+14
-7
“oğlum nereye bu halde?”
“n'oldu dede, beyoğlu'na gidiyorum”
“bu halde?!”
“yine başlama dede, ne var bu sefer halimde?”
“biz eskiden beyoğlu'na giderken kıyafetimize çok dikkat ederdik. sen şu haline bak. toplantıya gidiyorsun sanki!”
“dede artık böyle giyiniyor herkes. alış artık. hem hep söylerdin, senin babaannen de sana laf edermiş. pantolon zütünden düşüyor diye. değişmiyor bunlar. sen onlara farklı geldin, ben sana farklı geliyorum.”
“dedeye züt denmez. elimin tersine yakınsın.”
“özür dilerim dede.”
“neyse, çantanı göster bana!”
“ne çantası?”
“taksim'e çıkarken yanına aldığın... ”
“cüzdan var yanımda sadece.”
“e maskeyi üstünde mi taşıyacaksın bu sıcak havada.”
“ne maskesi?”
“ne demek ne maskesi? biz senin yaşındayken maskesiz çıkmazdık istiklal caddesi'ne!”
“eskidenmiş onlar. artık gerek yok. böyle giyinmek yetiyor.
“ulan iş adamı gibi giyim mi olur? biraz gençliğini bil. salaş giyin. çapulcu derlerdi eskiden bize.”
“off... biliyorum milyon defa anlattın.”
“yaa, sıkıldın demek. yaşlı adam tekrarlıyor yine kendini ha? yazık senin için yediğim gazlara, bin kurusu!”
“öyle demek istemedim. hem benle ne alakası var. sen demiyor muydun bir yerden sonra kafa yaptığı için devam ettik diye?”
“orası seni ilgilendirmez. gazın keyif verici olması senin geleceğin için oraya gitmediğim anldıbına gelmez.”
“tamam dede. neyse ben çıkçam beş dakkaya. arkadaşım beni almaya gelecek.”
“kimlerle gidiyorsun? yeterince para var mı yanında?”
“sevgi, canan ve vedat var.”
“davulcu?”
“kim davulcu?”
“neyse, solüsyonun hazır mı?”
“hayda başladık gene. yok çantam dede. solüsyonum da yok. maskem de yok. poşum da yok.”
“sen allah bilir düzgün slogan da bilmiyorsundur.”
“slogan ne?”
“hay allah'ım... ne hallere geldi gençlik. şu sprey boyayı al da duvarlara söylediğim bir iki şey yaz. artık belim çok ağrıyor. geceleri çıkıp, sonra polisten kaçmak zor geliyor.”
“dede saçmalama cezası çok büyük o işin”
“ne tak yiyorsunuz taksim'de anlamıyorum hiç. talcid'li solüsyonu hazırlamayı öğrettim sana. hatırlıyorsun değil mi oranları?”
“biz sinemaya filan gidiyoruz dede. belki ıslak hamburger yeriz. hem talc... ”
“kızılkayalar'da mı?”
“öyle bir yer bilmiyorum. görmedim hiç. diyecektim ki talcid artık reçeteyle satılıyor.”
“hehe... biliyorum. bizim jenerasyondan dolayı öyle oldu. biber gazına hem iyi gelince hem de biber gazının keyif vermesine yol açınca, reçeteye bağladılar.”
“biliyorum, bunu da anlattın.”
“iyi bin kurusu. bir daha anlatmicam bir şey. defol git hadi... ”
“gelmedi vedat daha. gelsin gitçem. diğerleriyle de meydanda buluşacakmışız. hem kızma bana bir şey demiyorum.”
“nasıl buluşacaksınız diğerleriyle?”
“duran adam heykelinin önünde.”
“hmmpffmpfm... ”
“tamam dede... söyle ne diyeceksen.”
“duran adam da bizden!”
“biliyorum.”
“her bir taku biliyorsun, ama taksim'e nasıl çıkılacağını bilmiyorsun.”
“... ”
“poma'nın balığını verdin mi?”
“verdim dede... ”
“poma'nın isminin nerden geldiğini anlatmış mıydım?”
“polise müdahale şeysi mi neydi?”
“polis olaylarına müdahale aracı! öğren artık”
“benim asıl merak ettiğim isminden ziyade herkes kedi köpek beslerken, sen neden evde penguen besliyorsun?”
“daha sonra anlatırım. rahmetli anneannenin hediyesiydi olayların sene-i devriyesinde.”
“tamam... gelmiş vedat. dede ben geç gelirim sen beni bekleme. yarın sabah kahvaltıda görüşürüz”
“bak ethem... biz beyoğlu'na gaz maskesiz çıkmazdık. talcid'li solüsyonumuz yüzme gözlüklerimiz vardı. kıyafetlerimiz rahattı. organize olmasını bilirdik. yumruklarımız hazırdı, her an havaya kaldırmak için. aynı anda aynı sloganı atmayı bilirdik. duvar yazılarıyla konuşurduk. mizahımız had safhadaydı. hafta sonları sevgililerimizle el ele direnişe, hafta içleri de forumlara giderdik. böyle çıkılmaz beyoğlu'na.”
edit: arkadaşlar ekşiden alıntıdır, çok tepki geldi sanırım.