1. 51.
    +1 -1
    bir kovboy misali kapıyı usulca açıp içeri giriyorum. girişte masalara yerleştirilmek için bekleyen konuklar var, selam vererek resepsiyon gibi olan yere doğru ilerliyorum. konuklar için masaları ayarlıyorlar. benim yaşlarımda bir çocuk çarpıyor gözüme, ciddi bir şekilde yanına yaklaşıyorum, "ben bir j1 öğrencisiyim, bir önceki işimden çıktım, şimdi kendimi daha iyi geliştirebileceğim bir iş arıyorum." dedim. aşırı ciddi olunca bin benim taklitimi yapıp "tabiki efendim, bu formu doldurur musunuz?" dedi, 175 amk bini vursam yıkılacak, gerçi burada bu tip şeyler şaka, ama stresten şakayı gerçeği ayırt edemiyorum tabi.
    oturdum, rutin şeyler ak. 2 gün içinde dönmeye yarayan ama asla dönülmeyen bir form. tam o anda menejer olduğunu anladığım bir bayan, ortalarda gezinen nur yüzlü, hafif yaşlı ama güzel bir bayana seslendi. eliyle "1 dakika" işareti yapıp az sonra döndü. beni kenara çekti, ses tonu gerçekten harika. insanı destekleyen güzel bir ses tonu. arada "lütfen devam et." "gerçekten mi?" "hmm" "tamam" falan diyor çok hoşuma gitti rahat rahat konuştum. ingilizce'yi kasmadan akışına bıraktığım ilk an bu andı. speaking'i gerçek anlamıyla yaptığım, kafamda nesnenin, fiilin, objenin, preposition'ın, bağlacın vs. yerini ayarlamadan konuştuğum ilk konuşma buydu. bana okulumu sordu, dedim işte itü, türkiye'nin iyi okullarındandır vs. spor yapıp yapmadığımı sordu vs. hobilerimi sordu. daha birçok şey sordu. yanıtladım. yarın gel bulaşık bölümünden başla dedi. havalara uçtum dıbına koyim. "sonsuz teşekkürler" falan diyorum çok sevindim. bulaşık mulaşık, öbür işin stresini çekip her gün milletin ağız kokusunu çekmekten iyidir.
    ···
   tümünü göster