh,
    - Bilmiyorum, dedi.
    Babamın gözleri bana döndü, daha bir şey sormadan,
    - Hasan dedim.
    - Hasan mı?
    - Evet, dün Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi.
    - Niye Dadaruh’a haber vermedin?
    - Uyuyordu.
    - Çağır şunu bakayım.
    Çitin kapısından geçtim. Gölgeli yoldan eve doğru koştum. Hasan’ı çağırdım. Zavallının bir şeyden haberi yoktu. Koşarak arkamdan geldi. Babam pek sertti. Bir bakışından ödümüz kopardı. Hasan’a dedi ki:
    - Eğer yalan söylersen seni döverim!
    - Söylemem.
    - Pekâlâ, bu kaşağıyı niye kırdın?
    Hasan, Dadaruh’un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktı! Sonra sarı saçlı başını sarsarak,
    - Ben kırmadım, dedi.
    - Yalan söyleme, diyorum.
    - Ben kırmadım.
    - Doğru söyle, darılmayacağım. Yalan çok kötüdür, dedi. Hasan inkârda direndi. Babam öfkelendi. Üzerine yürüdü “Utanmaz yalancı” diye yüzüne bir tokat indirdi.
    - zütür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin’le otursun! diye haykırdı.
    Dadaruh, ağlayan kardeşimi kucağına aldı. Çitin kapısına doğru yürüdü. Artık ahırda hep yalnız oynuyordum. Hasan evde hapsedilmişti. Annem geldikten sonra da bağışlanmadı. Fırsat düştükçe, “O yalancı” derdi babam. Hasan yediği, tokat aklına geldikçe ağlamaya başlar, güç susardı. Zavallı anneciğim benim iftira atabileceğime hiç ihtimal vermiyordu. “Aptal Dadaruh, atlara ezdirmiş olmasın?” derdi.
    Ertesi yıl annem, yazın gene istanbul’a gitti. Biz yalnız kaldık. Hasan’a ahır hâlâ yasaktı. Geceleri yatakta atların ne yaptıklarını tayların büyüyüp büyümediğini bana sorardı. Bir gün birdenbire hastalandı. Kasabaya at gönderildi. Doktor geldi. “Kuşpalazı” dedi. Çiftlikteki köylü kadınlar eve üşüştüler. Birtakım tekir kuşlar getiriyorlar, kesip kardeşimin boynuna sarıyorlardı. Babam yatağın başucundan hiç ayrılmıyordu.
    Dadaruh çok durgundu. Pervin hüngür hüngür ağlıyordu.
    - Niye ağlıyorsun? diye sordum.
    - Kardeşin hasta.
    - iyi olacak.
    - iyi olmayacak.
    - Ya ne olacak?
    - Kardeşin ölecek! dedi.
    - Ölecek mi?
    Ben de ağlamaya başladım. O hastalandığından beri Pervin’in yanında yatıyordum. O gece hiç uyuyamadım. Dalar dalmaz, Hasan’ın hayali gözümün önüne geliyor “iftiracı! iftiracı!” diye karşımda ağlıyordu.
    Pervin’i uyandırdım.
    - Ben Hasan’ın yanına gideceğim, dedim.
    - Niçin?
    - Babama bir şey söyleyeceğim.
    - Ne söyleyeceksin?
    - Kaşağıyı ben kırmıştım, onu söyleyeceğim.
    - Hangi kaşağıyı?
    - Geçen yılki. Hani babamın Hasan’a darıldığı…
    Sözümü tamamlayamadım. Derin hıçkırıklar içinde boğuluyordum. Ağlaya ağlaya Pervin’e anlattım. Şimdi babama söylersem, Hasan da duyacak belki beni bağışlayacaktı.
    - Yarın söylersin, dedi.
    - Hayır,. şimdi gideceğim.
    - Şimdi baban uyuyor, yarın sabah söylersin. Hasan da uyuyor. Onu öpersin, ağlarsın, seni bağışlar.
    - Pekala!
    - Haydi şimdi uyu!
    Sabaha kadar gene gözlerimi kapayamadım. Hava henüz ağarırken Pervin’i uyandırdım. Kalktım. Ben içimdeki zehirden vicdan azabını boşaltmak için acele ediyordum. Yazık ki, zavallı suçsuz kardeşim, o gece ölmüştü. Sofada çiftlik imamıyla Dadaruh’u ağlarken gördük. Babamın dışarıya çıkmasını bekliyorlardı.
    ···
  • 0
    sporlu bi oyun vardı
    yaa futbol basketbol atletizm gibi oyunlar
    ···
  • 0
    sporlu bi oyun vardı
    hayır lan newsukul bi oyundu
    ···
  • 0
    sporlu bi oyun vardı
    basketbol futbol her oyunu oynuyodun filan ismi tuhaf bi oyundu. neydi.
    ···
  • 0
    sporlu bi oyun vardı
    basketbol futbol her oyunu oynuyodun filan ismi tuhaf bi oyundu. neydi.
    ···
  • 0
    düşene bi tekme fm
    sadfghjklşi,
    4
    ···
  • 0
    düşene bi tekme fm
    üşene bi tekme fm" hakkında kafam bir tanım veya verebileceğiniz bir örnek var eklemekten çekinmiyorum
    ···
  • 0
    düşene bi tekme fm
    düşene bi tekme fm" hakkında kafam bir tanım veya verebileceğiniz bir örnek var eklemekten çekinmiyorum
    ···
  • 0
    düşene bi tekme fm
    düşene bi tekme fm" hakkında kafam bir tanım veya verebileceğiniz bir örnek var eklemekten çekinmiyorum
    ···
  • 0
    iddaadan kazandım birazını dağıtıyorum
    http://www.mixcloud.com/dusenebitekme/
    ···
  • 0
    düşene bi tekme fm
    düşüne bi tekme fm" hakkında kafam bir tanım veya verebileceğiniz bir örnek var eklemekten çekinmiyorum
    ···
  • 0
    düşene bi tekme fm
    düşüne bi tekme fm" hakkında kafam bir tanım veya verebileceğiniz bir örnek var eklemekten çekinmiyorum
    ···
  • 0
    düşene bi tekme fm
    radyo şeyi kayıtlar otuz dakika kafa adam dinleyin la bi çocuğuu destek verelim...

    http://www.mixcloud.com/dusenebitekme/
    ···
  • daha çok