1. 1.
    0
    birinci bölum;

    O gün günlüğüme satırlaraca kelime yazıldı. Tüm hayal ve ümitlerin ışığında. Bir ocak gecesinin karanlığını sadece hayallerim ve sevgim aydınlatıyordu. Benim onda göremediğim duygular.
    Kafamda binlerce düşünce ve fikir. Şeytan sol kulağıma usulca fısıldıyor “Platonik ama değmez ona… Yazık sana… Hepsi yalan”. Bir an soğuk bi odada olduğumu hatırladım. Onun hayallinin bile ne kadar içimi ısıttığını anladım. Ama artık ısıtmıyordu. içimi pişmanlık ve acı kaplamıştı. Gecenin kasveti içime işlemişti sanki…
    Sonra gökyüzüne tekrar döndüm. Kutup yıldızı, insanlara yol göstermek için tüm benliği ile parlıyordu. Aramızda milyonlarca ışık yılı olsa bile sanki derdimi anlamış gibiydi, yanıbaşımda olup beni anlamaktan yoksun insanlığa lanet okurcasına. Daha parlaktı sanki, beni teselli etmeye çalışıyordu…
    Gökyüzünde bir yıldız, ipini kopartmış boğa edasıyla kayıyordu. Gözümün önünden o geçiverdi, hunharca. Dileğimi tutum ve içimden bi nutuk atıverdim. “Bu gün belkide kaybettin. Ama bu çivisi çıkmış dejenere jenerasyon onu bi sevgili arayışı içerisine soktuğunda, karşısında en mantıklı belkide tek müstakbel aday sen oluvereceksin. O gün geldiğinde tüm, acı ve öfkeni hiç eyleyip, egolarından sıyrılarak ona laik olduğu sevgiyi verdiğinde mutlak zafer senin olacaktır. “
    O gün keşke yaşanmasaydı, her gece kafamı yastığa koyduğumda o kalbimde ve zihnimde olmasaydı. Keşkelerden başka bi takum olmayan dünyama bi keşke daha eklemişti. Onu kalbimden olmasa bile zihnimden silmeye kalkıştığımda; ona olan aşkım ile zehirlenen hastalıklı zihnimden aldığım “error” mesajları, kalbimi dahada yaralıyıveriyordu. Izdırap içinde kıvranırken uyuya kaldığım geceler gibi.
    Rüyalarımın en gözde yerlerinde yine o. Hayatımın her saniyesinde çektirdiği ızdırap yine rüyalarımda da hunharca kendisini gösteriyordu. Ama rüyalarımda bile bana uzak olan bi mahlukat sahici dünya’da nasıl yanı başımda olabilirdi ki? Bu ve niceleri, sadece beyninin %2′sini kullanabilen ben ademoğlunu yeterince uğraştırmıyormuyordu? Sabahlara kadar derin acılarla cebelleşip, binbir türlü senaryolar oluşturuyordum. Yarın o “dattluu mu, dattluu” bedenin karşısında senaryolarımın ve duygularımın duman olup istânbul’un kirli sokaklarında kaybolacağını bile bile.
    Ama bir gün farklıydı. Benimle ne şefkatli konuşuyordu. Deyim yerindeyse ağızından bal damlıyordu. Sanki hayatı boyunca hiç kar görmeyen küçük bir kız edası ile, cümlesini bitiriverdi, tüm kahpeliği ile “Murat ben seni sevmiyorum. Ben Ser…”. Bitiremedi cümlesini, yarım kaldı yazık…

    nasıl amk yorumları alayım...
    ···
   tümünü göster