ingiliz Derin Devletinin islam Birliği’ni Önleme Çabaları
ingiliz derin devletinin en büyük kabusu Almanya’nın, Osmanlı’nın “Panislamizm” politikasını desteklemesiydi.50 Eğer Osmanlı’nın islam ülkeleri üzerinde yeniden canlandırmaya çalıştığı bu birlik ruhu başarıya ulaşacak olursa, ingiliz derin devletinin bölge üzerinde yüzyıldır uyguladığı projeler hezimete uğrayacaktı. Buradan da ingiliz derin devletinin nihai amacının, kendisi için en büyük tehdit olarak gördüğü islam Birliği’nin oluşumunu engellemek olduğu anlaşılmaktadır.
ingiliz derin devletinin küresel zulüm ve sömürü düzeninin başındaki deccaliyet, varlığına en büyük tehdit olarak ilahi hak ve adaletin temsilcisi olan sarsılmaz bir islam Birliği’ni görmektedir. islam Birliği’ni kuracak ve başına geçecek olan Hz. Mehdi (as)’ın da deccaliyet sistemini yok edeceğini çok iyi bilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav)’in 1400 yıl öncesinden Hz. Mehdi (as)’ın istanbul’dan çıkacağını alametleriyle bildirmesi, deccaliyetin neredeyse iki yüzyıldır bütün ilgi ve dikkatini bu noktaya yoğunlaştırmıştır. Bu nedenle, Türkiye’yi parçalayıp istanbul’u ele geçirmek deccali sistem için günümüze kadar süren en büyük hedef ve “Megalo idea” haline gelmiştir. Ancak bilinmelidir ki, deccal taraftarlarının bu amaçla geliştirdiği karmaşık ve çok aşamalı tüm plan, proje ve stratejiler, her seferinde Mehdiyete zemin hazırlamaktadır. Nihai olarak da tüm bunlar, Allah’ın izniyle, Hz. Mehdi (as)’ın zuhur edip dünyaya huzur ve adalet getirmesine vesile olacaktır.
Deccali sistemin taraftarları, son derece üstün bir zekayla ve her türlü dünyevi imkan ve şeytani destekle hareket etmelerine rağmen, aynı derecede de akılsızlık sergilediklerinden, Allah’ın sonsuz aklını ve Allah’ın planının tüm planların üzerinde olduğu gerçeğini görememektedirler. Bu yüzden deccali sistem, her daim yenilmeye ve yok olmaya mahkumdur. Batıl, hakkın karşısında daima yenik düşmüştür ve öyle de olacaktır.
(Allah) Gökten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. Sel de yüze vuran bir köpük yüklendi. Bir süs veya bir meta sağlamak için ateşte üzerine yakıp-erittikleri şeyler (madenler)de de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. işte Allah, hak ile batıla böyle örnekler verir. Köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır. işte Allah örnekleri böyle vermektedir. (Rad Suresi, 17)
inkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.
(Enfal Suresi, 73)
Dipnotlar:
46. Aşağıda 1890-1913 periyodu için verilen rakamlar Almanya’nın neden durdurulması gerektiğinin önemli göstergeleridir. Bu bağlamda ifade edilen yıllar arasında ingiltere’nin nüfusu 37,4 milyondan 45,6 milyona çıkarken, aynı dönemde Alman nüfusu 49,2’den 66,9 milyona çıkmıştır. Demir, çelik üretimi ingiltere’de 8 milyon tondan 7,7 milyona düşerken, Almanya 4,1’den 17,6 milyona çıkarmıştır. Keza kömür tüketiminde de benzer bir tablo olup ingiltere belirtilen dönemde tüketimini 145 milyon tondan 195 milyona, Almanya da 71 milyon tondan 187 milyon tona çıkarmıştır. – Paul Kennedy, Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri, Çev. Birtane Karanakçı, 12. Baskı, istanbul: iş Bankası Yayınları, 2010, s. 248-250
47. Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni, l. Cilt, 5. Baskı, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1971, s.73
48. Gary Allen, None Dare Call It A Conspiracy, New York: Buccaneer Books, 1971, s. 92-93
49. “ingiliz Ordusu’ndan Türkiye’ye Müdahale Hazırlığı”, Odatv, 29.07.2016,
http://odatv.com/ingiliz-...hazirligi-2907161200.html
50. 1898 yılında Osmanlı imparatorluğu’nu ziyaret eden Almanya Kayseri 2. Wilhelm, bu ziyareti esnasında Şam’a da gitmiş ve burada Selahattin Eyyübi’nin türbesini ziyaret etmiştir. Ziyareti esnasında yaptığı “Yüce Sultan ve O’nu halife olarak bağırlarına basan tüm dünyaya yayılmış 300 milyon Müslüman halkını temin ederim ki, Almanya’nın Kayseri ilelebet onların dostu olacaktır.” Sözüyle Almanya’nın, Panislamizm politikasını destekleyeceğini göstermiştir. Sean McMeekin, Berlin Bağdat Demiryolu, Çev. Azize F. Çakır, istanbul: Picus Yayınları, 2012, s. 31